Yazarlar Yüksek finanstan gazino kapitalizmine

Yüksek finanstan gazino kapitalizmine

Mustafa Özel
Mustafa Özel Gazete Yazarı

Dünya ekonomisinde ülkeden ülkeye bir günlük mal ve hizmet ticareti 20 milyar doları bulmazken, günlük döviz işlem hacmi 2 trilyon doları aşıyor! Yani mala değil, paraya hükmedenler dünya ekonomisine yön veriyor. Hatırlayacaksınız, iki yıl önce George Soros Financial Times''a bir mektup yazarak Rus finans krizinin fitilini ateşledi. Üstelik, ABD Temsilciler Meclisi Bankacılık Komitesi''nde konuşurken Rusya krizinin daha da derinleşeceğini, Brezilya''nın sırada olduğunu, Brezilya''nın çökmesi halinde Arjantin''in tehlike hattına gireceğini, IMF''in bu durumu düzeltecek silahının olmadığını söyledi.

Kimdi bu Soros? Dünya sisteminin hegemonik gücü sayılan ABD''nin temsilcileri karşısında nasıl bu kadar pervasızca konuşabiliyordu? Onları zımnen bile değil, açıkça, kudretsiz olmakla itham edebiliyordu? Bununla da kalmayıp, ikide bir, kapitalizmin çökmek üzere olduğunu, finans kapitalizminin demokratik açık-toplum sisteminin en büyük düşmanı olduğunu filan söylüyordu. Kimdi bu adam? Kimleri ve neyi temsil ediyordu?

Bu soruların mümkün bir cevabını, Soros gibi Macar Yahudisi olan büyük bir sosyal bilimcide bulabiliriz: Karl Polanyi. Polanyi, Türkçeye sessiz sedasız çevrilip neredeyse hiç tartışılmayan Büyük Dönüşüm başlıklı eserinde yüksek finansın (haute finance) 19. yy sonlarıyla 20. yy başlarında dünyanın siyasî ve ekonomik örgütlenmesi arasındaki ana bağlantı olduğunu söylüyordu:

"Avrupa Konseri ancak aralıklarla eyleme geçerken, yüksek finans en esnek türden bir daimî amil işlevini görüyordu. En güçlüsü de dahil olmak üzere, bütün hükümetlerden bağımsız ve hepsiyle temas halindeydi; Bank of England dahil, bütün merkez bankalarından bağımsız, ama hepsiyle yakından bağlantılıydı. Finans ile diplomasi arasında yakın temas vardı; hiçbiri diğerinin gönlünü almadan, ister barışa ister savaşa yönelik herhangi bir uzun vadeli plan yapamazdı. Bununla beraber, umumi barışın başarıyla sürdürülmesi şüphe götürmez biçimde uluslararası finansın konum, organizasyon ve tekniklerinde yatıyordu."

ROTSCHILD''TEN SOROS''A UZANAN ÇİZGİ

Peki, kimlerden oluşuyordu bu haute finance? Sanılanın aksine, pek anonim bir topluluk değildi. Elbette orta yerde çok sayıda kişi ve kurum adı dolaşıyordu. Fakat finans sisteminin merkezinde devler vardı ve herşey onlardan sorulurdu. "Rotschild''ler hiçbir hükümete tâbi değildiler; bir aile olarak soyut beynelmilelcilik ilkesini ete kemiğe büründürmüşlerdi; sadakatleri bir firmaya idi: Kredisi, hızla büyümekte olan bir dünya ekonomisinde siyasi yönetimle endüstriyel çabalar arasındaki biricik hükümetlerüstü bağ haline gelmiş olan bir firma."

Polanyi''nin eseri bir bakıma Hilferding ile Hobson''ın emperyalizm/yüksek finans ilişkisine dair çalışmalarını tamamlıyordu. Hobson''a göre, Rotschild''lerin rızası olmadan hiçbir Avrupa devleti büyük bir savaş başlatamaz, hiç kimse de külliyetli bir Devlet kredisi açamazdı. Millî devletlerin politikalarını bunlar manipüle ediyordu.

