Yazarlar CHP"nin büyük çaresizliği

CHP"nin büyük çaresizliği

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

AK Parti Olağanüstü Genel Kurulu"nda yapılacak oylamanın sonucunu önceden kestirmek normal şartlarda zor olurdu, ama artık değil. Temayül yoklamalarından da, hükümeti destekleyen medyadan da, AK Parti çevrelerinden de açık açık hep aynı isim çıkıyor. Kurmaya çalıştığı yeni Türkiye fikrini karşılayacak bir isim olması hasebiyle, Erdoğan"ın aklındakinin de aynı aday olduğu düşünülüyor; Ahmet Davutoğlu.

Bundan sonra ne olacağı, Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık makamları arasındaki fiili ilişkinin nasıl formüle edileceği, hangi bakanların değiştirileceği, onların yerine kimlerin getirileceği konularında çeşitli kulisler var elbette; ama kulise ihtiyaç kalmayacak ölçüde net olan; işlerin 2015"e dek işbirliği içinde yürüyeceği, sanırım. AK Parti kadrolarının Erdoğan"ın liderliğine ve kararlarına duyduğu sonsuz güvenin, tartışmalı süreçlerde ve dalgalı dönemlerde bile bu partiyi emin bir limana çevirebildiğini biliyoruz zaten...

Oysa CHP"de sular yine bulanık. Ekmeleddin İhsanoğlu isminin çatı aday olarak açıklanmasıyla beliren, ancak –belli ki- seçim sürecini olumsuz etkilememek için ertelenen itirazlar açığa çıkmış durumda; Nur Serter"den Birgül A. Güler"e, Süheyl Batum"dan Emine Ü. Tarhan"a, Muharrem İnce"ye dek birçok isim yönetimi eleştiriyor. Muharrem İnce, Eylül"ün 5-6"sı olarak belirlenen Kurultay için genel başkanlık adaylığını açıkladı bile. Emine Ü.Tarhan ise, kararını önümüzdeki günlerde vereceğini ifade ediyor.

Önce şu; sözkonusu durum, "bakın AKP"de demokrasi yok, kimsenin sesi çıkmıyor, CHP ne kadar da demokratik" fotoğrafının izharı filan değil. Bu kadar iyimserliği Heidi gibi çocuk romanları kahramanlarına bırakıp meseleyi koyalım; CHP"de büyük bir kavga var. Kavgayı çıkaran da, parti içi demokrasi fazlası değil; 1- CHP"de her seçim sonrası oluşan mutsuzluğun bu kez bardaktan dökülmeye başlaması; geleceğe duyulan güvensizliğin saklanamayacak hale gelmesi ve 2- Eski-yeni dikotomisi gibi de gözüken, bir türlü aşılamayan moral-yapısal sorun.

Eski kanadı temsil eden ulusalcı-solcular, CHP"nin Cumhurbaşkanı adayı olarak Mısır doğumlu, Arap kültürüyle yetişmiş, İslam ilimleri tahsil etmiş bir isme de; Erdoğan"ın elini zayıflatma görevini icra etmiş olsa bile cemaatle kolkola girmeye de hoş bakmadılar.

Bir yere kadar haklıydılar da; CHP, Ergenekon davası sürecinde "bu işlerin altında cemaat var" diye yeri göğü inletmiş; bu inletme uluslararası arenalarda hükümet aleyhine ses getirdiğinde, yani Türkiye"deki hukuk ihlallerinden cemaat değil görevdeki hükümet sorumlu tutulduğunda ise, bir taşla iki kuş vurmanın sevinciyle ses çıkarmamışken; şimdi cemaatle kolkola girmiş olmak pek ilkeli bir tutum sayılmazdı herhalde. AK Parti"yi önce cemaatle işbirliği yapıp, sonra onları tasfiye etmekle suçlayanların, gerçek ajandaları ortaya çıktıktan sonra bile cemaatle gündelik, küçük siyasi hesaplar güderek yan yana gelebilmesinin açıklanabilir bir tarafı yoktu. AK Parti, en azından "bilemedik" diye özeleştiri verdi. Kılıçdaroğlu"nun böyle bir maruzatı bile olmadı.

Gelenekçiler, eskiler ya da ulusalcı solcular; eleştiri konularında son derece haklıydılar anlayacağınız, ancak onlar da gerekçelerde yanıldılar. Cemaatle işbirliğini, Atatürk ilkelerine ve Kemalist rejim değerlerine ters düştüğü için yanlış buldular; oysa Dışişleri Bakanı"nın gizli toplantısını bile açıktan yayınlamakta beis görmeyecek kadar gemi azıya almış olanlarla elele vermeye, bu yapı ülkenin dış güvenlik sorunu haline geldiği için karşı çıksalardı; CHP yönetimini siyasi oportunizmle suçlayıp, hepimizin vatandaşı olduğu bu ülke için iyi olduğuna inandıkları bir gelecek projeksiyonu koyarak karşı çıkmış olsalardı; moral olarak doğru yerde durmuş olacakları gibi, alternatif olmadığı için çaresizce partisini desteklemeye devam eden CHP seçmenine de bir umut olacaklardı.

Olmadı.

Sol değerleri savunması öngörülen, dolayısıyla bir ana muhalefet partisi olarak hakların ve özgürlüklerin eşit paylaşımı, yoksulluk, işsizlik gibi alanlarda etkin denetleme yapması beklenen bir partinin kurmaylarının tek vaadi "tüzük değiştirmek" olacaksa; adında "halk" olan bir partinin kurmayları, halkı sahillerden, orduevlerinden ve birkaç ünlü caddenin sakinlerinden

ibaret görmeye devam edecekse, olmamaya da devam edecek sanırım.

Çünkü bu; ne solcu, ne de halkçı olmamaktır. Fotoğraf, tam olarak budur.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.