|
Aile işleri: ABD, F-35’e dönmemizi mi istiyor?

Ortadoğu’daki ABD işlerini ele alırken genellikle aktüel gelişmeler üzerinden yürüyoruz ve bir şekilde son bulduğunda ilgimizi kaybediyoruz…

ABD içinde bulunduğu durumu Batı Asya’nın bütüne bakarak tartıyor. Bu stratejik kalibre ilgili değil, ‘kas hatırlaması’ artık. ‘İçinde bulunduğu’ dediğimiz; Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, S. Arabistan, Mısır, Yemen, Katar, artı, çevreleyen denizlerin tamamında özel sorunlar yaşıyor Washington. Bunları yönetme kabiliyetinde-hele eskiye kıyasla-ciddi erozyonlar yaşıyor…

Bunun çok sebebi var, dahası rakiplerinin durumu da farklı. Bölge dışı aktörlerin görünümünde de -Çin, Rusya, Hindistan gibi-radikal yükselişler var. Cephe hatlarını çok konuşuyoruz ama tespit etmemize rağmen üzerinde durmadığımız, ABD’nin bunlarla baş etme kapasitesinin halidir…

Durum aynısıyla iç işlerinde de geçerli; Teksas üzerinden gelişen, göçmen sorunları tarafından beslenen ama aşarak ülke genelinde yaşanan 25 eyaletin federal hükümete diş göstermesi, ileri giderek, Teksas’a destek için 10 eyaletten bölgeye asker sevk etmesi, vs…

Türkiye’de konuya bakılırken, “ne yani ABD mi parçalanacak, çökecek” türünden, indirgemeci bir yarım aklın prim yapması ayrı körlük ama olayın sıra dışılığı, daha önce hiç yaşanmamış olması gibi şüpheciliğe yüz verilmemesi garip…

Oysa bu dalgalanmalar, tarihi ve ekonomik boyutlar, ana kırılma hatlarının kaşınması türünden içerikler barındırdığı gibi, Başkanlık seçimi üzerinden yükselen politik kutuplaşmalar içeriyor. Ocak 2021’de yaşanan Kongre baskınının türevidir. Orada da aynısı olmuştu. Bu kadar büyük olay dahi, yani açık ayaklanma ve hükümeti düşürmeye kadar gidecek olayların sebep-sonuç ilişkisi üstünkörü geçilmişti. Medyanın bayıldığı görüntüler sona erince, konu da kapanmıştı. Aynısı Ukrayna’da da oldu.

Ancak o güne kadar, hatta bugüne kadar da ABD ne yapsa, “muhakkak bir planı vardır” kabulü tartışmaya açılmadı. Ülkenin efsanevi, ‘yenilenme kondisyonuna’ bağlı ‘yönetme’ gücündeki çözülme/erimeye toz kondurulmadı…

***

Oysa Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemini alış ile F-35’ten sıyrılma öyküsü tam buydu. Neredeyse iki yıl sürdü ‘yanlış-doğru’ tartışmaları. Bugün bile kısmen devam ediyor. Sonunda, bunun sadece askerî ihtiyaç tartışmalarının parçası olmadığı, politik bir menzilinin bulunduğu, onun da füzeden daha erimli olduğu üzerinde, genel değilse de çoğunluk mutabakatına ulaşıldı. Uğranılan yaptırımlara rağmen…

Ancak konu, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması ve F-16 tedarikinde Washington’la ilerleme kaydetmesiyle dirildi…

Tetikleyen ilk açıklama, İsveç onayının hemen ardından Türkiye’ye gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’dan duyuldu…

“Açıkçası bu S-400 meselesini halledebilirsek -ki bunu yapmak istiyoruz- ABD, Türkiye’yi F-35 ailesine geri almaktan memnuniyet duyacaktır. Ama önce diğer meseleyi çözmeliyiz ve bunu çözerken aynı zamanda Türkiye’nin güçlü bir hava savunmasına sahip olmasını sağlamalıyız. Bu konuyu aşabilirsek, CAATSA meselesi ortadan kalkacak ve F-35 konuşmalarına geri dönebileceğiz”…

İkincisi ise bizzat Beyaz Saray sözcüsünün ağzından geldi; “S-400’ler ve F-35’ler konusundaki duruşumuzda bir değişiklik yok ama görüşmeler devam ediyor. Türkiye bu konudaki endişelerimizi giderebilirse, F-35 programına yeniden geri dönüş olabilir”.