Fernand Braudel (ve şimdi Giovanni Arrighi) beynelmilel finans gücünün nevzuhur bir icat olmadığını tesbit ettiler. Rotschildler, 16. yüzyılda Cenevizlilerin, 17-18. yüzyıllarda Hollandalıların kapitalist dünya sisteminde oynadıkları rolü 19. yüzyıl sonlarıyla 20. yüzyıl başlarında oynadılar. Şimdi aynı rolü Soros ve benzerleri oynuyor. Anahtar kelimeleri: Panik. ''Yatırımcılar'' paniğe kapıldı mı, Soros''lara gün doğuyor.

IMF KIZAMIK DOKTORU GİBİ

Reel ekonomide panik olmaz. Olsa olsa, bazı sektörlerde zaman zaman sıkıntılar yaşanır, kâr haddi düşer, yatırımlar daha kazançlı sektörlere kaydırılır, sıkıntı makul bir zaman zarfında aşılır. Panik, spekülasyonun çocuğudur. Büyük sermaye sahipleri, üretimden değil, finansal spekülasyondan kazanç sağlamaya yönelince, sistemin paniksiz işlemeye devam etmesi eşyanın tabiatına aykırı olur.

Kapitalizmin "genişleme" çevrimlerinin son safhasında egemen olan, hep finans sermayesidir. Krediye hükmedenlerin gücü, sadece sanayicileri değil, devlet adamlarını da gölgede bırakır. Kazanç üretim ve ticaretten giderek kopar. Kudretin devletten "Piyasa"ya amansız kayışı önce zayıf ve küçük ülkelerde vuku bulur, fakat sonra en büyük ve en güçlü olanlarına sıçrar. Ve ekonomik sistemin geleceğine dair belirsizlik, siyasî sistemi felç eder. ABD dış işleri eski bakanı Henry Kissenger Asya krizinin ardından Batılı liderleri şöyle uyarıyordu: "IMF, her hastalığı aynı ilaçla tedaviye çalışan kızamık doktoruna benziyor. Liderlerimiz küresel sermaye akımlarını ve bunların hem sanayileşmiş, hem de sanayileşmekte olan ülkelerin ekonomileri üzerindeki potansiyel etkilerini daha iyi anlamak zorundadırlar. Büyük ölçüde iç gerekçelerle verilen kararların potansiyel uluslararası (siyasî) etkilerinin farkında olmalıdırlar."

PARA SİSTEMİ versus KREDİ SİSTEMİ

Dünya para sistemi uluslar-arası,dolayısıyla siyasî nitelik taşırken, dünya kredi sistemi küresel, dolayısıyla salt ekonomik nitelik taşımaktadır.

Problemin kaynağı şu: Dünya para sistemi uluslar-arası, dolayısıyla siyasî nitelik taşırken, dünya kredi sistemi küresel, dolayısıyla salt ekonomik nitelik taşımaktadır. Siyasetle ekonomi arasındaki gerginlik, insanlık tarihinin hiçbir evresinde bu kadar şiddetli olmamıştı. Ulaşılan noktayı kapitalist sistemin konjonktürel çözümlemeleriyle vuzuha kavuşturamayız. Mutlaka yapısal bir çözümlemeye yönelmeliyiz.

Bir dünya-ekonomimiz var, fakat henüz bir dünya-devletimiz yok. Kapitalist ''piyasa'' ekonomisi küreseldir, fakat dünya siyasî sistemi uluslar-arasıdır. Küresel ekonomiyle, 180 kadar ''egemen'' birimden oluşan devletler sistemi yanyana veya içiçe yaşıyorlar. Küresel ekonomi, bankaların ve küresel sermaye piyasalarının yardımıyla işliyor. Küresel finans sistemi, uluslararası para sistemiyle birarada yaşıyor. Birinciye ekonomik devler yön veriyor, ikinciye siyasî devler. Fakat aralarında ileri ölçüde etkileşim var: Finans sisteminin işleyişi para birimlerini etkiliyor, hükümetlerin kararlarıysa finans sistemini.

