Yazarlar Anayasa tartışmaları

Anayasa tartışmaları

Müfit Yüksel
Müfit Yüksel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Anayasa'nın değiştirilmesi konusu, uzun zamandır, sürekli gündeme getirilir. Ancak 12 Eylül Anayasasında köklü bir değişiklik bugüne değin yapılamadı. Gerçi, bir hayli maddesi değiştirildi. Özellikle, 2010 Referandumunda birçok maddede değişiklikler söz konusu oldu. Ancak, Anayasanın omurgası hep korunarak bugünlere gelindi. Türkiye'de, Anayasalar olağanüstü dönemler veya askeri idareler devirlerinde yapıldı. 1924, 1960 ve 12 Eylül Anayasası tümü bu şekilde yazılıp yürürlüğe kondu. Sivil irade bugüne değin, yeni bir anayasaya, ya da çok köklü bir Anayasa değişikliğine henüz imza atamadı. Askeri ve ideolojik vesayetler, Siyasi/ideolojik kutuplaşmaların etkisi, 20'li, 30'lu yılların resmi ideolojisinin bugüne değin etkisini ve gücünü bir şekilde sürdürebilmesi, dış faktörler, ne derse densin, tümü böyle bir teşebbüsün önünü her zaman için kesti.
Son dönemde tartışmalar Başkanlık sistemi ve Laiklik konularında temerküz etti. Başkanlık sisteminin şahsa endeksli olup olmaması meselesi ise ön plana çıkarıldı. Gerçi Türkiye'deki mevcut anayasa şahsa özel/referans olma/verme bağlamında pek benzeri olmayan bir anayasa. Türkiye anayasası bir yandan, Osmanlı'dan beri gelen Batılılaşma serüveninin bir neticesi olarak ortaya çıkıp şekillenmişken, diğer yandan hiçbir Batılı anayasada yer almayan şahıs vurgusu yapan, şahsın ideolojik düzlemini/ilkelerini esas alan bir anayasadır. Bugün, ABD'de George Washington'a, Almanya'da Prens Bismarck'a, İtalya'da Amiral Garibaldi'ye vurgu yapan onların ismini refere eden bir anayasa bulunmamaktadır. Hatta İsrail anayasası bile kurucusu Ben Gurion'a veya Theodore Herzl'e refere eden bir anayasa değildir.
Türkiye'de hala şahsın adı ile anılan bir ideolojiyi esas alan ona “temel ilkeler” olarak vurgu yapan bir anayasa ile karşı karşıyayız. Anayasanın başlangıç maddesi ile ile ilk dört maddesi zaten başlı başına bu anlamda ciddi bir problem teşkil etmektedir. Ülkenin tek-tip vatandaş öngören Jakoben resmi ideolojisini iliklerine kadar yansıtan maddeler halindedir. Yine, özellikle Anayasanın, 20'li, 30'lu yıllara ait ideolojik reformları teminat altına alan 174. Maddesi tümü ile birlikte, bariz bir surette ülkedeki tüm faklı toplum kesimlerini hazmedemeyen, baskı altına alıp ötekileştiren, inciten bir niteliktedir.
Konuya ilişkin, daha önceki yıllardaki makalelerimizde vurguladığımız gibi, anayasada asıl sorun neyin yer alması değil, nelerin yer almaması gerektiğidir. Türkiye anayasasının Siyasete ve topluma yansıyan problemlerinin kaynağını var olan maddeler oluşturmaktadır. O yüzden asıl tartışılması gereken, Anayasada nelerin yer almaması gerektiğidir.
Ülkede dindar Müslümanlar başta olmak üzere, farklı toplum kesimleri hep anayasada var olan maddeler, vurgular yüzünden devlet sopasına, problemlere/trajedilere maruz kaldılar. Katı ideolojik vurguların, hem de şahsa özel vurgular yapan bir anayasa ile karşı karşıyayız. Üstelik ülkenin birlik ve bütünlüğünün korunması hususu da bu ideolojik vurgulara dayandırılarak ifade ediliyor. Bir yandan tek-tip yurttaş oluşturmayı hedef alan ideolojiye vurgu yapılıp, tüm tarihten gelen çeşitlilik ve farklılıklar dışlanıp ötekileştirilirken, Din/İnanç başta olmak üzere, ülkenin/toplumun hamurunu oluşturan temel kimlikler dışlanıp, yok sayılırken, ötekileştirici bir dil kullanılırken, diğer taraftan bu ideolojinin ülkede birlik ve beraberliğin korunmasının güvencesi olduğu vurgusu ile çelişki sergilenmektedir.
Tek başına, başlangıç maddelerinin yanı sıra, 174. Maddenin koruduğu Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat ve 30 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanunlar bile bir çok sorunun çözümüne engel teşkil etmektedir. Geniş toplum kesimlerini ötekileştirip rencide etmektedir.
Bu çerçevede öncelikle anayasanın çeşitli toplum kesimlerini rencide/rahatsız eden maddeleri masaya yatırılıp müzakere edilerek, anayasada nelerin yer almaması gerektiği konusu merkeze alınmalıdır. Aksi takdirde Kürt Sorunu, Alevilik başta olmak üzere birçok sorunun çözümünü daha da zorlaştıracaktır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.