Yazarlar Murat Menteş ile Ercan Kesal"ın ortak derdi ne?

Murat Menteş ile Ercan Kesal"ın ortak derdi ne?

Murat Aksoy
Murat Aksoy Gazete Yazarı

Hepimiz birer öykü yazarıyız. Dilimiz, üslubumuz, tarzımız ve yollarımız farklı sadece. Hepimizin bir derdi var. Hepimiz o derdin sözcüleriyiz.

Murat Menteş de bu hayatta derdi olanlardan biri. Bu derdini edebiyatla anlatmaya çalışıyor. Onu sadece kitaplarından tanıyordum. Dublörün Dilemması ile başlayan muhabbetimiz son olarak Ruhi Mücerret ile tekrarlandı. Hiç yüz yüze tanışmadık. Gezi protestolarının ilk günlerinden önce yazıştık sonra bir kez telefonla konuştuk ve kahve içmek için sözleştik. Yıllardır tanışan iki dost gibi. Bu duygu, ancak ortak derdi olan insanların hissedebileceği bir yakınlık olsa gerek.

YALNIZLIK DUYGUSU

Murat Menteş, Hürriyet"te Ayşe Arman"a verdiği söyleşide, Gezi eylemcilerini 1994 yılındaki Refah Partili gençlere benzetti. Bu benzetmeyi; "1) Özgüven, 2) Diyalogculuk, 3) Özgürlük, eşitlik ve demokrasi talebi, 4) Kızlar ile erkeklerin birlikte hareket etmesi" üzerinden yaptı.

Gelin görün ki, bu benzetmenin "büyük bir öfke dalgasına sebep olduğu"nu yazdı dün köşesinde.

Menteş"in yazdıklarına verilen tepkiyi, Gezi protestolarına verilen tepkiye benzetiyorum. Bu tepki, olanı anlamaya değil açıklamaya yönelik. Ve açıklama kaygısı o kadar güçlü ki, anlama arayışının önünü kesiyor.

Menteş, bu benzetmeyi yaparken haksız mı?

Değil.

Gezi protestoları üzerine 12 Haziran"da "Laik kesim siyasetle tanışırken" ve 10 Temmuz"da "Laik kesim sekülerleşirken" yazılarımda Menteş ile benzer düşünceleri, laik kesimden biri olarak yazmıştım.

Gezi protestoları, -AK Parti/Erdoğan"a karşı olanların çıkarmak istedikleri kalkışma dışında- laik kesimin siyasetle tanışması oldu. Ki bunun çok önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum. Gezi, muhafazakâr kesimin 1980 ve 1990"larda yaşadığı süreçle, laik kesimin tanışmasıdır.

Menteş"in tespitine mahallesinden gelen tepkilere şaşırmıyorum. Benzer tepkileri laikleri, Alevileri, CHP"yi eleştirdiğim pek çok yazı ve konuşmamdan sonra en yakınımdakiler başta olmak üzere çevremden alıyorum. Bu duyguyu ben "siyasi yalnızlık" olarak tanımlıyorum.

PERİ GAZOZU

Hayatla derdi olan bir başka insan da Ercan Kesal yani Dr. Ercan. Onun hikayesini 18 Eylül 2012"de "Kötü siyasetin sinemaya armağanı"nda yazmıştım. 17 Ağustos 1999"da Gölcük"teki deprem sonrası başlayan tanışıklığımı hala sürüyor.

2003"ün başında "Okmeydanı"ndaki yerel kahramanlık öyküsünü Beyoğlu"na taşıyalım" dedi ve başladık çalışmaya. Hedef 2004"de yapılacak yerel seçimlerde CHP"den Beyoğlu Belediye Başkanı olmaktı. Keçecepiri, Kulaksız, Kaptanpaşa, Örnektepe, Hachüsrev"dekileri ikna etmek çok zor değildi, olmadı da. Ama o dönem bilmediğimiz ve tanımadığımız CHP"yi, merkez siyaseti, Deniz Baykal"ı, Mehmet Sevigen"i, Şinasi Öktem"i ikna edemedik.

Sonuçta aday adayı oldu ama aday olamadı:

2004"ün sonuna kadar siyasi muhasebe yaptık ve hayatında siyasi olan her şeyi bıraktı. Derdini başka bir yolla anlatmayı seçti, sinemayla.

Senaryosuna katkıda bulunup başrolünü oynadığı "Üç Maymun", genç bir doktorken yaşadığı hikayenin anlatıldığı "Bir Zamanlar Anadolu"yla tüm Türkiye tanıdı onu. Sonra başrol oynadığı ve ödüller aldığı henüz gösterime girmeyen Küf ve Yozgat Blues geldi. Yakında kendi filmini çekecek.

Kesal"ın sinemayla tanışması aynı zamanda yazma serüveninin de başlaması oldu. Radikal ve Birgün"de Pazar günleri öyle öyküler yazmaya başladı ki, kısa sürede önemli bir okuyucu kitlesine ulaştı. Sadece okumalık değil aynı zamanda "seyirlik" yazılar oldu her biri. Babası gazozcu Mevlüt"ten oğlu Poyraz"a, "ne alakası var baba!"dan, "ben büyüdüm baba"ya uzanan seyirlikler bunlar. "Peri Gazozu", o yazılara yeni öykülerin eklenerek kitaplaşmış hali.

Önceki gün buluştuğumuzda ona; "10 yıl önce yerel kahramandın ama Beyoğlu"nun kahramanı olamadın. Belki İstanbul"un kahramanı olabilirsin" diye takıldım.

10 yıl öncenin kötü siyaseti Kesal"ı sadece sinemamıza kazandırmadı. Peri Gazozu gösteriyor ki edebiyatımız da güçlü bir kalem kazandı.

HADİ KUCAKLAŞALIM

Kesal"ın kitabında mühendis Eren"in hikayesinin olduğu "Arkadaşlara söyle, ölmeyi öğrendim" başlıklı bölümde "sarılmanın" önemi anlatılır. Eren, Doktora sarıldıktan sonra şöyle der; "Hocam, bu sarılma denen şey ne kadar önemliymiş meğer. Keşke çok daha önce birbirimize doğru düzgün, adam gibi sarılabilseydik. Biz kıymetini bilememişiz."

Eren aslında bugün ihtiyacımız olan şeyi söylemiş bize. Benim daha bir şey söylememe gerek var mı?

Menteş"in de, Kesal"ın da, benim de derdim aynı. Dilimiz, üslubumuz, tarzımız ve yollarımız ayrı sadece. Menteş"in dediği gibi; Türkiye"de kendimi evimde hissetmek istiyorum.

twitter.com/murataksoy

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.