Yazarlar Süper kötü hisler

‘Süper kötü hisler’…

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

‘Kusursuz Fırtına’ diye klişe bir terim. Amerikan malı. Filmi de var. Birden çok fırtınanın buluşmasından doğan beter bir doğal afet. Hatta, bir merkezi oluyor. Ona da ‘fırtınanın gözü’ diyorlar, beterin beteri sayın…

ABD için kötü gitmesi muhtemel olayları sıraladığınızda, bunların belli bir zamanda buluşma ihtimalleri var…

Yani ‘Fırtına Gözü’nün Beyaz Saray olacağı, politik, askeri, ekonomik alanların eş zamanlı göçme olasılığı…

Bir, herkesin sonucunu merakla beklediği Amerikan Kongresi seçimleri. Biden hükümetinin hem ikinci döneminin olup-olmayacağına işaret verecek hem de ilk dönemden kalan sürede topallayıp topallamayacağına. Seçimdir, geniş pay bırakalım ama.. Bugün için kendi anketleri Biden’a halk desteğinin %36 civarında olduğunu söylüyor. (Bu arada Putin’in rakamı %80, ayrı konu.)

İkinci fırtına Ukrayna savaşının sonucu. Öyle veya böyle bitecek ve kimse adlı adınca ‘teslim’ demeyecek olsa da biri ‘beyaz bayrak’ çekecek…

Savaşın 100. gününde, ilk haftaların Batı merkezli havasından, yorumlarından, öngörülerinden eser yok. Bizzat Kiev’in açıklamaları Avrupa’nın en büyük ülkesi Ukrayna’nın yüzde 20’den fazlasının Moskova’nın eline geçtiğini, 1600’den fazla yerleşim biriminin düştüğünü, her geçen saat Rusya’nın daha da yayıldığını gösteriyor.

Hatta Kiev’in savunulması için yeniden savunma hatları kurulduğunun haberleri dahi okunmaya başlandı. Ruslar başkente tekrar döner mi bilmem ama şu anki gerçekliğe bakarak Kiev teslim olursa, ABD de yenilmiş sayılacak. Bu da ilk fırtınayı daha çok besleyecek. Bu yüzden de ABD savaşı körüklemeye devam ediyor.

Öte yandan, yeniden müzakere arayışlarına ilişkin söylence de hızla yayılıyor. Putin-Zelensky buluşması için taraflardan ılımlı açıklamalar geliyor. Kissinger gibi bu savaşın iki ay içinde bitirilmesi gerektiğini savununlar da daha duyulur hale geldiler.

Yine de hemen tatlıya bağlanması mümkün gözükmüyor ve önce Rusya’nın hep söylediği ‘hedeflerini tamamlaması’.. Ama en çok, Biden’ın değil, ‘derin Amerika’yı oluşturan Washington mahfillerinin Rusya ‘erimeden’ ve iktidarları garanti altına alınmadan savaşı durdurmayacakları bilinmeli.

Üç, ekonomi! En serti bu…

Sadece enflasyon, büyüme veya sıradan Amerikalı için hayati benzin fiyatlarından bahsetmiyorum. Biden yönetiminin ara ve ana seçimleri aşıp ikinci döneme kendini salimen atma yöntemi ‘Avro-Atlantik’in sağılması’ planı neyse, karşılığı olmayan ekonomik uygulamalarının vaadesi de aynı zamana ayarlı…

Mesela, ABD Merkez Bankası’nın (FED), 9 trilyon dolara ulaşan bilançosunu geçtiğimiz Çarşamba’dan itibaren küçültmeye başlaması. Parasal ‘gevşemeyi’ sıkılaştıracak olması. Daralma demek…

Ya da ABD’deki ailelerin bebek maması bulmak için çevrim içi gruplar kurmaya başlaması. Amerikan ordusunun başka ülkelerde mama peşine düşmesi.

Hazine Bakanı Yellen’in, CNN’e çıkıp, ‘Enflasyonun seyrine ilişkin geçen yıl yaptığım yorumlarda yanıldım’ demesi.

IMF’in, ABD dolarının küresel döviz rezervlerindeki payının düşmeye devam ettiğini açıklaması.

Elon Musk’ın Tesla yöneticilerine gönderdiği e-posta’da; ‘Ekonomi konusunda süper kötü hisse sahibim’ demesi.

Üzerine de tuz-biber; ağır gıda ve enerji krizinin yerküreyi iyice sarıp sarmalayarak irileşmesi.

Ve mesela.. Fırtınaların buluştuğu adres açısından; ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin eşinin uyuşturucu kullanmış halde araç kullanırken yakalanarak, tutuklanması…

Paletler dönmeye başlamışken…

  • Suriye sınırında başlayacak-aslında ‘sınırın ötesinden başlayacak’-harekâta ilişkin en çok üç ülkenin ‘ne söyleyeceği’ merak edildi. Etkileri olacağından değil. Hani Cumhurbaşkanı dedi ya, ‘gerekli ülkelerle de görüşeceğiz, destek mi köstek mi olacaklar not edeceğiz” diye. (Aslında ‘tebliğ’ konuşmaları da denebilir bunlara. Nezaketen demiyor Türkiye.)
  • Birincisi Amerika. Ne diyeceğini biliyorduk. Onu dedi. Şaşırmadık. Fazla kaale de almadık. Esasen, ‘homurdanarak yutmaktan’ başka çaresi yoktu ve şimdilik öyle de oluyor…
  • İkincisi Rusya…
  • Onun ‘resmi reaksiyonu’ Perşembe gece yarısına doğru geldi; “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine askeri operasyonuyla ilgili haberleri endişeyle karşılıyoruz. Ankara’nın, Suriye’de onsuz da zor olan durumun tehlikeli şekilde bozulmasına yol açabilecek eylemlerden kaçınacağını umuyoruz. Türkiye’nin ulusal güvenlik kaygılarını da anlayışla karşılıyoruz. Bu bağlamda, sınırda güvenliğin sağlanmasının ancak sınıra Suriye ordu birliklerinin konuşlandırılmasıyla mümkün olduğuna inanıyoruz”…
  • Tercüme edeyim; Rusya’nın bu açıklamaları şeklîdir. ‘Umuyoruz’ kadardır. Yine de şüpheniz varsa, İran’ın harekâta yönelik açıklamalarıyla kıyaslayın; “İran, aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için diğer ülkelerin topraklarında herhangi bir askeri harekata ve güç kullanımına karşı çıkıyor. Böyle bir harekat, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve ulusal egemenliğinin ihlali olacaktır. Bir Türk askeri harekatı durumu daha karmaşık hale getirecek ve gerilimi artıracaktır”.
  • Herhalde anlaşılmıştır.. Kaldı ki, şu cümleleri Lavrov kurmadı mı; “ABD askerleri hâlâ Fırat Nehri’nin doğu yakasının büyük bölümünü işgal ediyor. Orada sözde devlet kurmaya çalışıyorlar. Iraklı Kürtlerin bir kısmının duygularını kullanıyorlar. Bu şekilde Iraklı ve Suriyeli Kürtleri birleştiren yapıda sorunlara yol açıyorlar. Türkiye, tabii bunlara kayıtsız kalamaz”…
  • Üçüncü ülke İran’dı, yazmış olduk. Aslında bir ülke daha var. İsrail. Onu da Tahran düşünsün…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.