Yazarlar Gökdelenler neyimiz olur?

Gökdelenler neyimiz olur?

Müfit Yüksel
Müfit Yüksel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Osmanlı devletinin son demlerinde, ülkenin yaşadığı çöküntü ve felaketlere ilişkin yazılan eserlerin birçoğu sebep olarak koro halinde Osmanlı''nın Batı''daki fen ve teknolojiye sahip olamamasını gösterir ve çare olarak da, batıdaki gibi bir fen ve teknolojiye dahası Batı''da var olan medeniyet seviyesine sahip olabilecek bir batılılaşma projesi sunar. O dönemin İslamcılarında bile bu havayı ağırlığıyla görmek mümkün. İslam''ın aslında yanlış yorumlandığı, Din''in, Fen ve teknolojinin her türlüsüne açık olduğu bu manada ilerlemeciliği (The Idea Of Progression) öngördüğü sıkça ifade edilir. Hatta bunlardan, İsmail Sıdkı Bey "Hayya Ale''l-Felâh" adlı eserinde Kur''ân-ı Kerîm''den âyetler ve Hadis-i şerif örnekleri getirerek İslam''ın batılı tarz teknoloji ve teknolojik ilerlemeyi öngördüğünü isbata çalışır. Daha da ileri giderek, Kur''ân''ın nasıl şimendüferler, tayyareler ve uzun menzilli ateşli silahlar yapmayı emrettiğini sürekli vurgulama gayreti içinde olur.

Batı Avrupa''nın uzak denizlerde hakimiyet, sömürgecilik dönemi ile büyük güç olarak yükselişi, aydınlanma düşüncesinin gelişimi ve etkisi, İngiltere''de başlayan sanayi çağı ve bununla paralel olarak, 16. yüzyılın ikinci yarısında, İnebahtı ve Umman Denizi''ndeki yenilgilerle uzak denizlere açılma şansını yitirip, Akdeniz''e hapsolan Osmanlı''nın zamanla çöküşe geçmesi, insanımızda kuşaklar boyunca, ciddi bir yenilgi psikolojisi/kompleksi oluşturdu.

Birçok kuşak bu yenilgi psikolojisi/kompleksi ile eziklik içinde büyüdü. Burada aranan tek şey güçtü ve belirleyen de güç istenciydi (Desire Will To Power). İnsanımızda değerlerin temelini güç istenci oluşturdu. Başkaca bir değer neredeyse aranmadı. Bundan dolayı, Batı uygarlığının ve teknolojisinin sakıncalarını, aslında insanı Allah''a (C.C), imana, kendi fıtratına/tabiatına, çevresindeki doğaya yabancılaştıran (Alienation) temelleri, yanısıra yol açtıkları çevre sorunları ekolojik felaketleri, bazı entelektüel mahfiller dışında, toplumumuz hiç sorgulamadı.

Kuşaklar boyunca insanımız, özellikle muhafazakâr cemaatlere mensup bireylerimiz ileri teknolojiye yönelik hayranlık ve istem ile büyüdüler. Batı standardlarında yüksek mühendis olmak çoğunun hayallerini süsledi. Çocukluklarında, UN/BM binası başta olmak üzere, New York''un göz kamaştıran gökdelenleri, Japonya''nın hızlı trenleri, sesten hızlı Concordé uçaklarının resim ve hayalleri ile büyüdüler. Herşey "Biz bunları nasıl yapamıyoruz, biz de mutlaka bunları yapabilmeliyiz. Bu teknolojik güce erişebilmeliyiz. Bizim de Japon trenlerimiz, Manhattanlarımız, Chikago ve Dallaslarımız olmalı" şeklinde nisbetleşme duygusuna dayalı cümlelerde düğümleniyordu. Ya da camiamız içerisinde daha ileri gidip, bir gökdelen resmine bakarak "Şurada bir dairem olsaydı,Dünya''da başka bir şey istemezdim" diyen birçok insana rastlamışımdır. O yüzden camiamız ve muhafazakar/dinî cemaatler sadece çok sayıda mühendis çıkardılar. Fakat, bu cemaatlerden, gruplardan bugüne kadar ne dünya çapında bir entelektüel/mütefekkir ne de bir din âlimi yetişti.

