Yazarlar Haçlı seferleri, cihad ve İslam düşmanlığı

Haçlı seferleri, cihad ve İslâm düşmanlığı

Nazlı Ilıcak
Nazlı Ilıcak Gazete Yazarı

Amerika'yı vuran terörden, İslâmî hassasiyeti olan kişilere de, pay çıkarmaya çalışanlar var. İslâmiyet'in terör üreten bir din olduğu havası yayılarak, bu camianın insanlarından kendilerini ve inançlarını savunmaları isteniyor.
28 Şubat'tan beri alışageldiğimiz "Sen laik misin? Atatürkçü müsün? Takiyye mi yapıyorsun, yoksa samimi demokrat mısın?" suçlamasına, bir yenisi eklendi. Hem de aynı tepeden bakan, çok bilmiş üslûp kullanılıyor. "Usame Bin Ladin'e terörist diyebilir misin? Terör eylemlerini kınayabilir misin? Taliban rejimine karşı mısın? vs."
Sanki birileri, doğuştan imtiyazlı. Diğerleri de, hep kendilerini onlara beğendirmek zorunda.
Sanki birileri bu ülkenin asıl sahibi, diğerleri teb'a.
Sanki hep onların düşünce kalıpları, ahlâk kodları makbul; diğerleri, onlara ayak uydurma mecburiyetinde. İkinci sınıf vatandaş. Beyaz adam karşısında zenci köle...
Haçlı seferleri ve cihad
Eğer cihad, din adına yapılan bir savaşsa, Haçlı seferleri neyin nesi?
İslâmi kurallara göre yönetilen ülkelerde, zulüm olduğundan söz edenler, Engizisyon Mahkemelerini veyahut Avrupa'nın Yahudilere yaptığı zulmü unutuyorlar mı?
Kuzey İrlanda'da İra'nın yürüttüğü kanlı savaş, mezhep ayırımına dayanmıyor mu?
Oklohoma baskınını gerçekleştiren terörist veyahut evvelki gün İsviçre'nin Zug şehrindeki parlamentoyu basan polis, Müslüman mıydı?
Neden bir Müslüman eyleme kalkınca, bu fiil, İslâmiyet'e fatura ediliyor da, diğerlerininki bireysel olarak değerlendiriliyor?
Diyeceksiniz ki, onlar İslâm adına cihad yapıyor. Şehitlik mertebesine ulaşmak amacıyla savaşıyor.
Oysa, İslâmcı terör örgütlerini çoğunlukla teşvik edip örgütleyenler yabancı istihbarat teşkilâtları Bin Ladin'in, Rus işgaline karşı CİA tarafından yetiştirilip finanse edildiği biliniyor.
Türkiye'deki Hizbullah örgütünün, Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetlerde parmağı olduğu ve bu faaliyetinde derin devletle birlikte hareket ettiği de herkesin malûmu. Nitekim, Hizbullah'ın bölgedeki ismi, Hizbulkontra. Kontrgerillayı çağrıştırmak üzere bu ad takılmış.
Kaldı ki, sadece din değil, her türlü fanatizm terör üretir. Dine dayalı fanatizm de olabilir ama, bu tavır dinin kendisinden değil, cehaletten kaynaklanır. Cehalet odaklarını, güç odakları daima kendi çıkarları için kullanmıştır.
Temiz olmayan savaş
İster Halk Kurtuluş Cephesi olsun, isten Japon Kızıl ordusu, isterse "İslâm mücahitleri", bunların hepsi, bir takım güçler tarafından belirli maksatlar için kullanılan kişilerdir.
Taha Kıvanç (Yeni Şafak - 26 Eylül 2001), John Cooley'in "Unholy Wars" (1) ve Mısırlı gazeteci Haykal'ın "İran: Untold Story" (2) adlı kitaplarına dayanarak, Taliban'ın ve Bin Ladin'in doğuşunda, Batı'nın rolünü gösteriyor: Henry Kissinger (ABD), Pehlevi (İran), De Marenches (Fransız İstihbarat Örgütü'nün başı), Enver Sedat (Mısır), Kral Hasan (Fas), Kemal Adham (Suudi Arabistan İstihbarat Örgütü'nün başı), Safari Kulüp adında uluslararası çapta faaliyet gösterecek bir istihbarat örgütü kuruyorlar. İşte, Rus işgaline karşı uluslararası cihad birliği, bu ortak çaba neticesinde doğuyor. Suudi Arabistan İstihbarat Örgütü'nün başı Kemal Adham, emekliye ayrılınca yerini yeğeni Prens Türki bin Faysal'a bırakıyor. Prens Türki de, işgal edilen Afgan topraklarında cihadı örgütlemek üzere Bin Ladin'i seçiyor.
Cooley'in Unholy Wars kitabında, "Pakistan ve Suudi Arabistan'ın, CİA'nin Rusya'ya karşı cihadına, silâh, lojistik destek ve para aktardıkları, Taliban'ın ilerlemesinin de bu ortamdan kaynaklandığı" yazıyor.
İslâmiyet, daha ziyade, ezilmişlerin, yoksulların haksızlığa uğrayanların medet umduğu bir din haline geldi. Amerika'daki zencilerin pek çoğunun İslâmiyet'i seçmesi bir tesadüf değil. Öte yandan, Amerika, milli gelirden aslan payını alırken, dünyanın öbür ucunda insanlar fakirlikten kırılıyor; topraklarından sürülmüş Filistinlilerin mağduriyetleri bir türlü giderilemiyor. Dolayısıyla terörün kaynağını, İslâmiyet yerine, bu dengesizliklerde aramamız lâzım.
