Yazarlar Tiyatro mu?

Tiyatro mu?

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı

15 Temmuz’un üçüncü sene-i devriyesini geride bıraktık. O gece sokakta olanlar, tanıdıklarından, arkadaşlarından yahut akrabalarından birinin ölüm ya da yaralanma haberini alanlar için, o Temmuz günü, en uzun gece ve en uzun gündüzdü.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Özlem Albayrak : Tiyatro mu?
Haber Merkezi 10 Temmuz 2019, Çarşamba Yeni Şafak
Tiyatro mu? yazısının sesli anlatımı ve tüm Özlem Albayrak yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Dolayısıyla, sabaha kadar sokakta yel değirmenleriyle savaşır gibi, tanklarla, askeri araçlarla, otomatik silahlardan yağan mermilerle mücadele eden vatandaşlar için çok anlamlı bir hatırlamanın adı 15 Temmuz. O geceden sonra, haftalarca sebepsiz yere taşan gözyaşlarına, sevinçten de üzgünlükten de olmayan duygusal savrulmalara engel olamayanlar için kıymetli/dehşetli/kederli bir yıldönümü bu.

O geceyi iliklerine dek yaşayanlar, o tuhaf duygular med-cezirinin izlerini içinde hala taşıyanlar genellikle susmayı tercih ediyor. Ya dilinde mecal bulamadığı için o geceye dair konuşamadığından, yahut susarak hatırlamayı tercih ettiğinden…

Fakat bazıları var ki, çoğunluğu darbe gecesi sokağa ya hiç çıkmamış ya da bankamatiğe-markete giderek stok yapmak için çıkmışlardan oluşan bir kesim var ki, ağızlarını her açtığında “tiyatro” diyor, “böyle darbe mi olur?” diye konuşuyor, “inanmıyorum” diye lafa giriyor. Üç yıldır darbeye darbe diyemeyenler, peşpeşe bahane sıralıyor:

“Köprü trafiğe tek yönlü kapatılmış, böyle darbe mi olur?”, “TRT’yi zaptedip, TÜRKSAT’ı ve diğer özel kanalları zaptetmeyen darbeci mi olur?”, “Harp Okulu öğrencilerine neden ceza verildi, onlar sadece öğrenci, erler de emir kulu!”, “Devlet darbeden neden haberdar olmadı, olduysa neden durdurmadı?”, “FETÖ ile AKP yıllarca beraber hareket etti, Ergenekon ve benzeri davalardan AKP’nin haberinin olmaması mümkün değil, 15 Temmuz’un da danışıklı dövüş olmadığını nereden bilelim?”.

Hepimiz pekala biliyoruz ki, 15 Temmuz’un darbe olduğuna ikna olmak istemeyenleri inandırmaya hiçbir argüman yetmeyecektir. Nitekim ülkemizde çeşitli kılıflar altında darbeleri yıllarca destekleyen bir kesim var. Bir Başbakan ve iki bakanın asıldığı 27 Mayıs’ın hiç utanmadan “devrim” diye anıldığı bir ülkede yaşıyoruz sonuçta. Ama artık seçilmiş hükümeti zor yoluyla iktidardan indirmeyi açıktan desteklemek ayıp sayılıyor. Dolayısıyla, darbesever bazı insanların işine geliyor 15 Temmuz’a “tiyatro” demek. İtibarını kaybetmeden darbe desteklemiş oluyor ki, bu devirde büyük lüks...

Oysa bu ifade ilk kez, 15 Temmuz darbesinin başarısızlığa uğradığı anlaşıldıktan sonra FETÖcüler tarafından kullanıldı. Darbe günü yeşil cübbe giyerek subliminal mesajlar veren FETÖ ile “yatakta basıp şafakta asacaklar”, “Temmuz ortasında Türkiye’deyim” ve benzeri tweetler atan kaçak FETÖ üyeleri kullandı “tiyatro” lafını ilk kez.

Başarısız olmuş bir darbedeki parmak izlerini silebilme gibi bir ihtimal varsa, o ancak, kafa karıştırma, zihin bulandırmakla mümkün olabilirdi ve bu iş de –bilindiği gibi- FETÖ’den sorulurdu. Binlerce üyesi hala Türkiye’de yaşayan, hala çeşitli devlet kademelerinde bulunan örgüt; vatandaşın üzerine ateş açılmasının, yüzlerce kişinin öldürülmesinin, binlercesinin yaralanmasının, Meclis’in bombalanmasının sorumluluğunu almaya yanaşacak değildi elbette. “Darbeyi ben yapmadım” demesi gerekiyordu ve bunun tek yolunun, darbeyi hükümetin üstüne yıkmak olduğunun farkındaydı. “Tiyatro” kelimesiyle bunu yaptılar, önce sosyal medyada mevcut hükümetin karşıtları buna düştü. Ardında CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da “tiyatro”yu kullanınca, söylem yaygınlaştı.

AK Parti, iktidarının ilk dönemlerinde o zaman cemaat denilen bu örgütle çalıştı, bu doğru. Hatta örgütün hukukçularına, Ergenekon davalarında siyasi destek de verdi. Bunun sebebi, iktidarda hangi parti olursa olsun verili sınırların dışına çıkıldığı an başını çıkartan bir yer altı canavarı kadar tehlikeli olan vesayet düzenini, darbe geleneğini yok etmek, en azından geriletmekti. Fakat, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da tutuklanması sonrası bu davalarda bir şeylerin ters gittiğini dillendirmeye başlayan da yine aynı hükümetin üyeleriydi. Dolayısıyla o dönem hükümet üyeleri için bir dönem çıkar birliği yapmış olmak, ülkenin bir vesayetten kurtarılıp bir başka vesayetin kucağına bırakılması anlamına gelmiyordu. Bilenler biliyor, ip de o noktada koptu.

Yukarıda sıralı bütün soru işaretleri gerçekçi argümanlarla karşılanabilir, ancak sözü uzatmak anlamsız, duymak istemeyene söz anlatmaya çalışmak da beyhude. Artık bu ülkede, darbenin hangi seçilmişe ve ne amaçla yapıldığının bir öneminin olmadığı ve tüm darbelerin elbirliğiyle lanetlenmesi gerektiği konusunda sınıf, kimlik, ideoloji ayrımı olmaksızın bir konsensus olmalı. Yoksa kötü!

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.