Yazarlar Gotham"a değil, Batman"a uçacağım

Gotham"a değil, Batman"a uçacağım!

Murat Menteş
Murat Menteş Gazete Yazarı

Maksat dağları değil, gönülleri fethetmek.

[EDMUND HILLARY, Everest"in zirvesine çıkan ilk dağcı]

Yıl, bin beş yüz bilmem kaç.

Beyazıt"ta küçücük, telefon kulübesi kadar bir dükkan.

Sahibi, İbrahim Bey.

Takke satıyor.

Yoksul.

Topkapı"da, tenha bir mahallede üç katlı, derme çatma, boyasız, ahşap bir evde oturuyor.

Her gün, evden işe yürüyor.

Zira ne bir binek hayvanı var, ne de faytona ödeyecek parası.

ÜÇ ÜZÜM İÇİN DEĞER Mİ?

Bir gece rüyasında bir ses duymuş: "İbrahim Bey, Bağdat"ın filan muhitinde, Dicle"deki falan köprünün yanında bulunan asmanın tepesinde sarkan üç habbeli salkım senin nasibindir. Git, o üç üzümü ye!"

Takkeci İbrahim uyanmış. Ve gördüğü rüyaya bir anlam verememiş. "Ben evliya değilim, ermiş değilim. Bu düşün bir manası olmasa gerek."

Ertesi gece yine aynı rüya: "İbrahim Bey, Bağdat"taki […] asmanın tepesinde sarkan üç habbeli salkım senin nasibindir. Git, o üç üzümü ye!"

Adamcağız rüyayı gene baştan savmış.

Üçüncü gece: "''İbrahim Bey […] Nasibindir; git, o üç üzümü ye!"

***

Nihayet eşine sormuş: "Hanım, üç gündür aynı rüya… Ne dersin?"

"Git haydi, o üç üzüm kurumadan yetiş!"

Eleman yollara düşmüş. Kırk gün sonra Bağdat"a varmış. Fakat pili de bitmiş.

Köprüye ulaştığında bir de bakmış ki, orada sahiden de bir asma var. Yaklaşmış. Tepedeki üç üzümlü salkımı görmüş. Boyu yetişmediğinden, zıplamaya başlamış.

Asmanın kenarında oturan bir adam sormuş: "Senin problemin ne birader? Zıp zıp zıplayacağına, alt taraftaki üzümlerden koparsan ya?"

İbrahim Bey: "Rüyamda bir ses, şu üstteki üç üzümü yememi söyledi de…"

"Salak mısınız?" diyerek gülmüş adam: "Ben yıllardır rüyamda, İstanbul Topkapı"daki üç katlı, boyasız, ahşap evin bahçesinde üç küp altın gömülü olduğunu görüyorum. Ve rüya ile gerçeği karıştırmamak gerektiğini bildiğimden, İstanbul"a gitmeye kalkmıyorum. Siz ise üç üzüm tanesi için zıplayıp duruyorsunuz!"

YENGE HAKLI

Bana öyle geliyor ki, Kürt-Türk veya PKK-devlet arasındaki barış; yukarıdaki hikayede yer alan rüyalara benziyor.

Altın veya üzüm görmek mesele değil.

Barışın / Rüyanın gerçekleşebilmesi için, İbrahim Bey gibi harekete geçmemiz gerekiyor.

Semereyi, o zaman elde edebileceğiz. Üzümden de, altından da nasiplenecek, onları paylaşabileceğiz.

***

Hikayeye dikkat ediniz: Rüyayı kimin gördüğünün belirleyici bir önemi yok.

Rüyada altın gören adam, Bağdat"tan İstanbul"a, İbrahim Bey"in evine gitmeyi göze alamıyor, hatta budalalık sayıyor.

Kanaatimce, barışı kimin ilan ettiğinin de sabit bir ehemmiyeti yok.

"Rüyayı önce ben gördüm!" demek manasız.

Çünkü barış, onu ilan edenlerden ziyade ona içerik kazandıranların eseri olacak.

Sanırım hikayenin asıl başrolünde İbrahim Bey"in eşi var!

"Aklını mı oynattın İbiş? Elde yok, avuçta yok. Dükkanı boş bırakamazsın. Ne Bağdat"ı, ne üzümü?!" diyebilirdi.

PARİS-PATNOS

Savaş, orduların işidir. Tamam.

Fakat barış, inşaatçıların, müteahhitlerin, kapitalistlerin işi değildir.

Hatırlarsanız, işgal orduları 20 Mart 2003"te Bağdat"a girdiğinde önce ve özellikle akademisyenleri, entelektüelleri katletmişti. Yerle bir edilen Irak, çokuluslu şirketlerin faaliyet alanı, yeni pazarı haline geldi.

Irak işgali ile Kürt sorunu arasında benzerlik var veya yok, ayrı konu.

Barış rüyasını ancak akademisyenler, yazarlar, öğretmenler, ressamlar, doktorlar, müzisyenler… gerçeklik katına taşıyabilir.

Asıl mesele bu.

***

Bu yaz Edinburgh ve Paris"e gidecektim.

Barıştan sonra planım değişti: Erciş"e Patnos"a koşacağım.

Dubrovnik"e değil, Diyarbakır"a yollanacağım.

Gotham şöyle dursun, Batman"a uçacağım!

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.