Yazarlar Maskeli balo ya da kuruntu

Maskeli balo ya da kuruntu

Rasim Özdenören
Rasim Özdenören Gazete Yazarı

Böyle bir kıssa okumuştum:

Adamın birinin, bir gece yarısı arabasının lastiği pat­lamış. Otomobilden inip tekeri onarmaya teşebbüs etti­ğinde bakmış ki, krikosu yok. Uzakça bir mesafede gö­rünen bir ışığı fark edince: “Gidip oradan kriko isteyeyim, demiş, gene de talihli sayılırım!” Işığa doğru yürürken de aklından geçiriyormuş: Şimdi bu adam, gecenin bu saatinde kendisini rahatsız ettiğim için kızacak, belki benden bir miktar para bile isteyecek.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Rasim Özdenören : Maskeli balo ya da kuruntu
Haber Merkezi 15 Eylül 2019, Pazar Yeni Şafak
Maskeli balo ya da kuruntu yazısının sesli anlatımı ve tüm Rasim Özdenören yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Eğer böyle yaparsa, ben de ona, bu yaptığının komşuluğa sığmadığı­nı söylerim. Gene de ona, bu aleti kullanmak için 20 liradan kuruş fazla vermem. Ama o, 50 liradan aşa­ğısını kabul etmem derse?! Gecenin bu saatinde hem rahatsız edilmiş olacak, hem krikosunu arayıp bulma zahmetine katlanacak, hem de istediği para kendisine verilmeyecek! Kriko sahibi böyle düşünüp sonra da: “Ya 50 lirayı verirsin, ya da gidip kendine başka bir yer­de başka bir kriko bulursun!” derse, ne yapabilirdi? Bu düşünceyle, bizimkini yoğun bir öfke bastı. Kendi kendi­ne söyleniyordu. “Ne şu tekerim patlayaydı, ne de bir kri­koya ihtiyacım olaydı!” Böyle söylenip homurdanırken, kendini çiftliğin kapısı önünde bulur ve kapıyı çalar. Ev sahibi, üst kattaki pencereden başını uzatarak: “Kim o? Ne istiyorsun?” diye seslenince, öfkeli adamımız kapıya bir yumruk savurarak: “Senin de, krikonun da Allah belanızı versin!” diye bağırarak gerisin geri dö­nüp hızla oradan uzaklaşır. Otomobiline yaklaştığı sıra­da: “Krikon başına çalınsın” diye hâlâ söylenmektedir.

Bu tiplerin siyaset ortamında da izdüşümlerine rastlanmıyor mu?

Kendi öfkesini, kişisel zaafını keşfetme, irdeleme yerine; vehminin tuzağına düşerek etrafı suçlarlar. Kibrini tevazu kisvesine dönüştürüp bir yandan kendini aklarken bir yandan da etrafın anlayışsızlığına öfke yağdırırlar, çamur atarlar...

Kendisi sütten çıkmış ak kaşıktır. Çevre ise kötüdür. Özellikle ona karşı kötüdür. Kendine önceden verilmiş nimetleri aklına bile getirmez. Acaba ben tek başıma olaydım bu başarılara ulaşır mıydım sorusu onu ilgilendirmez. Açıkçası onun böyle bir sorusu da yoktur. O, taktığı maskeyi, takındığı kişiliği kendi öz beni sanır.

Carl Gustav Jung kişiliğin bu yönünü “persona” (maske) kavramıyla açıklıyor. Kişi olduğu gibi değil de toplumda nasıl görünmek istiyorsa ona uygun davranma eğilimindedir. Yani asal kişilik gizli kalır, başkasının onu görmesini düşündüğü kişiliğe bürünür. Ancak personanın aşırı duruma geçmesi kişiyi kendine de yabancılaştırır. Jung kişinin personayla özdeşlemesi haline enflasyon adını veriyor.

Bergman’ın Persona adını taşıyan filminde kahramanlar birbirlerine karşı maskeleriyle ilişki kurarlar. Hiç biri kendi asal kişiliği ile ortaya çıkmaz. Hepsi de son kerte mutsuzdur.

Maskeli baloda da insanlar dışarıya karşı nasıl görünmek istiyorsa yüzüne ona göre bir maske geçirir, bu, onun personasıdır. Ancak bu persona balo ortamında sevimlidir. Kişi balo salonundan ayrılırken maskesini yüzünde unutursa gülünç olur.

Şu sıralarda maskesini yüzünde unutup ortalığa çıkanlara bilmem rastlıyor musunuz? Ben rastlıyorum. Ama gülmekten çok acınıyorum onlara...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.