Son 20 yıldır İstanbul ve Ankara''da çoğalan/yoğunlaşan gökdelen yapılaşması, betonlaşma ürkütücü düzeylere varmış durumdadır. Her tarafta çok yüksek gökdelenler peşisıra yapılmakta sanki bir nisbetleşme duygusuyla bir güç göstergesi olarak inşâ edildikleri hissi bizde hakim olmaktadır. Hele buna rant merkezli bir pragmatizm de eklenince bunun ürkütücü boyutları daha da büyümektedir. Bu baş döndürücü hızla gelişen sürecin Mahzurları, ekolojik dengeye, Cenab-ı Hakk''ın (C.C) bir ni''met olarak bahşettiği tabiata, tabii çevreye verdiği/vereceği zarar ve olumsuz yönler neredeyse hiç hesab edilmemektedir.

Türkiye''de CHP geleneğine sahip sol iktidarlar, yönetimler ülkeye neredeyse çivi bile çakmadı. CHP/Sol iktidarlar döneminde ülkenin birçok yeri adeta enkaza döndü, eski Doğu Bloku ülkelerine benzer şekilde şehirler bakımsızlığa maruz kaldı, bakımsızlıktan binalar döküldü, yollar yapılmadı üretim düştü, temel gıda maddeleri sıkıntıları, karaborsa, yağ, gaz, şeker kuyrukları görüldü, evlerde sular akmaz oldu. Yaptıkları tek icraat Kadıköy, Beyoğlu İstiklal Caddesi, Nişantaşı, Ankara''da Sakarya Caddesi, Yüksel Caddesi gibi Türkiye''de tek-parti dönemi resmi ideolojisi ile özdeşleşen, laik elit azınlığın simgesel mekanlarında bu elit azınlık kültürünü yeni kuşaklarda yaşatmağa ve kendi kültürel merkezlerini oluşturmaya yönelik sokak ve cadde uygulamaları oldu.

1950''den beri sağ veya muhafazakâr iktidarlar ise, yol, su, baraj, yapı, bakım, bayındırlık olarak CHP/Sola çok büyük fark atacak başarılı icraatlarda bulundular Ancak, insan faktörünü ve Cenâb-ı Hakk''ın (C.C) bir nimeti olan doğal çevreyi, ekolojiyi hemen hemen hiç nazar-ı itibara almadılar.Birkaç asırlık yenilgi psikolojisine dayalı nisbetleşme duygusu, "Batının kültür, örf ve adetini almayalım, ama fenn, teknoloji ve medeniyetini alalım" önermesi ile özdeşleşen anlayış ile ,50-60 yıllık dönem içinde, bu anlamda iyi bir sınav verilmedi. İstanbul gibi çok önemli bir şehir/vilâyetin beton yağmasına uğramış bir kent görüntüsüne bürünmüş olması hiç de iç açıcı bir durum değildir. Ankara''da, Konya''da, Bursa''da, Kayseri''de birbiri ardına yükseltilen gökdelenlerle neyin çözülmesi amaçlanıyor? Dün, İstanbul''da Polat Tower''daki ucuz atlatılan yangın bile gökdelenlerin kent yaşamında ne kadar büyük riskleri/sakıncaları beraberinde getirdikleri görülmektedir.Bugün gökdelenlerin anavatanı olan ABD''de bile yüzelli yıllık gökdelen tecrübesinin mahzurları, yoğun betonlaşma yol açtığı ve çevre sorunları, özellikle 11 Eylül saldırıları akabinde, artık bir çok ortamda dile getirilmekte, modernleşmenin teorik temelleriyle birlikte sorgulanmaktadır.

Ancak Türkiye''de, başta İstanbul olmak üzere şehirlerde çok yüksek katlı bina ve gökdelen furyası, çok yoğun betonlaşma hızlanarak sürmektedir.Üstelik yol açacağı yeni kent yaşam biçimi ve mahzurları konusu hiçbir şekilde gündeme gelmemektedir.hele, tabiatın, doğal çevrenin Hakk Taâla''nın (C.C) insana/insanlığa bahşettiği nimet olmasına inanan muhafazakâr dindarların bunu çok büyük oranda hızlandırması kabul edilebilir değildir. Muhafazakâr/Dinî cemaat ve gruplar öncelikle bunu sorgulamalıdır.Üstelik, bu şekilde yüksek bina yapımı bizzat bazı ehâdis-i şerifede kıyamet alametleri arasında zikredilip zemmedilmişken..

Muhafazakâr/Dinî gruplarca "Bir Elinde Kur''ân, Bir Elinde Yüksek Teknoloji/High Tech" zihniyeti ile ''yüksek mühendis'' kuşaklar yetiştirme proje ve tecrübesi termelden sorgulanmalıdır. Hicâz''da, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere''de, İslâm''ın kalbinde, birbiri ardınca yapılan çok yüksek katlı gökdelenler, Towerlar ve inanılmaz betonlaşma ise ayrı bir yazı konusu..

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.