Yazarlar Devletsiz bir millet, Katalanlar

Devletsiz bir millet, Katalanlar

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı

Katalonya referandumu, Barzani’nin Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin referandumuyla aynı döneme denk gelmesi nedeniyle, Türk medyasında geniş yer buldu. Avrupa Birliği’nin Katalonya’nın bağımsızlık ihtimaline firesiz karşı çıkarken, Kuzey Irak konusunda mırın kırın etmesi ise, herkesin tepkisini çekti.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Özlem Albayrak : Devletsiz bir millet, Katalanlar
Haber Merkezi 18 Ekim 2017, Çarşamba Yeni Şafak
Devletsiz bir millet, Katalanlar yazısının sesli anlatımı ve tüm Özlem Albayrak yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Tepki çekti, çünkü Avrupa dünyanın başka bölgeleri söz konusu olduğunda mikro milliyetçilikleri savunup, “halkların kendi kendisini yönetmesi” hakkını neredeyse 1789’dan bu yana destekliyor olsa da; sözkonusu yaklaşım İrlanda gibi, Katalonya gibi coğrafi olarak Avrupa sınırları içinde bulunan bölgeler için sözkonusu olmuyor. ETA ve IRA gibi örnekler yıllarca eli kanlı birer terör örgütü olarak görülürken, dünyanın doğu ve güneyindeki ayrılıkçılar, belki zahiren değil ama el altından hep desteklendi. Bugün PKK’ya, PYD-YPG’ye yapıldığı gibi…

Bu şartlarda, “madem her milletin devlet kurma hakkı var, neredeyse bin yıldır millet olma özelliklerini haiz Katalanların bu hakkı neden engelleniyor?” diye sorulamıyor, çünkü bu sorunun zemini yok. Sonuçta, Barzani özgürlük ararken elindeki Kerkük’ten olunca gündemden düştü, Katalonya meselesi de yeniden buzdolabına kaldırılmış gibi gözüküyor. 

Oysa Katalanlar’ın toplumsal tarihine bakıldığında sahiden ilginç bir seyir görülüyor*. Bu insanlar, yaklaşık olarak 900’lü yıllardan bu yana, kendi dilleri, kültürleri olan bir ulus. Katalanlar 13. ve 15. yüzyıllarda ise, bir Akdeniz İmparatorluğu’ydu. Öyle bir imparatorluktu ki bu, Mallorca, Valencis, Sicilya, Atina dahil Yunanistan’ın bir bölümü, Sardunya ve Napoli’nin, yanı sıra Pireneler’in ötesindeki Fransız topraklarını ve daha pek çok irili ufaklı bölgeyi kapsıyordu. Katalanların o dönemdeki asıl işleri ise ticaretti.

Ne zaman ki Aragon Kralı Fernando ve Kastilya Kraliçesi İsabel evlendi ve İspanya tacı güçlendi; Katalonya da, bölgedeki diğer devletler gibi Avrupa’da, İber Yarımadası’nda ve Amerikalar’da Kastilyalı olmayanların ticaret yapmasının engellenmesi sonucu bağımsız siyasi bir oluşum olma özelliğini kaybetti. Ancak bu durum Katalonya’nın sanayileşmeye yönelmesine yol açınca, bölge sermaye birikiminin merkezi olmaya başladı. Kültür ve kurumlar çatışması, ağır vergilere dayalı rantiye ekonomisi sayesinde de Katalonya’da ve Portekiz’de, bugünkü İspanya’nın öncülü olan Kastilya’ya karşı ilk isyan ise 1640’ta çıktı.

Portekiz bu isyandan kârlı çıktı, İngiltere’nin desteğiyle bağımsızlığını kazandı ama Katalonya’nın böyle bir şansı olmadı. İsyanlar 1700’lerde de sürdü. Katalanlar hepsinde de yenildi ve tüm siyasi öz yönetim kurumlarını; demokratik konseylere dayanan yerel yönetimlerini, parlamentolarını ve bağımsız hükümetlerini kaybettiler. Ardından Katalan dili ve kültürü üzerinde baskı politikalarının uygulandığı uzun bir dönem geldi. Öyle ki Katalanlar dillerini sadece kilisede ve evlerinde konuşabilir hale geldiler. Onlar bu duruma ise, daha önce yaptıkları gibi devlet işlerinden tamamen ellerini çekerek ve kendilerini sadece çalışmaya adayarak karşılık verdiler. Sonuçta Katalonya, 18. yüzyılın sonuna doğru sanayileşti ve 100 yılı aşkın bir süre de İspanya’nın gerçekten sanayileşmiş tek bölgesi olarak kaldı.

Katalanlar hemen her dönem burjuvazisi olan, ekonomik olarak güçlü, eğitim ve kültür düzeyi çok yüksek bir toplum olarak bilindi. 18. yüzyılda ortaya çıkan milliyetçilik akımlarından da etkilenen Katalanlar, tarih boyunca haklarını aramaya, bu uğurda gerekirse isyana başvurdular ama sürekli engellendiler. Bu döngü hep aynı kaldı ve bugüne dek sürdü. İspanya’da cumhuriyet ilan edildikten sonra ise Katalanların çabası sonucu 1932’de özerklik alabildiler. İspanya’nın 1936-39 yılları arasındaki İç Savaş’ından sonra da Katalanlar’ın dilleri ve kültürleri sistematik olarak yine bastırıldı.

Mücadele hep sürdü, 1978’de ise Anayasa’nın 2. maddesine, İspanya’nın “milliyetlerden oluşan bir millet” olduğu ibaresi eklendi. Yasalar çift dilliliği tanıdı. İlginçtir, Katalanlar’ın bağımsızlık talebi 2003 yılında da İspanya’da geniş çapta tartışılmış ve Katalanlar’ın egemen bir ulus-devlet olmak yerine, İspanya yönetimi altında bir ulus olarak varlıklarını sürdürmek istedikleri ve ayrılıkçılık düşüncesine karşı oldukları ortaya çıkmıştı.  

Aynı Katalanlar’ın, aradan 15 yıl geçmeden yapılan 2017’deki referandumda bağımsızlığı yüzde 90 oranında desteklemeleri ise bu konuda düşünmeyi gerekli kılıyor sanırım. Katalanların kendilerini artık evlerinde hissetmiyor demek ki…

Sözün özü, Katalan kimliği icat edilmiş bir kimlik değil. En azından bin yıldır, temelde dil etrafında örgütlenmiş, fakat topraksal sürekliliğinin yanı sıra, yerli bir siyasi demokrasi ve öz yönetim geleneği de olan bir toplum Katalan toplumu. Bunca yıllık tarihin, dil birliğinin, ulus bilincinin ve kendi kendini yönetim tecrübesinin karşısında uyum sağlaması gereken ise İspanya. Hayali bir cemaatin üyeleri değil çünkü Katalanlar, bin yıllık bir kültürel kimliğin taşıyıcıları. Bu kadarını olsun hak ediyorlar…

* Yazıda Kimliğin Gücü isimli kitaptan faydalanılmıştır (Castells, 2008, ss: 61-75).

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.