YazarlarKaçan balığı kovalamak ya da statükocunun hali

Kaçan balığı kovalamak ya da statükocunun hali

Rasim Özdenören
RasimÖzdenörenGazete Yazarı

Politikada öngörülebilecek şartlar, şartı öngörenin inisiyatifi dâhilinde bulunmuş olmalıdır. Onun inisiyatifini aşan hususlarda öngörülen şart boşboğazlıktan öte bir anlam taşımaz.

Bunun tersi de doğru: öngörülen şart, aynı zamanda muhatabın da kabul edilebilirlik sınırı içinde olmalıdır.

Böylece politikada öngörülen şartların tarafların inisiyatifinin sınırı içinde olmasının zorunlu olduğunu söylemiş oluyoruz.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Rasim Özdenören : Kaçan balığı kovalamak ya da statükocunun hali
Haber Merkezi 08 Nisan 2018, Pazar Yeni Şafak
Kaçan balığı kovalamak ya da statükocunun hali yazısının sesli anlatımı ve tüm Rasim Özdenören yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Ebu Cehil’e İslâm teklif edildiğinde, o, kendisinin peygamberliğinin kabul edilmesi şartıyla Allah Resulü’ne biat edebileceğini beyan etmişti. Fakat ileri sürdüğü şartın kabul edilebilir olup olmadığını hesaba katmıyordu. O, öne sürdüğü şartın Allah Resulü tarafından kabul edilebilir olduğunu sanıyordu. Peygamber Efendimiz, Ebu Cehil’e defalarca müracaat etmiş, her defasında karşı taraftan aynı şartın ileri sürülmesiyle karşılaşmıştı. Kendisine söylenen: “Sana peygamberlik sunmak benim yetkim dâhilinde değildir; onu Allah takdir ediyor. Kaldı ki, benden sonra peygamber gelmeyecek” cümlesini Ebu Cehil’in anlaması mümkün olmuyordu.

İmdi, Ebu Cehil’in ıskaladığı husus, Allah Resulü’nün kendisiyle aynı düzlemde yer aldığını zannetmesidir. O, Allah Resulü’nün teklifini kabul ettiği takdirde bile “cahiliye düzeni”nin devam edeceği vehmini taşıyordu. Farklı bir düzleme geçiş yapacağını aklından geçirmiyordu. Eski kabile rekabetinin, kişisel çekişmelerin, kan davalarının devam ettiği bir düzlemde O’nun peygamberliğini kabul ettiği takdirde halen elinde bulundurduğunu sandığı avantajları elinden kaçıracağı tasavvuruyla olaya bakıyordu. O kafa yapısıyla da inadı elden bırakmıyordu.

Bu yüzden yeni gerçekliği dışardan gözlemleme fırsatını kullanması imkân dâhilinde bulunmuyordu. Böyle olunca sağlıklı bir politika geliştirmesi de imkân dışı kalıyordu.

Statükocunun içinde bulunduğu gerçeklik Ebu Cehil’in üzerinde yer aldığı gerçekliğin aynıdır. Statükocu, öngörülen yeniliğin getireceği yeni düzlemi ve o yeni düzlem üzerinde oluşabilecek yeni ilişki biçimini havsalasına sığdıramadığından, elindeki menfaati kaçıracağı mülahazasıyla, sunulan yeniliği kabul etmeye yanaşmıyor.

Statükocunun durumu bir tür paranoya gibi görünüyor. Kendini mısır sanan paranoyak nasıl ki tavuktan ürkerse, statükocu da yenilikten öyle ürküyor. Onu mısır olmadığına ikna etmenin de faydası yok... Kendini mısır olmadığına ikna etse bile, o, tavuktan ürkmeye devam eder. Gerekçesi de belli: “Ben mısır olmadığımı biliyorum, ama bakalım tavuk bunu biliyor mu?” der.

Ebu Talip de, “Müslüman olursam Mekkeli kadınlar bana ne der” mülahazasıyla kendi statükosunun kısır dünyasında dönenip duruyordu.

Statükocu kendi dünyası içinde her yeniliğe ayak bağı olur. Tekebbürü kendine sunulan imkânın büyüklüğünü görmesine manidir. Her defasında kaçanın ardına düşmeye çabalar. Ama kaçan balığı kovalamak nafile çaba...

Yenilikçiyse kaçanı kovalama yerine: “Senin dinin sana, benimki bana” deyip mâniaları devirerek yoluna devam eder.