İspanya'dan kovulan Musevilere bir İslâm padişahı, Sultan II. Beyazıt kucak açmamış mıydı?
Sorgulama üslûbu
Müslüman Türkiye'de, son terör eylemi, dinimizi tartışma masasına yatırmak için yeni bir vesile sayıldı. Düzenlenen açık oturumlar bir yana, bazı köşe yazılarında da aynı tepeden bakan sorgulayıcı üslûp seziliyor.
Star'dan Salih Nefçi, bu tavrın en açık örneği.
23 Eylül 2001 ve 27 Eylül 2001 tarihli makalesinde bakın neler yazıyor:
"Şimdi Türkiye'de bir siyasi partisiniz diyelim. Üstelik dine dayalı siyaset yapıyorsunuz. Yani ahlâki bakımdan diğer partilerden daha üstün olduğunuzu, daha dürüst kadrolara sahip olduğunuzu ve Türkiye'nin sorunlarının üzerinden daha rahat kalkabileceğini iddia ediyorsunuz. Güzel. Güzel de bütün bunlar, 'Eğitimi engelle... Kin pompala... Öldür... Yık' ilkeleriyle nasıl olacak? En küçük yanlışı yapanın kafasına (Afganistan'daki gibi) hemen bir kurşun mu sıkılacak? Etrafta yıkılacak, bombalanacak bina, okul vs, kalmadığı zaman hangi tarihi eserlerin temeline dinamit konulacak? Galata Kulesi'nin mi? Yoksa, Ayasofya'nın mı? Evet, dini ön plana çıkaran siyasi partilerin işi bu aralar zor. 11 Eylül'de tanık olduğumuz vahşete karşı ilk önce onların tavır almaları gerekiyor. Anap, DSP ve DYP bir çok bakımdan (sert bir şekilde) eleştirilebilir. Ama en azından bu partilerin masum insanları katletme, okula gitmeyi engelleme, yıkıp öldürme gibi niyetleri olmadığı biliniyor. Peki ya Saadet Partisi ve AK Parti'nin?" (23 Eylül 2001 - Star)
"Eğitime karşı çıkan, her çeşit eğitim kurumunu yerle bir eden, okulu kendisine düşman gören, televizyon seyrettirmeyen, bir resme bile baktırmayan... Kara çarşafın arasında kameraya bakan kara gözlü, cin gibi zekalı küçük kız çocuğunun okuma yazma öğrenmesini yasaklayan. Müslümanlığı tüm dünyaya rezil eden bir trajediye, bu karanlık yaşam şekline Saadet Partisi neden karşı çıkmıyor? Söyler misiniz, neden?" (27 Eylül 2001 - Star)
Çıkarılan fatura
Sanki Saadet Partisi veyahut AK Parti, Taliban sistemini övüyorlar gibi; sanki Bin Ladin'i bağırlarına basmışlar, sanki terörü lanetlemiyorlar.
Burada dindar insanları rahatsız eden husus, terörü gerçekleştiren kişi Müslümansa, derhal faturanın İslâmiyet'e çıkarılmasıdır. Ve her Müslüman'ın yanlışından kendi partilerinin sorumlu tutulmasıdır.
Müslümanlar da, Hıristiyanlar da, Yahudiler de, hem de din adına en büyük cinayetleri işleyebilir. İsrail Başbakanı Ariel Sharon, bir insanlık suçlusu olarak mütalâa edilmiyor mu? Balkanlar'da sadece etnik değil, aynı zamanda din temelli kanlı savaşlar cereyan etmedi mi?
Bence İslâmiyet - terör bağlantısına kafa yormak yerine, Ege komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un temas ettiği noktalar üzerinde durulsa ya!
Tolon'un tesbitleri
Tolan, Nato'nun 5'inci maddesinin işletilebilmesi için, saldırının dışardan yapıldığının, açık ve net biçimde Nato üyelerine kabul ettirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Teröristlerle yapılan mücadeleye, savaş denilmemesini, aksi takdirde, "Cenevre Sözleşmesi'nin devreye gireceğini ve uluslararası savaş hukukunun uygulanacağını" belirtiyor. Terörün, sosyal, ekonomik ve kültürel şartlarına işaret ediyor. Mücadele edilecek alanın (Afganistan, Irak) Nato sorumluluk alanı dışında olduğunu söylüyor.
Gözü kapalı savaş yanlılarına doğrusu iyi bir cevap.
Bir yabancı gazeteci, Robert Fisk, İndependent gazetesinde şunları yazıyor:
"ABD'nin, peşine düştüğü teröristler, kendi çıkar alanlarının dışında faaliyet gösterenlerdir. Bizden dünya terörüne karşı savaşmamız isteniyor. Aslında bize, ABD'nin düşmanlarına karşı savaşın deniliyor."
Herald Tribune'den bir başka yazar da (William Pfaff) "Amerika'nın terörist saydıkları kendisine saldıranlardır" diyor.
Amerikan yönetimi, vatandaşının anti-Arap, anti-Müslüman tavrından rahatsız. Bizim laikçiler ise, doğmakta olan İslâm düşmanlığından, irtica masallarına gerekçe üretme çabasında.
Dip not: 1) Kutsal olmayan savaşlar 2) İran'ın anlatılmayan hikâyesi

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.