|
Rabbine hasım kesilen insan!

Tartışma kabul etmeyen bir hakikattir: Yaratan yarattığı şeyi herkesten daha iyi bilir.

Modernizmin tahrip etmek istediği ve kısmen başarılı da olduğu bu hakikati, küfürle yetiştirilmiş ya da Müslüman dünyadan devşirilmiş psikologlardan, psikiyatristlerden öğrenmeye kalkışanın ve daha da kötüsü bu hakikatin ancak onlardan öğrenebileceğine inananların vay haline!

Nedir hasım ve hasım olmak?

Müfredât sahibi İsfahanî’nin, “biriyle çekişen, tartışan, münakaşa eden” anlamını verdiği hasım (hsm) kelimesi Kur’an’da 12 mastar ya da fiil hâlinde 18 ayette geçiyor.

Bizim hasım olmanın mana, neden ve sonuçlarını doğru anlamamız için bu kelimenin “hasîmun” olarak geçtiği, “İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Oysa bak, şimdi o, açıktan açığa bize karşı duran biri olmuştur. Kendi yaratılışını unutup bize misal getirmeye kalkışıyor ve ‘Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?’ diyor. De ki: ‘Onları ilk başta yaratmış olan diriltecek. O yaratmanın her türlüsünü bilir.” mealindeki Yasin suresinin 77-79. ayetlerini okumamız yeterlidir.

Hasım ve hasım olma kelimesine Zemahşerî’nin “değersiz bir su iken sonra akıllı, mümeyyiz, konuşkan tartışabilen biri oluverme” (Keşşâf Tefsiri); Gurâbzâde Ahmed Efendi’nin “âşikâre cidâl edici bir düşman” (Gurâbzâde Tefsiri); Elmalılı Hamdi Yazır’ın, “çeneli bir çekişgen” (Hak Dini Kur’an Dili) anlamını verdiklerini de göz önünde bulundurarak, meallerini verdiğimiz ayetlerin ilkinden hasımın konuşan (hasımlığını konuşarak beyan eden), yaratılışını düşünmeyen, acziyetini (küçük bir su damlasından yaratıldığını) fark edemeyen biri olma özelliklerini taşıdığını anlıyoruz.

Söz konusu ayetlerin nüzul sebebine -bunları izleyen ayetlerle birlikte- Celâleddin es-Süyûtî’nin kaydından baktığımızda da aynı fiiller (konuşma) önce çıkıyor:

Yasin suresinin 77-83. ayetleri, maddi gücü nedeniyle çok kibirli olan Mekkeli müşrik Âs b. Vâil’in, elinde çürümüş bir kemikle Resûlullah Aleyhisselam’a gelerek, onu eliyle ufalayıp ‘Böyle un ufak olduktan sonra bu mu dirilecek?’ şeklindeki sorusuna Peygamber Efendimiz’in ‘Evet. Allah bunu diriltecek. Nitekim O seni de öldürecek, sonra diriltip cehenneme atacak!’ (…)” cevabına mesnet olarak

inzal ediliyor. (Esbâbü’n-nüzûl)

Büyüklerimizin anlayışına göre “Konuşmak, konuşanın kendisinden veya öğrendiği şeyden haber vermesidir.” Konuşmanın en önemli araçları ise ağız ve dildir. Ancak ağız ve dil insanın kendinden haber vermesi, öğrendiği bir şeyi nakletmesi esasında çoğu zaman kendi fizikselliğini aşıp, bunlara mahsus her hâl ve fiille çoğalır.

Örneğin bir durum karşısında kibirli bir edayı yüklenmek, bir iddiaya ya da suçlamaya karşı susmak, bir baskıya boyun eğmek, bir durum ya da şey karşısında sevinmek ve üzülmek, ağlamak ve gülmek yazmak, çizmek, jest ve mimiklerle mukabelede bulunmak, sureten kızarmak ve kızmak, hiddetlenmek ve sakinleşmek, bocalamak, eli ayağına dolaşmak, sabırsızlanmak… da birer ağız ve dil olarak konuşmaya dahildir.

“İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Oysa bak, şimdi o, açıktan açığa bize karşı duran biri (hasım) olmuştur.” İlahî kelamının nüzulüne vesile olan Âs b. Vâil’in, Peygamberimiz Aleyhisselam’a nasıl bir eda ile geldiğini, elindeki çürümüş kemiği nasıl bir hareketle ufaladığını, Peygamber Efendimiz’e hitabında dilini nasıl kullandığını bilmiyoruz ancak haberin şeklinden bunları “görebiliyor”; onun Peygamberimiz Aleyhisselam’ın peygamberliğini küçümsemek suretiyle yalanlama kastında olduğunu ve doğrudan Allah’ın ilahlığını (uluhiyetini, yaratıcılığını) ve tanrılığını (rububiyetini) hedef alarak hasımlık ettiğini anlayabiliyoruz.

Konuşana karşı ilk ilahi karşılığın, yaratılışındaki değersizleştirmeyle verilmesi, hasımlık beyanı olarak konuşma ve misal verme kabiliyetlerinin bunun ardından zikredilmesi, kulakları ve anlayışı ilaha hitaba açık olan herkesi doğrudan ilgilendirmektedir.

Zira Allah’ın insanda ilk başta ve en sevmediği şirk koşma ve kibirlenme hâli genel olduğundan, insanın önce maddi aslına iade edilerek değersizliğini anlamasını sağlamak onun özel uyanışı cihetinden son derece vurucu bir yöntemdir. Örneğin, Batılı anlamıyla yazarlığı (otorite olmayı) kendine hak görüp, kelimeler dizisinden çeşitli anlamlar üretmeyi iradî bir tercihle kendi “yaratma” kabiliyetine yoranlara karşı söylenilebilecek nihai şey de Allah’ın buyurduğu gibi olacak; konuşmayı ve misal vermeyi hasımlık aracı olarak görmesinin neden olacağı tehlikeleri ona hatırlatmak da yine aynı silsile içinde gerçekleşecektir.

“Çeneli bir çekişgen” ancak önceki yokluğunu ve çenesizliğini düşünerek kendi haddine çekilebilir.

#Aktüel
#Hayat
#Ömer Lekesiz
1 ay önce
Rabbine hasım kesilen insan!
Hicret yurduna veda: Dağına taşına kadar vefa
Hayaller ve gerçekler
En baştan kaybetmek
Osmanlı şehirlerinde imaret sistemi
‘İsrail Lobisi’nin ev ödevleri!