Yazarlar Emrine kurban olayım

Emrine kurban olayım

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Hakikati şeylerin, olguların ve olayların kendilerine mahsus gerçeklikleri olarak açıklayan büyüklerimiz, hikmeti de bu gerçekliklerin sınırlarını bilmek şeklinde tanımlamışlardır.

Basit bir örnekle, kedi kediliğine, aslan aslanlığına göre bilinmeyi ve davranılmayı hak eder. Aslanı kedi gibi sevmeye kalkıştığımızda hem onun hakikatini ihlal, hem de onun hakikatine göre davranmadığımız için zarara uğramayı hak etmiş oluruz.

Aynı örnek üzerinden hikmet ise, kedinin aslana benzetilmesindeki nedeni, suretteki benzerliğin, hilkatteki yerini ve varlık olmak cihetinden yaratılmanın özünü kavrayabilmeye tekabül eder ki, bu manada hakikat gündelik hayatın pratiğine, hikmet ise tefekkür ve tahayyüldeki enginliğe isabet eder. Diğer bir söyleyişle hikmet, hakikatten daha genel olsa da, dünya hayatı yani yaşamak esasında hakikati bilmek, hikmeti bilmekten öncedir.

Hilkatleri cihetinden şeylerin hakikatinde iyi ve kötü ayrımı yoktur. Bu ayrım akıl sahipleri olarak bizlerin şeylerle olan ilişkimize ve inandığımız şeriata tabidir.

Gerek bir imtihan sebebi, gerekse ilahi emre uygun olarak yaşamanın şartı olması bakımından hakikatlerdeki iyiliğin ve kötülüğün bilgisini de şeriat verir. Bu manada bir hakikatin hakikatlilik düzeyiyle, onunla belirlenen her türü sınır iyilik ve kötülük inanmakla mukayyettir.

Bugün itibariyle vaktimiz kurban vaktidir. Vakitten kasıt, kurban emrinin hem süre, hem de fiil bakımından tekrarlanmasıdır.

Tekrarlanan vakte erişen Müslümanların kurbanlarının makbul ve bayramlarının iyiliğe, esenliğe vesile olmasını temenni ederek, bu kurban bayramında da onları üzmeye, inanışlarından dolayı yargılamaya kalkışacak olan kafirlere, müşriklere, zındıklara ve merhamet maskeli beyinsizlere karşı teyakkuz içinde olmalarını hatırlatmak istiyorum.

Zira, kurban sunmanın/kesmenin hakikati, “Onlara Adem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun (bil-hakki) olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban (kurbanen) sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen diğerine, ‘Andolsun seni öldüreceğim!’ dedi. O da dedi ki ‘Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.” (Maide 5:27) ve “Şüphesiz biz sana bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes! (venhar)” Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyanlardır.” (Kevser Suresi) mealindeki İlahi emirlerle belirlenmiş olup, bu ayetlerin tefsirinde mündemiç bulunan insanın kıskançlık, nefret, teslimiyet, takva vb. niteliklerinin kurban yoluyla su yüzüne çıkartılması ise ilgili hikmetlere mahsus yine ilahi bir göndermedir. Bunların mümine yansıması da imanı yoluyladır ki, son tahlilde imanın bir mana ve mananın hiçbir lisan tarafından kuşatılmaması hasebiyle konu, her türlü tartışmaya kapalıdır.

Yine bu ayetlerin Müslümanlara hatırlattığı diğer bir husus kurban emrinin sıfatı, sebebi ve hükmüdür. Buna göre kurban, “Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; Ona ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır. İşte Allah onları sizin istifadenize verdi ki, size doğru yolu göstermesinden ötürü O’nu tazim ile anasınız. İyilik yolunu tutanları müjdele.” mealindeki ayetle (Hac, 22:37) ve Peygamber Efendimiz’in “Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyen kişi, namazgahımıza yaklaşmasın.” mealindeki hadisiyle sıfatlanmış, vaktin hakikatine göre davranmakla sebeplendirilmiş, şarinin emri olarak hükme bağlanmıştır.

Bunların hakikatine göre kurbanın sunmada/kesmede öncelikli olan namaz kılmak ve onu Allah’ın ismini zikrederek kesmektir.

Peygamber Efendimiz’in “Bugün ilk işimiz (bayram) namazı kılmak, sonra dönüp kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa sünnetimize uygun davranmış olur.” mealindeki hadisiyle birlikte, kurban kesmenin sıfat, sebep, hüküm ve adabına dair çok sayıdaki hadisinin Müslüman’a söylediği ilk şey, bu emrin duyana ulaştığı, namazı ve besmeleyi talep ettiğidir. Yine birçok hadiste Peygamber Efendimiz, namazın önüne alınan ve Allah’ın ismi zikredilmeksizin kesilen kurbanları reddederek, ilgililerine kurbanlarını yenilemelerini emretmişlerdir.

Namaz, Allah’ın adını zikretme ve kurban kesmenin üçlü takip içinde gelmesinin sebebi kulluğun beyanı, eylemin Allah’a tahsis edilmesi ve takva yönelişi ve duygusu içinde eylemde bulunmasının, tevhidi teyit etmesindendir.

Bu yanıyla kurban, tevhit dini olan İslam’ın beyanına mahsus bir ibadettir ve tekrar belirtecek olursak, hakikati ancak ona inananlar tarafından bilinebildiği gibi, hikmeti de en doğru şekilde ancak onlar tarafından öğrenilebilir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.