Yazarlar Tarihi yapanlar ve yazanlar

Tarihi yapanlar ve yazanlar

Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu Gazete Yazarı

Kimdir bu rûzigârda âsude-hal olan

Tarih-i sergüzeşt-i selef ezberimdedir

Bu beytin şairini hatırlamıyorum. Ancak insanın yeryüzünden dertten, gamdan kurtulamayacağını iddia ediyor. (Belki de varolmanın bedelidir bu. Ademoğlu dünyaya imtihan için gelmiştir). Ziya Paşa da aynı fikirdedir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mustafa Kutlu : Tarihi yapanlar ve yazanlar
Haber Merkezi 07 Mart 2018, Çarşamba Yeni Şafak
Tarihi yapanlar ve yazanlar yazısının sesli anlatımı ve tüm Mustafa Kutlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Âsude olam dersen eğer gelme cihane

Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan

der. İnsanlık tarihi Habil-Kabil kavgasından bu yana yarışma-çekişme-savaşma ile doludur. Bu mücadele esasen mülkiyet ve hakimiyet meselesine dayanır. Onun da temelinde nefsî arzular vardır. Dışımızdaki düşman ile savaşmak küçük cihat, içimizdeki düşmanla (nefis) savaşmak büyük cihattır. Taraflar anlaşmaya varırsa adına barış denir. Nefis dokuz canlıdır; sekizini tepelesen dokuzuncu başkaldırır, anlaşma bozulur, barış sona erer. Tarih bu maceranın söze ve yazıya dökülmesinin ilmidir.

Tarih vakit geçirmek için okunmaz.

Kuru kavga için tarih yazılmaz.

Tarih insan denen bilmeceyi çözmek, anlamak, yorumlamak için çıkılan yolculuktur. Ona “bilim” diyorlar, bu doğru değil.

Şiir de olabilir; kıssa, hikâye, destan, roman, tiyatro, hatta sinema. “Tarihte bir yolculuk” tabirini sık duyarız. Sayılan türler birer yoldur. Yol eri Kaf Dağı’na varmak için her yolu deneyebilir. Resmî tarih, toplumsal tarih, iktisat tarihi, dinler tarihi, sanat tarihi, edebiyat tarihi, arkeoloji, jeoloji, dilbilim, folklor, etnografya. Uzmanlık alanları çoğalır; işin içine felsefe, sosyoloji, ideoloji falan girer; kimin eli kimin cebinde belli olmaz. Tartışma sürer gider. Son soru “Hangi tarih?” olur. Böylece “tarih yazımı” alanına girmiş oluruz ki; girmek kolay, çıkmak zordur.

İsterseniz arapsaçına dönen bu dedikodu dünyasından ayrılalım. Meselâ Yemen’de neler olduğunu anlamak için arşiv belgelerini bir yana koyup o ciğer dağlayan “Yemen Türküsü”nü dinleyelim. Aysun Gültekin okusun, Erzurumludur.

Mızıka çalındı düğün mü sandın

Al-Yeşil bayrağı gelin mi sandın

Mehmetçik düğüne gider gibi gidiyor.

Dün Yemen’e, bugün Afrin’e.

15 Temmuz’da ölümüne.

(Şu ek bilgiyi verelim. Türkmen töresidir, dün olduğu gibi bugün de gelinin başına al-yeşil bir örtü örtülür).

Tuhaf görünür aldanmayın. Sanki tarihi yapanlar gidiyor, yazanlar kalıyor.

Öyledir. Ne derler: Söz uçar yazı kalır.

Öyleyle tarihi okuyalım, türküyü dinleyelim. Biri akla, öteki kalbe hitap eder. “Mâna”nın anlamı her iki uzvu harekete geçirerek kavranır.

Tarih niçin okunur?

Derler ki “ibret” almak için okunur.

Siz “ibret” kelimesinin anlamını araştıradurun, ben onun 1869-73 arası çıkan bir döneminde Namık Kemal’in başyazarlığını yaptığı gazete olduğunu söyleyeyim.

Rüştiye mezunu Namık Kemal on dokuz yaşında gazete yazarlığına başlamış, kendini yetiştirmiş, 48 yıllık ömrüne pek çok eser sığdırmış, mühim bir sanat-siyaset ve hareket adamıdır. Biz onun makalelerini bile yeni harflerle basmış değiliz. (Sadece bir cilt çıktı. Hazırlayan: İsmail Kara. Osmanlı Modernleşmesinin Meseleleri. Bütün Makaleleri-I. Dergâh Yay. 2005. 592 s.). Yayımlanacak olsa bu cilt gibi üç cilt daha tutar.

Hürriyet, adalet, müsavat, vatan, kanun, millet, ahlâk, vicdan, medeniyet, meşrutiyet benzeri nice kavramlar üzerine yazdı. “Vatan şairi” diye şöhret kazandı. Dil, tarih, şiir, tiyatro, tenkit vb. gibi pek çok dalda eser verdi. Yeni Osmanlılar’dan olmakla beraber fikriyatında İslâm’ı esas aldığı âşikardır.

Derler ki bu genç adamın gazetede iki kâtibi varmış. Biri salonun bir köşesinde öteki öbür köşede. Kemal ayakta, bir o yana bir bu yana gidip gelerek aynı anda kâtiplerden birine iç politika, ötekine dış politika konularında iki makale yazdırırmış.

“Barika-i Zafer” adlı eserini bir günde yazdığı söylenir.

Neden Namık Kemal üzerinde durduk? Tarihi hem yapan hem yazan adam. Siyasî tarihte, edebiyat tarihinde, düşünce tarihinde yeri var.

Şu günlerde millet tarih yapıyor. (“Tarih yazdı” diye kullanılıyor. Bence “yapmak” daha iyi. Kahramanlar yapar, şairler yazar).

Tarihi yapanlar, yani ona yön verenler pek konuşmaz, bazısı hatırat yazar, hatıratlar tarih yazıcılarının fazla değer vermediği belgelerdendir. Peki tarih kimindir? Yapanın mı yazanın mı? “Bu yersiz bir soru” derler, tarih milletindir.

Mevzu derin, beni aşar. Lakin büsbütün sessiz kalmak delikanlıya yakışmaz. Bu sebeple aşağıdaki türküyü çığırıverdim.

Bu dağlar kömürdendir

Geçen gün ömürdendir

Feleğin bir kuşu var

Pençesi demirdendir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.