Dünya para sistemiyle küresel finans sistemini paralel yürüyen iki trene benzeten Susan Strange, trenlerin ikinci dünya savaşı sonrasındaki ilerleyişinin dünya sisteminin iki önemli yapısı tarafından derinden etkilendiğini söylüyor: Güvenlik yapısı ve bilgi yapısı. Savaşın mağlupları (Almanya ile Japonya) kadar, Avrupa''daki galipleri (İngiltere ile Fransa) de bu hususlarda ABD ile aşık atabilecek durumda değildiler. ABD, Batı Avrupa ile Japonya''yı Sovyet nükleer tehdidine karşı koruyacak, buna karşı ''müttefikler'' para ve finans sistemlerinin idaresine ''fiiliyatta'' karışmayacaklardı. Bretton Woods sisteminin son bulduğu 1971''den sonra bile durum ilke olarak buydu.

DOLARIN RAKİBİ EURODOLLAR

Amerikan para ve finans hakimiyetine ilk darbe Eurodollar denen icattan geldi. Amerikan bankaları, tıpkı Japon bankaları gibi, çok az faiz verdiklerinden, Londra ''offshore'' dolarlara yüksek faizler ödemeye ve topladığı paraları daha yüksek faizlerle ödünç vermeye başladı. Bir süre sonra Amerikan bankaları bile bu kârlı, kontrolsüz ve vergisiz ticarete meyledip Londra''ya akın ettiler. 1973''ten sonra petrodolarlar bu para ticaretinin hacmini olağanüstü şişirdi. Çok kazançlı ve garantili bir işti bu, zira faiz oranı değişkendi! LIBOR diye bir kavram icat edildi: Londra piyasası faiz oranı. Geri ödemeler yapılırken, ilk günkü faizden değil, o zamanki LIBOR üzerinden hesap yapılıyordu. Hâlâ da öyledir!

''Gelişmekte olan'' ekonomiler için yıkım oldu bu. 1980''lerde bir yandan meta fiyatları gerilerken, bir yandan faizler tırmandı; büyük uluslararası bankalar ''batık kredi'' kavramıyla tanıştı. Millî para birimlerinin değeri, reel ekonomideki gelişmeler kadar, hatta onlardan da çok, finans akımlarına bağlı hale gelmeye başladı. New York ve Londra''nın yanısıra, Toronto''dan Tokyo''ya, Sydney''den Hong Kong''a kadar birçok merkez bir tek finansal sistemin parçaları haline geldiler. Wall Street veya City of London''da çalışmak, hükümetler veya sanayi şirketleri için çalışmaktan hem daha havalı, hem daha kazançlı oldu. Finans direktörleri, krupyelere dönüştü. Strange''in kitabına koyduğu başlık bu bakımdan son derece isabetlidir: Gazino Kapitalizmi. Sistem sık sık şu üç kelimeyle tavsif edilir oldu: Risk, panik, kriz. Şu sıralar ikinci kelime revaçta; üçüncüsü ise kapıda.

Gazino kapitalizmi evvel emirde borç krizini yarattı. Şu anda dünyanın yoksul ve yarı yoksul ülkeleri zenginlere 3 trilyon dolardan fazla borçludurlar. İkincisi, gazino kapitalizmi kredilerden aslan payını zengin ülkelere, bilhassa ABD''ye ayırdı. ABD''nin bütçe açığı 1980''lerde yılda ortalama 200 milyar dolara kadar yükseldi; dış ticaret açığı ise şu sıralarda 300 milyar $ düzeyindedir. Bütün bu açıklar, küresel finans sistemi sayesinde çok ucuz, neredeyse maliyetsiz finanse edildi. Küresel finans sistemi, hegemonik gücün haraç aletine dönüştü.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.