|
Okumak ama nasıl?

Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’sunu, Görünmez Kentler’inin ve biraz da adının güzelliği hatırına okumuştum.

Calvino, bu deneysel romanınında (sanki deneysel olmayan roman varmış gibi), okumanın som bir yalnızlık olduğunu anlatmak için kırk dereden su getiriyordu.



Elbette her yazar için böylesi bir iddiayı temellendirmek zahmetli bir iş olsa gerek ki, ayrıca yazarın yazarlığının başlıbaşına bir yalnızlık iddiası olması da ciddiye alınması gereken başka bir konudur.

Yanlış hatırlamıyorsan kırklı yaşlarımda okumuştum söz konusu deneysel romanı. Okumanın bir yalnızlık eylemi olduğunu, başkalarından önce söylemenin havasını atmak bakımından bana bir katkısı da olmuştur kuşkusuz ama bu konudaki hevesimin kursağımda kalmasına (daha doğru bir ifadeyle, kulağıma kar suyu kaçmasına) da neden olmuştu o zamanlar.

Çünkü okuma(k) fiili (Kemalist-Solcular bunu eylem şeklinde söylemeye bayılırlar) o günden itibaren bana bir yalnızlık meselesi olarak görünmemeye başlamıştı.

Şundan ki, sohbet olgusunun kültürel hafızasında yerleşik bulunduğunu farkeden bir okur için, okumak aslında çoğul bir faaliyettir. Öte yandan, benim benimle derûnî bir dayanışma içinde yaptığım okumalarda yalnızlığımdan söz etmem mümkün olabilir mi?

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu olarak yolunuz örneğin Erzurum’da bir kıraathaneye düşmüşse, orada aşıkların hayat hikayelerinin cemaat olarak okunduğunu da görmüşsünüzdür. Okunduğunu, yani saz şairlerince anlatıldığını.

O halde, 1: Bizde okumakla anlatmak birbirine bitişik fillerdir. Bunun nedenini sorgulamak aslında gereksizdir; dolayısıyla onun kültürel bir tutumdan kaynaklandığını söyleyip geçebiliriz ama bu konu kültürü kuran zihniyetin işleyişi bakımından es geçilecek gibi de değildir.

Çünkü bizim okurluğumuz, her şeyden önce read(ing)’ten değil, karae/ikra’dan gelir. İkra ise, ümmi olan Hz. Peygamber’e nazil olunan ilk kelimedir. Allah, “ikra” diye buyurduğunda Hz. Peygamber’in okuyacağı bundan başka bir şey yoktur. Bundan, yani halkedilmiş olan her bir varlığın, (okur olarak insanın kendisinin de) aynı zamanda bir kelime olduğu kainat kitabından başka...

Bu nedenle, bizim okumak dediğimiz yerde bir bileni dinlemek, dinlediği şey üzere fehmetmek, tefekkür etmek, tecessüs göstermek, tezekkürde bulunmak doğrudan okumaya dahil olduğu gibi görmek, bakmak ve bu yolla görünenin asıl sahibini (Yaratıcısını) aramak, bulmak ve dahası nâmevcut olanı vücuda getirebilme istidadıyla, metafizik bir zuhuru zihnen zahire çıkarmak da okumaya dahildir. Hazır, tasavvufî bir imada bulunmuşken Sefer der-vatan ve Halvet der-encümen olabilmenin okurluğun hası olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Buraya kadarki sabrınız için teşekkür ederim. Çünkü henüz “kitap okuma oranının şunca düşük olduğu bir ülkede, bir kitabı düzünden oku(t)mak bile bir mesele iken, senin nazarı, basireti, kıraatı, sezgiyi, sohbeti... de aynı anda ihtiva eden derin ve delici bir okumadan söz etmenin ne karşılığı olabilir?” diye sormadınız.

Ki, ben de “nasıl ederiz de millete daha fazla kitap okuturuz” diyen, bunu dert edinen biri değilim zaten. Çünkü, bana göre kitap okumak isteyeni engelleyemeyeceğimiz gibi, okumayana da zorla okutamayız. Dolayısıyla, gönüllülük ve arzu duyarak okumak esastır; eğitimsel vb. gerekliliklerle (müfredat nedeniyle) kitap okutmak, ilgili memurların görevi olduğundan bu bahse dahil değildir.

O halde 2: Bu söylediğim, tam da benim bu bahiste rahatsızlık duyduğum ilgili hususlardan bir diğeridir. Çünkü, günümüzde kitap oku(t)mak, her şeyden önce kapitalizme dayanan bir istatistik meselesidir. Bu yıl kaç kitap yayınlandı, hangi yazar kaç kitap imal etti, kişiler ve kütüphaneler kaç kitap satınaldı, yayıncılık sektöründe kaç para döndü, hangi yazar ne kadar vergi ödedi... gibi başlıklar altında kitap, salt bir pazar nesnesine de dönüştürülerek, kitap okuma faaliyetinin kendisi sayısal bir değere indirgenmektedir.

Buna göre, istatistik verilere malzeme olmak bakımından, günümüzde okumak, sayılar içinde sıradanlaşmaktan öte bir şey değildir.

Paylaştığım nedenlerle, asıl, her biri bir kelime olan varlığı tanımak bakımından okumak çok daha önemli hale gelmektedir ki, bu da öncelikle hayatı doğru anlamak, hakikati ve hikmeti talep etmek bakımından bir farklılık (seçkinlik) arz etmektedir.

Ailelerin, öğretmenlerin kitap okutmaktan maksadı bu olduğunda ancak okuma faaliyeti anlamlı, değerli ve çoğul olacaktır.

#​Italo Calvino
#Okumak
6 yıl önce
Okumak ama nasıl?
Siyasi kanat ile silahlı kanat arasında ne fark var?
Firavunlaşan sermaye
Sahipsiz başlayıp sahipsiz bitirmek
Kamala Harris ‘sokak kavgasına’ hazır mı?
Mevcut Başkanı indiren, müstakbel Başkan’ı vuran güç…