YazarlarMizanımız nerede?

Mizanımız nerede?

Ömer Lekesiz
ÖmerLekesizGazete Yazarı

Antony Black, Türkçe’ye Siyasal İslam Düşüncesi Tarihi-Peygamberden Bugüne adıyla çevrilen kitabının (Çev.:  Seda-Hamit Çalışkan, Dost Yayınları, Ankara 2010), son üç paragrafında, “İslami siyasal düşünce bugün insanlara ne sunabilir?” diye sorar ve şu cevabı verir:

“Birincisi Nasihatülmülûk edebiyatıyla sağduyulu bir etik geleneği, siyasal gerçekçilik ve İbn Mukaffa’ya kadar giden bir yönetim bilgisi sunmaktadır. Bu değerlidir çünkü insani değerleri patolojik bir şekilde reddetmeksizin, Makyavelli’ninkine benzer pratik görüşler içermektedir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : Mizanımız nerede?
Haber Merkezi 05 Aralık 2017, Salı Yeni Şafak
Mizanımız nerede? yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


İkincisi, günlük olaylarda akılcı düşünmeyi sağlayacak mizan veya denge (itidal) kavramını sunmaktadır. ‘İnsanlar adaletli olsunlar diye peygamberlerimizi ve onlarla birlikte de kitap ve mizanı yolladık.’ diyen Kuran ayeti, doğru olanın insan aklı yoluyla yorumlanması ve uygulanması gerektiği şeklinde alınıyordu. Mizan, tüccar tartısı anlamına geliyordu; mizan, adalet dengesini hesaplamanın yöntemiydi. Mizan fikri, aşırılar arasındaki orta yol demekti ve İslam bilgeliğinin bir özelliği olarak kabul ediliyordu. Bunu ençok Gazali’de görmekteyiz. Mizan fikri köktencilik rubunun tersidir.

Ve son olarak, yedinci yüzyıldan on yedinci yüzyıla, hatta bazı açılardan daha da ilerisine kadar İslam dünyasında var olan toplum türünü anlayabilmek için, bütün sosyal bilimciler İbn Haldun’u okumalıdır.”

İbn Haldun’u okuma zorunluluğunun altını çizip, Black’in bu görüşlerindeki kimi kılçıklı kelimelere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirterek, mizan ile ilgili söylediklerine daha yakından bakalım:

Ebu Hâmid el-Gazzâlî (1058-1111),  “Bâtınîlerin İslâm düşüncesine aykırı olan görüşlerini mantık ilmini kullanarak çürütmek için” kaleme aldığı el-Kıstâsü’l-Müstakîm adlı eserinde (Çev.: İbrahim Çapak, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul 2016), “ma’rifeti, el-kıstâsi’l-müstakîm" ile tarttığını ifade ederek, İsrâ  (17:35) ve Şuarâ  (26:182) sûrelerinde yer alan ‘...ve-zinû bi’l-kıstâsi’l-müstakîm’ (Dosdoğru kıstas ile ölçün.) ifadesine dikkat çekmekte, el-kıstâsi’l-müstakîm’i, ‘Allah kitabında tenzil ettiği ve elçilerine onlarla ölçmelerini öğrettiği beş mizândır’ şeklinde tanımlayarak, kim Resulüllah’tan ta’lim eder ve Allah’ı mizânlarıyla bilgilerini tartarsa hidayet bulur; kim bunlardan yüz çevirip re’y ve kıyasa yönelirse, hakikatten sapmış, yüksekten yere çakılmış olur’ demektedir.

Gazzâlî (...), bu mizânın ortaya koyucusunun da Allah olduğunu ifade ederek, Kur’an’ın mizanlarının ‘mizân-ı te’adül, mizân-ı telâzum ve mizân-ı te’ânüd’ olmak üzere üç tane olduğunu, mizân-ı te’adül’ün de ‘el-ekber, el-evsat, el-asgar’ olmak üzere üçe ayrıldığını aktarmaktadır (bkz.: Age., giriş yazısı.)

Bu mizânların anlamlarını ve işlevlerini merak edenler Gazzâlî’nin adını yukarıda zikrettiğim eserine bakmalılar çünkü ben onları burada açıklamaya kalkıştığımda, bu yazıdaki asıl maksadımın dışına çıkmış olurum. Ki ayrıca, bu sunuşla burada bana ayrılan yer de dolmak üzere.

Kudüs’le ilgili müşahhaslaşan İsrail ve Amerikan tasallutu karşısında, halkı Müslüman olan kimi ulus (uydu olarak vesayetle yönetilen) devletlerin acizliklerinin faş olması, Müslümanlar'ın emperyalist güçler karşısındaki pasif durumlarının, parçalanmışlıklarının giderilmesine esas görüşlerin tartışılmasını da yeniden alevlendirdi.

Hazır, Black gibi ünlü bir Şarkiyatçı da, ilk basımı bundan 17 yıl önce yapılan kitabında, Gazzâlî’yi ve onun mizan anlayışını bize hatırlattığına göre, bundan hareketle Müslüman toplumların (ve dolayısıyla tabiyetinde bulundukları ulus devletlerin) siyasal tutum ve tercihlerine bir de buradan bakabiliriz.

Elbette, konuya Gazzâlî ve mantık kelimeleri içinden bakacak olmanın peşinen maruz kalacağı kendi zamanından kopuk düşünme ve anakronizme düşme suçlamasını göz ardı ediyor değilim.

Ancak tartışılan, Müslümanlar'ın zikrettiğimiz plandaki mevcut durumlarıysa, şer’i delillerin (Edille-i şeriyye’nin) öncelenmesi esastır. Bu delilleri gözetmekle birlikte, zamanın şartlarını ısklamamalıyız şeklinde geliştirilecek bir anlayış, doğrudan eklektizme bağlanacak olup, Müslümanlar'ın geçmişte (ve kimi hususlarda halen) bu batıl (ve Batı’ya) yöneliş yüzünden ziyadesiyle mağdur oldukları da unutulmamalıdır.

Gerçi Gazzâlî’nin kendisi de, değil Müslüman olmak, birazcık aklı olanların bile itiraz edemeyeceği şu mealdeki İlahi hakikate göre konuşmayı tercih ederek, yukarıda zikrettiğim muhtemel itirazları baştan geçersizleştirmektedir:

“Biz peygamberlerimizi mucizelerle gönderdik, beraberlerinde vahiyler indirdik ve insanlar arasında adaleti tesis edecek ölçüler (el-mizân) belirledik. Ayrıca çok dayanıklı bir madde olan ve insanlara birçok fayda sağlayan demir cevherini de büyük bir nimet olarak biz lütfettik. Allah bütün bu nimetleri kendi dinine ve elçilerine kimlerin ihlas ve samimiyetle destek vereceğini ortaya çıkarmak için lütfetti. Şüphesiz Allah çok güçlü ve kudretlidir. (Hadîd Suresi 57:25; meal: Mustafa Öztürk.)

Üç kelime: Kitap, mizan ve demir!

Neden aynı ayette bir araya gelmiş olabilirler ki?

Rabb'imizin izni ve Gazzâlî’nin rehberliğiyle bunu da konuşalım inşallah.