|
Kamil Doruk

Edebî niyet ve istikameti sahih olmayanlar tanımazlar Kamil''i. Dergilerde boy göstermez, gazetelerde köşelere kurulmaz, mikrofonlara konuşmaz Kamil; edebiyatın İsa''sı olmak gibi bir hırsı olmadığından, havarilerileri de yoktur ki, sosyal medyada ondan inciler taşıyarak, adına efsaneler üreterek tanıtsınlar onu.

Sessizce yaşar Kamil. Sessizce yaşar ama yalnızca yaşamaz. Asil öfkesiyle İhsan Deniz, daimi tevekkülüyle Hüseyin Atlansoy, mükrimliğiyle Nurettin Yaşar, sükunetiyle Hasan Aycın, tefekkürüyle Necat Çavuş.. yanında yürürler sanki Kamil''in. O hem müteşerri dostlarının toplamı hem de onların toplamına dahil olandır.

Onu yakından tanımayanları için kartviziti: "Kamil Doruk: Antik Sevgililer (1987), Ağlamayın Efendim (1995); 1960 Kirmasti, Bursa, İstanbul" kelimelerinden ibarettir.

Bu az kelime yanıltmasın yine de sizi. Çünkü Kamil "Kelimelerin Reisi"dir. Kendi kuşağımdan onun kadar kelimelerle ünsiyet kuran, onlardan yeni kumaşlar dokuyan; onları incitmeden, ürkütmeden, acıtmadan kesip, biçerek yeni kelimeler doğurtan birini daha tanımadım. İki kitabı şahidimdir ve şimdi bir şahidim daha var: "Hikayevihikaye".

"Hikayevihikaye" Kamil''in yeni "anlatı" kitabının adı. Aslında türü anlatıdan çok, hikaye. "Öykü demiyor, hikaye diyor" fitnesinden uzak tutmam gerekenler için söylemeliyim ki, benim anlatı, hikaye ve öykü ayrımım Kamil''in metinlerine sökmez, sökse de Kamil tınmaz zaten; yazarken moda söyleyişle kuram-metre kullanmaz çünkü. Tahkiyeyi hatırladığı, aklına konduğu anda hikayeleştirir /öyküleştirir Kamil. Hikaye bir heves değildir onun için, dil ile oluşun müşterek cilvesidir. Metinlerini bu cilveyi tefekkür ederek inşa etmekten haz alır Kamil. Haz, şeklin, sınırın yokluğu değil midir?

"o kızgınlık cehenneminde, suratından düşen bin parçayken, çevrende yürüyenlere değil –ki pek çoğunun kılığı senden gösterişli–, niçin sana yöneldi, seni seçdi bu zavallı?!

“onca öfke alevi suratını yalıyorken, içindeki, altındaki merhamet çayırını farketdi, gördü bu zavallının gözleri ki, sana yöneldi...

“döndüm, topuklarımın üzerinde döndüm. beş-on adımda, yanılgıdan döndüm; hüsranı gördüm, ziyandan döndüm; döndüm, döndürene şükür, vakitlice pişman edene şükür. pişmanlık aslen karadır, içi karardır; amma, bu ne kutlu bir ak pişmanlıkdır... pişmanlıkda ışık olur mu? geceden gündüzü çıkaran için bundan kolay ne ola.. ol''un sahibi ol der, olur... ve –yunuslularca– pişmanlık fayda eder. –bizi gök kapılarının kapanıp gök yarıldığında kapısız kalan kapkara son pişmanlıkdan muhafaza eyle, ey ol''un sahibi!"

Böyle yazar işte Kamil. Akıllılar ve deliler, mantıklılar ve meczuplar, müstekbirler ve madunlar, toklar ve açlar, sızıları olanlar ve olmayanlar, ölmeyeceklerini sananlar ve bir saman çöpüne tutunmuş gibi iğreti, ürkek yaşayanlar aynı dil havuzunda toplanırlar da olumlu görünendeki olumsuzluğu, olumsuz görünendeki olumluluğu birlikte gösterip, ezeli ve ebedi olana birlikte işaret ederler. Tam da bu nedenle gerçekçilik kaygısı gütmez Kamil. Hayatın sayıyla ifade edilemeyecek kadar çok olan damarlarından birine dokunmayı hedefler, ki, dokunduğu bir kılcal damar da olsa "aslolana" götürsün ister onu, gayrettullaha değsin ister kelimeleri.

"Hikayevihikaye, Kamil''in yeni kitabı" dedim ama siz ona erişmek için hiç zahmet etmeyin.

Kendi imkanlarıyla çıkarmış kitabı Kamil. Yayıncı kahrı, editör nazı çekemez, zaten yazıdan başka hiçbir şeyin nazını çekemez o. Edebiyat sektörünün muhalifidir. Kitap pazarının düşmanıdır. Ama sadece bunlar değildir Kamil''in kitabını kendisinin yayınlamış olması. O, metinlerini satın alabilecek olanlara değil, onları okumayı hak edecek olanlara göstermek ister. "Adamına yazdım, o okusun" der Kamil; tüketici okurdan, yetenek ve maharet kaşiflerinden kıskanır onları.

"aynalı diyorlar bana. a''mâk-ı hayâl''istandan çıkıp gelmişim. eh, öyleyse, partal üstbaşıma iliştirdiğim renkli kağıt parçalarından sonra, boynuma aynamı asmalıyım. tamam, tam kalbimin hizasında. göbeğimin üstüne de şu küçük trompeti sallandırayım. bir parça kuru ekmek, bir-iki yıpranmış kitab ve kazte parçası bulunan torbamı omuzuma, haydi bu izbe türbe köşesinden, senelerdir olduğu gibi, yine iskenderiye''yi tarassuta.

“ayna ile insanları kendisiyle gözgöze getirmeğe çalışıyorum; trompet ile de sağırları uyarmağa.. su taşıyan karınca misali.

“aynalı meczubum ya, bu benim medar-i maişetim. ilk seneler çocuklarla aram pek iyiydi; beni taşlarlar, ardımdan bağırırlardı; artık, alıştılar, beni görmüyorlar. alışkanlık işte böyle ediyor insanı" diyerek metinleri konusundaki kıskançılığını daha da pekiştirir Kamil.

Kendi kendisiyle gözgöze gelmek, söyleneni doğru duymak isteyenler okuyabilirler ancak "Hikayevikaye"yi.

Siz böyle bir okursanız, kitabını değil zaten Kamil''i bulursunuz.

12 yıl önce
Kamil Doruk
Bir Başka Mesele: Truva atını içimize yerleştirdiler
Ahlâk kitapları ve “İslâm Ahlâkının Esasları”
Şimdi gözler Avrupa Birliği’nde…
Çocuğun adı Hanzala
İran, emperyalistlerle mi savaşıyor, Müslümanlarla mı?