Yazarlar Yol

Yol…

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

‘Biliyoruz ki, İsveç de Finlandiya da bize aynı numarayı çekecekler. Niye böyle bir gaflete düşelim ki? Kusura bakmasınlar. NATO’da tam ittifak gerekiyor. Bir ülke ‘hayır’ derse o ülkeyi alamazlar. Hele İsveç, kesinlikle tam bir terör yuvasıdır. Kusura bakma. Biz de eğer 85 milyonluk Türkiye isek, geçmişte bu delikten bir kez sokulduk ama tekrar bir daha sokulmayı kesinlikle istemiyoruz. Onun için kararlı bir şekilde bu politikamızı sürdüreceğiz. NATO’ya Finlandiya ve İsveç’in girmesine ‘hayır’ diyeceğimizi ilgili arkadaşlarımıza söyledik. Yolumuza bu şekilde devam edeceğiz”…

Cumhurbaşkanı’nın iki ülkenin NATO’ya katılması konusunda Türkiye’nin rezervini anlatan açıklamaları gittikçe keskinleşiyor. İlk Cuma çıkışı (13/05), sonra geçtiğimiz Pazartesi ve en son yukarıdaki satırlar (19/05) kapıyı kapatmak bir yana kilidi üçüncü kez çeviriyor…

Üstelik anlıyoruz ki, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bu süre içinde mevkidaşları ile yaptıkları seri görüşmelere ‘arkadaşlarımıza söyledik’i akıllarında tutarak katılıyorlar…

Dış politika belli olmaz; Ankara’nın duruşunu İsveç ve Finlandiya’nın masaya/imzaya oturtulması yolunda el yükseltme sayan okumaları hemen çöpe atamayız ama.. Sanki Türkiye, “şartları kabul etseler dahi” diyormuş gibi…

Zaten üyelik süreci uzun. Çarşamba resmi başvuralarını yapmışlardı, ertesi gün Türkiye, prosedürün ilk ayağı NATO-İsveç-Finlandiya müzakerelerini bloke etti…

ABD, İngiltere, Almanya, NATO, AB, bizzat Finlandiya ve İsveç’in yetkili ağızlarından üst üste gelen, esneyen açıklamalar da biraz buna işaret ediyor. Önce İngiltere sonra Amerika üyelikleri en isteyen ülkeler; Biden, ‘şiddetle destekliyorum’ diyor ve İngiltere onlarla Rusya’ya karşı özel koruma imzalamış durumda. İkisi de, ‘Türkiye’nin kaygılarını giderin’ noktasındalar ve vaziyet ediyorlar…

Şöhretli Amerikan gazeteleri, “bugün Türkiye NATO’ya başvuruyor olsaydı kabul edilmezdi” haberleri yapıyorlar ama işin gerçeği bugün Türkiye başvurur muydu ayrı konu. Hatta, “yolumuza bu şekilde devam edeceğiz”e bakarak, bir süre sonra İncirlik ve deposundaki nükleer silahların gündeme geleceğini söyleyen de çok…

***

İsveç ve Finlandiya’da NATO üyeliği üzerinden yürüyen tartışmaların birinci maddesi Türkiye’nin tavrı ise ikinci konu da üyelikle beraber ülkelerine NATO üssü ve nükleer silah gelip-gelmeyeceği…

İki ülkenin de kamuoyu kesinlikle karşı. Finlandiya Başbakanı Sanna Marin son röportajında, İsveç’in topraklarında nükleer silah ya da kalıcı üs istemediği yönündeki açıklamalar hatırlatıldığında, “Bu müzakerelerin bir parçası değil. Ulusal düzeyde kararlar. Biz istemezsek kimse bize nükleer silah veya kalıcı üs için gelemez. Bu konunun gündemde olmadığını düşünüyorum. Ben, Finlandiya’da NATO üssü ya da nükleer silah konuşlandırmanın çıkarımıza olduğunu düşünmüyorum” diyor.

Marin Başbakan olarak, kızgın Rusya’ya bir de üs ve nükleer silah getirerek benzin dökmenin yanlış olacağını düşünmüş olabilir.. Ama kamyonun baskısı-onlara ne denli kızsak da-bize de ders olmalı. Çünkü sadece Yunanistan ve Fransa’nın NATO’ya dönüşlerinde aynı delikten sokulmadık; NATO üsleri ve nükleer silahlar da bir başka yaramız…

***

Bir köşeli parantez açalım mı…

Bugün Ukranya savaşı üzerinden gelişen nükleer silah söylemi, Rusya’nın yeni hipersonik, kıtalararası silahlarını sık gündeme getirmesi yüzünden tartışılıyor gibi ama.. Aslında Trump döneminin mirası. ‘Taktik nükleer silah’ ve kullanımlarına cevaz veren söylem ona ait. Bugün Kremlin’i köşeye fazla sıkıştırmamak gereği ile birlikte konuşuluyor.

Hatta, ‘Finlandiya sahip olduğu sıra-dışı sığınaklar yüzünden NATO’ya üye yapılmak isteniyor’ iddiası da ‘nükleer silah’ kullanılacağı korkularına delil yazılıyor. Ama zihin altı, ‘Soğuk Savaş’a yaslanıyor. III. Dünya Savaşı’nın eşiğinde bir dünya analizleri de aynı adrese atıf yapıyor…

II’inci Büyük Savaş’ta atom bombalarının aslında Japonya’ya atılmadığı, siyaseten Rusya’ya atıldığı, bugün her biri tarihin ayrı köşe taşı olmuş zamanın Amerikan generallerinin, ‘resmi olarak’ nükleer silah kullanmaya gerek olmadığını Beyaz Saray’a bildirdikleri.. Üstelik, Japonya’nın teslim olmak üzereliğinin belgeli şekilde ortada olduğu bir zamanda yüzbinlerce insana kıyıldığı-sakın komplo teorisi veya marjinal yorumlar sanmayın-saygın akademik çalışmalarda yer alıyor.

Şu da bizi ikirciklendirmeli derim; Rusya’nın devamlı yüksek kapasiteli nükleer silahlarını anlatıp, Batı yorumlarında, ‘zaten başka bir şeyi yok’ teyidi aldığı ortamda, ABD’nin konu hakkında bu denli sessiz kalmasını da merak etmeliyiz. Ukrayna sürecinde hatırladığım bir ara İngiltere’nin, “benim de nükleer silahım var’ ifadesidir…

Bu nedenle, nükleer silah kullanmaya zımni bir davetin ortalıkta dolaştığını düşünebiliriz…

***

Dönersek…

Türkiye, ABD’yle ilişkileri uzun zamandır pamuk ipliğine bağlı gidiyor. NATO tartışmaları da o aslında. Çarşamba günü gerçekleşen Çavuşoğlu-Blinken görüşmesinin başlıkları onlarca madde içeriyor ama ortada ne var?

Beklendiği gibi suratlarına karşı, ‘PKK/YPG’ye desteğinizi artık kesmeniz lazım. Suriye’ye bölme planınızı bırakın’ dendi ama cevapları nedir? Diğer kalemleri hiç saymayalım.

Yerli muhalefetin, altılı masanın, İsveç-Finlandiya hakkında sessizliklerini de “zaten fikirleri yok”a bağlamayalım. Dış politikadan hiç anlamıyorlar tamam ama şimdiye on kere, ‘NATO’nun sözünden çıkmayın’ mealinde sızlanmış olmaları lazımdı!

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.