|
Arada koskoca Pazar var!

Büyük Gruplar, kurmaylarıyla büyüktürler. Zeki, çalışkan ve sadık kurmaylar. Zeka sadakati besler, sadakat zekayı biler. Hakiki girişimci, kendisinden yerine göre daha zeki ve becerikli profesyonellerle çalışmayı becerebilendir. Yöneticilerinin gölgesinde kaldığını hisseden ve bunu hazmetmeyen girişimci, işini büyütmesin. Hep aynı yerde kalsın; aynı çapta işlerle uğraşsın ve nitelikli adam aramasın!

Mehmet Ali Yenigün, Ülker grubunda 27. yılını doldurmak üzeredir. Önce kendi işinin sahibidir. Babasıyla beraber Eskişehir''de Ülker ve benzeri ürünlerin dağıtıcılığını yapmaktadır. Sabri Ülker kendisinden o kadar memnun olur ki, sonunda beraber çalışmak ister ve bunu kendisine iletir. “Teklif başka birinden değil, Sabri Ülker''den geliyorsa, düşünemezdiniz” diyor Yenigün. “Bir Cumartesi günüydü. Sabri Bey elimi sıkıp, Pazartesi işe başla dedi. Sadece, işlerimi düzene koymak ve ev işini halletmek üzere birkaç gün mühlet istedim. ''Canım arada koskoca Pazar var ya!'' dedi.”

Sabri Ülker çalışmayı da çalıştırmayı da severdi. Artık imalattan iyice koptuğu, kopması gerektiği yıllarda bile (1990''ların ikinci yarısı), günde en az bir defa önlüğünü giyer, üretim hatları arasında dolaşır, işçi ve ustabaşılara sualler sorarak onları sevindirirdi. Evet, yanlış duymadınız, se-vin-di-rir-di. Çalışanlar bir yandan Sabri Bey''e uygun ve doğru cevaplar vermenin heyecanını yaşar; diğer yandan, kendileriyle ilgilendiği için gizli bir mutluluk duyarlardı. Patronunuz işin özüyle ilgileniyor; bir de sizden önce işe gelip, sizden sonra işyerini terk ediyorsa, onunla çalışmak unutulmaz bir zevktir.

Bununla beraber, adına belki “sosyal baskı” diyebileceğimiz faktörler de yok değildir. Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır, Türkiye''de 1970''li yıllarda Cumartesi günleri de mesai vardı. İlk ve galiba ortaokulda biz de Cumartesileri okula giderdik. Fakat 1990''larda kamuda ve özel sektörün büyük bölümünde Cumartesi mesaisi terk edilmiş bulunuyordu. Ülker''de ise hâlâ devam eden bu anlayışa itiraz edenler vardı. Bunların “elebaşıları” Sabri Bey''e söz geçiremeyeceklerini anlayınca, bir seferinde beni kullanmak istemişler. Bir Cumartesi günü iyice dolduruşa getirdiler ve apar topar Sabri Bey''in huzuruna çıktım.

Sabri Ülker, çalışanlara dair gözlemlerime her zaman değer verirdi. Birkaç hazırlayıcı cümleden sonra sadede geldim: Efendim, yönetici ve işgörenlerimiz hakikaten büyük bir özveriyle çalışıyorlar. Sizi de çok seviyor ve sayıyorlar. Yalnız dikkat ettim, Cumartesi günleri şevkleri azalıyor. Biraz araştırdım ve anladım ki sebep çalışmak değil. Başka kurum ve şirketlerde mesai olmayıp, yalnız Ülker''de olması onları moral bakımdan etkiliyor. Dikkat ettim, Cumartesileri son derece gevşiyorlar. Sanki iş yapmıyor da yapıyormuş gözüküyorlar. Haftanın bu son parçası gayet verimsiz geçiyor.

Eh, sosyolojinin babası Durkheim olsaydı çalışma hayatıyla alakalı ancak bu kadar nutuk atabilirdi. Bir tek “yabancılaşma” kavramını kullanmadığım kalmıştı. Sabri Bey ise beni şaşırtacak kadar sakindi. Bitti mi dedi. Evet, bitti. “Haklısın. Ben de Cumartesi günü çalışmıyor gibi çalıştıklarının farkındayım. Fakat Cuma öğleden sonrasını kurtarmanın başka bir çaresi var mı?”

16 yıl önce
Arada koskoca Pazar var!
Devlet binasında milletin hak arayışı
Müzdelife: İnsanlığın başlangıç yerine akın
“İsrail Lobisi”nin ‘Squad’ ile savaşı..
Sosyal çürüme yazıları 10: Çıplaklığı özgürlük zannedenler cumhuriyeti
İslâm düşmanı Müslümanların(!) karın ağrısı