Yazarlar Kürtler Ve Milli Görüş-2

Kürtler Ve Milli Görüş-2

Müfit Yüksel
Müfit Yüksel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Abbasi hilâfet geleneğine bağlılık, kırılma ve kopuşun önündeki en önemli engeldi. 1924''te hilâfetin kaldırılması, Tevhid-i –Tedrisât kanunu ile medreselerin kapatılıp yasa dışı ilan edilmesi Kırılma ve kopuşun fiiliyata geçmesine yol açtı. Batı bölgelerinde bu yeni inkılaplar ve sisteme yönelik yerel düzeydeki tepkiler merkezin etki alanı içinde olmaları dolayısıyla kanla da olsa kolayca bastırıldı. Ancak, Kürdistan mıntıkasının merkeze ve merkezi yapıya uzaklığı hasebiyle uzun süreli tepki ve direnişlerin merkezi oldu.

1925 öncesinde Kürtlerde dini önderlik ve dini şahsiyetler en ön planda gelirdi. 19. Yüzyıl ve 20. Yüzyılın başlarında dahi Kürtlerin öncüleri ve önderleri ya Şeyh-Molla-Seyyid-Şerif gibi din adamları, ya da dindar şahsiyetlerden oluşmaktaydı. Özellikle, Tanzimat sonrasında mirlik/Beylik sisteminin kaldırılması ve bunun yerini Mevlâna Halid hazretlerinin çıkışı ile birlikte yeni Nakşibendî-Hâlidî aristokrasisinin alması ile daha da pekişen bir dini yapıya bürünmüştü. 1925''in arefesinde Kürtler içinde bu durum en zirve noktasındaydı. Bediüzzaman Said En-Nursî, Seyyid Şefik Arvâsi, Abdülhakim Arvâsi, Şeyh Muhammed Ziyâeddin, Seyyid Abdülkâdir, Şeyh Süleyman El-Hâlidî,Erbilli Şeyh M. Es''ad, Süleymaniyeli Tevfik,Haydarizâde Şeyhülislâm İbrahim Efendi, Abdürrahîm Rahmî Zapsu, Mutkili Halil Hayâli, Mehmed Mihrî,Diyarbekirli Ahmed Ramiz bunların başlıcalarıydı. 1925''ten sonra oluşan Yeni devlet ve sistemin ağır baskısı, dini müesseselerin tasfiyesi ve bu şekildeki durumun süregelmesi dini yapıda oluşan kopukluğa sebebiyet verdi.

1940 yılların sonlarına gelindiğinde, Kürtler arasında Musa Anter''den başlayarak büyük kentlerde üniversite okuyan laik-seküler figürlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle, 1950''li yılların sonlarında 49''lar hareketi daha seküler bir çizgi içindeydi artık. Selim Kılıçoğlu ve Said Elçi gibi dindar/dine yakın şahsiyetlerin bu hareketin içinde yer almış olması bu durumu değiştirmedi.

