Yazarlar "Düm-tek" şovmenleri

"Düm-tek" şovmenleri!..

Sadık Albayrak
Sadık Albayrak Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Hafta başında, "teke tek" proğramında, üç ilahiyatçının içine düştüğü açmazın, bizim "din kültürü ve din hizmetlisi" olarak, nerelerde seyr ettiğimizi apaçık göstermiş oldu.

Diyanet kökenli üç şahsiyet, bir İzzettin Doğan kadar, "baş örtülü kızımız"a açık tavır koyamamalarına hayıflanmadık, dersek, yanlış yazmamış oluruz.

Nitekim, "ülkücü kökenli" İlahiyat Fakültesi dekanı (ing: kasaba papazı, demekmiş!), sanırız, geçmişte solculara karşı mücadelede ülkücülerin yanında yer almış, İspanyol paçalı ve uzun saçlı olarak dernek ve federasyon başkanlığı yapmış bir kişi... O dönemlerde, her halde, merhum Erol Güngör''ün eserlerini okumuştur. Amma biz yine de hatırlatalım:

"...Bizde din reformcusu olmak isteyenlerin dindar oldukları bile pek şüphelidir. İbadet dilinin değişmesini, camilere sıra ve iskemle konmasını, cami içinde musikî icra edilmesini isteyenlerin hiçbirisi de -tamamen serbest oldukları halde- şöyle bir ibadeti şahsen yapmış değillerdir. Sureleri Türkçe okuyarak namaz kılan bir reform meraklısına rastlanmamıştır. İskemle üzerinde namaz kılan da yoktur. Bu kimselerin sırf müslümanlara iyilik yapmak maksadıyla böyle akıl verdiklerini kabul etsek bile, çabalarının bir netice vermiyeceğini belirtmeliyiz. Kaldı ki zamanımızda resmî din görevlileri dahi -laik hükümetin memurları oldukları için- halk nazarında nüfuz kazanamamışlardır."

...................

"...Uzun zaman Türkiye''de politikacıların büyük bir kısmı ve "ilerici" denilen yazarlar hükümeti bir çeşit Katolik Konseyine benzetmeye çalışmışlardır: İbaretin hangi dilde yapılacağı hükümette münakaşa edilir ve karara bağlanır, din adamlarına verilen lokma hükümet eline geçer ve hükümet bu lokmayı istediği kadar küçültür veya tamamen kesebilir." (1)

Bu tür bir statükoyu sürdürmekte kararlı gözüken "ilahiyatçı"lar varken, bir solcu ceza hukukçusu, değişimin gerektiğine parmak basması da enteresandır:

"İslam, belirli bir ülkede Ortaçağ karanlığına uygun bir bağnazlık ve tutuculuk içinde uygulanabilirken, hemen komşu bir ülkede sömürgeciliğe karşıt, gelişime yönelik bir güç durumuna geldiği gözlenebilmektedir. Belirtilen gözlemler, İslâmın kuralları açısından değerlendirildiğinde, İslamın elastiki bir nitelik taşıdığı ve toplumun koşullarına göre çoğulcu biçimciliğe olanak sağlayabildiği saptanabilmektedir. Ayrıca İslamın değişik halkları belirli bir amaç yolunda birleştirici, hatta birleşmekten öte, kaynaştırıcı bir rol oynayabildiği de gözlenmektedir. Dinsel dünya görüşü çevresinde değişik halkları kaynaştırabilen İslam, aynı zamanda Müslüman ülkelerde kendine özgü "ulusculuk" hareketlerine de yol açmaktadır. İslamın, salt Müslümanları değil, tek Tanrı''ya inanan tüm kişileri içine alan evrenselliği, çağdaş İslam kuramlarının oluşmasına yol açarken, son yıllarda bir "İslamın yeniden doğuşu" olgusu kendini göstermiştir." (2)

Böyle bir "yeniden doğuş"un Türkiye''de olması kadar tabii bir olayın oluşması mümkün olduğunu, merhum Mehmet Kaplan ortaya koymuştu:

"Nüfusu gittikçe artan, 25-30 yıl sonra ikinci bin yılın başında yüz milyonluk modern bir devlet haline gelecek olan Türkiye''nin tarihî rolü elbette bugünkünden farklı olacaktır. İslâmiyet Türkler için sadece geçmişin değil, geleceğin de dinidir. Türklerin ve insanlığın ona ihtiyacı vardır."

"Türk aydınları onu çağa uygun bir şekilde yorumlamağa devam etmelidirler. Türkiye''de bunu yapabilecek yeni bir nesil doğmuştur, denebilir." (3)

Yazık ki bugün, bu nesli fikren ve bedenen "dumura uğratmak"ta kararlı bir bağnazlar güruhu, destursuz bağa girip, ahkam kesmektedir!

(1) (Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, İstanbul/1975, sh: 177-178)

(2) (Prof. Dr. Çetin Özek, Din ve Devlet, sh: 263)

(3) (Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Türk Milletinin Kültürel Değerleri, Milli Eğitim Basımevi-İstanbul/1977, 68)

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.