Her iki açıklama da “soru” üzerinedir. Yani bağımsız açıklamalar değildir. Yine de satırlarında kapı aralığı hissedilmekte. F-16 ve İsveç sürecinin getirdiği havayla birleştiğinde sanki ilişkilerde farklı iklime geçiş hissiyatı vardır…

Gelgelelim hem Beyaz Saray hem de devamında Türk Savunma Bakanlığı’nın açıklamalarında vurgulanan, “bugüne kadar gelen duruşumuzda değişiklik yok” söylemi, o hissiyatın gerçekçi olmadığını hatırlatıyor. Yani şu an itibariyle ne Türkiye’nin S-400’leri atıp F-35 sürecine yeniden başlama eğilimi var ne de ABD’nin üstenci dilinde, “Türkiye istediklerimizi yaparsa” pozisyonunda esneme var. Kaldı ki Türk kamuoyunun arzuları bu yönde değil…

Meselenin yeniden gündeme gelmesiyle, açılışta ele aldığımız ABD’deki genel yönetim düşüklüğü arasındaki ilgiyi buradan görmeliyiz. Türkiye lehine nasıl yönetilebileceği, genişletilebileceği en yüksek stratejik meseledir…

***

Hafta içinde önce ABD Dışişleri Bakanı Blinken, ardından CIA Direktörü Burns’ün eş zamanlı açıklamaları, Ortadoğu’nun on yıllardan sonra, 1973’ten bu yana en tehlikeli, patlamaya hazır dönemden geçtiğini vurguluyor…

Teşhisin iki motivasyonu daha var; bir, çok kutuplu dünya rekabetinin birinci elden yüzleşmelere evrilmesi, iki, ABD Başkanlık seçimi ve vurguladığımız iç savrulmalar…

‘ABD merkezli tanınmış yayın organı Foreign Affairs, ay başında yayınladığı analizde, Türkiye’nin Orta Doğu’daki güvenlik mimarisinin kilit unsurunu oluşturmasının öne çıkan bir nokta olduğunu değerlendirdi. “Orta Doğu’yu yalnızca Orta Doğu düzeltebilir” başlıklı inceleme, “Amerika sonrası bölgesel düzene giden yol” ifadesini kullandı. Makalede, Ankara’nın öne sürdüğü sistem ve stratejiler üzerinde odaklanıldı’. (‘Only the Middle East Can Fix the Middle East-The Path to a Post-American Regional Order’, 01/02.)

Bölgede oluşması muhtemel yeni dengeleri Türkiye üzerinden kurgulayan bu okuma, ABD’nin Suriye ve Irak dahil bölgede ‘azalması’ tartışmalarının yaşandığı konjonktüre denk düşüyor.

Önce şunda anlaşalım; Büyük güçlerin Ortadoğu’dan vazgeçmesi olası değil. Ancak tek başlarına oyun kurmaları da artık mümkün değil. Bu yüzden, ‘Büyük Ortadoğu’da yeni düzenin “güncellenmiş yeni orta boy ülkelerle” -ki birincisi Türkiye’dir- yeni ilişki modeli arıyorlar. Onlar açısından ‘arama’, kullanmaya müsait oyunculardır.

Türkiye açısından ise yeni şartlar bu aklı tersine ‘kullanmayı’, zorlamayı mümkün kılıyor. İş orada…

#Politika
#F-35
#ABD
#Nedret Ersanel
2 ay önce
Aile işleri: ABD, F-35’e dönmemizi mi istiyor?
İran’ın İntikam planına karşı İsrail ‘çok gizli’ bir silahla karşılık verecek, ‘İran taş devrine dönecek?’
Davranışlarımız kimin?
Denklemciler ve denklembozucular
Muhafazakârlık güçlenirken
İslâmcılara azıcık hikmet penceresinden baksak?