1950''den sonra DP döneminde yeniden faaliyete geçme eğilimi gösteren dini hareketler tek parti dönemindeki çok ağır baskılarla oluşan sindirilmişlik psikolojisi içinde açıktan değil, daha gizli bir şekilde faaliyetlere yöneldiler. Yanısıra, yine rejimin oluşturduğu seküler- türkçü baskı ve propaganda, dindar çevreleri rejim bazında kamufle etmeğe/zahirde meşrulaştırma amacına matuf olarak türk milliyetçiliği ile bezenmiş bir dindarlık anlayışı sergilendi. Bu da zamanla milliyetçi muhafazakar; Türk-İslamcı grupların oluşup, neşv ü nüma bulmasının başlangıcını teşkil etti. Necip Fazıl, Eşref edip, Raif Ogan gibi dindar/İslami kesimdeki figürlerin türk milliyetçiliği bezeli bir dindarlık anlayışı ortaya koymaları ile daha da belirginleşti.Özellikle 1960''lı yılların başlarında Sovyet blokunun etkisi ile oluşan Bolşevik/sosyalist hareketlere karşı tepki olarak oluşan, Komünizmle mücadele dernekleri ve anti-komünist örgütlenmeler dindar kesimlerin önemli ölçüde, anti-komünist, sağcı, Milliyetçi-muhafazakar bir çizgide kümelenmelerine yol açtı. Yanısıra, Soğuk savaş döneminde Sovyet blokunun etkisi ile Anti-Amerikancı, üçüncü dünyacı hareketlerin yoğunlaşması, Türkiye''de de 60''lı yıllarda yükselen solun Kürt sorununa doğrudan el atması, özellikle 1969''daki TİP kongresinde Kürt kimliğine bariz bir biçimde vurgu yapılması, Kürt oluşum ve hareketlerinin Sosyalist/Stalinist bir renge bürünmesi sonucunu doğurdu. 70''li yıllarda daha da ivme kazanarak Kürt sorunu ve Kürt vurgulu oluşumlar adeta Marxist solun şemsiyesi altına,tekeline girdi.Olay öyle bir hududa varmıştı ki, “Kürdüm” diyene “Komünist” damgası vuruluyor. Kürt kimliğine vurgu yapanlar da gerçekten sosyalizm/komünizm savunmasına girmekteydiler.Her iki olay, birbirini iten ve besleyen bir nitelik arzetmekteydi. Bu durum zamanla dindar müslümanların kürt sorunundan, Kürtler arasındaki aktif grupların , aslında hayat damarlarını teşkil eden Din''den/İslam''dan uzak durup, daha da uzaklaşmalarının ana nedeniydi. Bu anlamda Birbirini iten eksi kutuplar haline geldiler.

1980 sonrasında ise, önce Apocular denen ve sonra PKK ''ya dönüşen Stalinist örgüt, silahlı bir hareket olarak bölgede etkinlik göstermesi ile Sol/Stalinist tekel Kürt sorunu üzerinde silahların gölgesinde hakimyet tesis etti. Süreç içinde oluşmuş olan tüm bu boşlukların üzerine oturdu.

Yine, seksenli yıllarda bölgede, kent ve kasabalarda bir hayli etkin olan İslamcı gruplar, son derece ideolojik ve halkın dindarlığını özellikle dışlayan ve ötekileştiren modernleşmeci/katı selefi bir yapı ve tutum sergilediklerinden bölgede kök salma imkanı bulamadılar. 90''lı yıllara gelindiğinde bölgede seksenli yıllarda bir hayli etkin olan radikal/siyasal İslamcı gruplar gelinen süreçte tümüyle çöktü. Bölgedeki tüm dini grup ve organizasyonlar da çökme eğilimine girdi. Bölgenin geleneksel, asırlardır cari olan dînî yapısı ile taban tabana zıt, bu yapıyla kavgalı olup, ya ideolojik katı-selefî , ya da militan-şiî yönelimli radikal/siyasal dini grup ve akımlar 80''li yıllarla, 90''lı yıllarında başlarında zaman ve enerjiyi olumsuz bir rotada tüketip, erimeğe mahküm hale geldiler. Bölgede öteden beri var olan geleneksel dini yapılar (medreseler-dergâhlar) ise zamanla büyük aşınmalara ve inhirafa uğramış olmaları, modernleşmenin çözücü/yıkıcı etkisi ile canlılık gösteremediler. Kent ve kasabalardaki Kitabevleri çevresinde kümelenmiş radikal/siyasal islamcı grupların yerel dini değer ve gelenekle (Şafiilik ve Nakşibendilik) sürekli amansız/acımasız bir kavga ve çatışma halinde olmaları, bölgenin dindar halkından ve bölge gerçeklerinden tamamen kopuk olmaları, hem bu grupların 90''lı yıllarda eriyip kaybolmalarına yol açtı, hem de dindarların bir şemsiye altında organize olmalarının önünü kesti. 1992 Kasım ayında, Ankara''da Mazlum-Der''in gerçekleştirdiği “Kürd Sorunu Forumu” nda, bölgenin en temel dini unsur ve yapılanmaları olan Şafiilik ve Nakşibendiliği dikkate almayan, dışlayan, bu temel İslami kimliklerle ideolojik- katı selefilik adına savaşan İslami grup ve hareketlerin bölgede hiçbir şansının olmayacağını, dini yapıya ve İslam''ın bölgedeki geleceğine çok büyük darbe vuracağını belirtmiştim. Evet, yaşanan tüm bu süreç bu öngörümü maalesef doğruladı.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.