Yazarlar Bankacılık sektörü ile reel sektör ilişkilerinde yeni bir anlayış

Bankacılık sektörü ile reel sektör ilişkilerinde yeni bir anlayış

Şahap Kavcıoğlu
Şahap Kavcıoğlu Gazete Yazarı

Geçen hafta özellikle reel sektör firmalarının zorda kalınca konkordato yoluna gittiklerini yazmıştık. Çok sayıda kişiden geri dönüşler aldık. Bu dönüşlerin bende oluşturduğu en önemli kanaat, finans dünyası ile reel sektör arasındaki ilişkilerde kopukluk olduğuydu. Bakıyorsunuz, iki tarafta birbirini suçluyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Şahap Kavcıoğlu : Bankacılık sektörü ile reel sektör ilişkilerinde yeni bir anlayış
Haber Merkezi 03 Ekim 2018, Çarşamba Yeni Şafak
Bankacılık sektörü ile reel sektör ilişkilerinde yeni bir anlayış yazısının sesli anlatımı ve tüm Şahap Kavcıoğlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Reel sektör, sanayicinin içinden geçtiği zorlu süreci bankaların anlamadığını düşünüyor. Sektörde vadelerin kısaldığını, neredeyse vadeli satışların bittiğini, şirketlerde işletme sermayesi açığının ortaya çıktığını söylüyorlar. Bu kadar sıkıntı yetmiyormuş gibi bir de bankaların konjonktürel nedenlerle kredi kullandırımlarında frene basması, ister istemez reel sektörün şikayetlerini artırıyor.

Bankalar ise; kredi mevduat oranlarındaki yükselmeye rağmen kredi vermeye devam ettiklerini söyleyerek, firma bazlı değerlendirmelerin sektörün geneline olan yaklaşımmış gibi gösterilmesinden rahatsız. Bankaların, işleri devam eden özellikle de üretim yapan firmalara kesinlikle pozitif yaklaştığını ifade ediyorlar.

Hal böyle iken firmalar, bankalardan çekindiği için bankası ile konuşmadan mahkemeye gidip konkordato alıyor. Halbuki önce bankası ile konuşsa, çok daha avantajlı çözümü bankasında bulabilecek.

Koordinasyonun öneminin arttığı böyle bir dönemde, firmalarla bankaların oturup konuşmaları gerekmektedir. Mevcut sorunlar ancak böyle aşılabilir.

Tüm bankalar, Bankalar Birliği’nin başkanlığında oluşturulan Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması ile reel sektöre destek olmayı amaçlıyor. Ancak, tüm bankalar tarafından imzalanmasına rağmen, bu sözleşme konusunda kamuoyu çok bilgi sahibi değil. Dolayısıyla, haberi olmayan firma doğal olarak konkordato alıyor.

Bakıldığında, bu tür destek anlaşmaları daha önceki sıkıntılı dönemlerde de yapılmıştı. 2001 krizinde çıkarılan İstanbul Yaklaşımı, darboğazdaki şirketlerin bankalara olan borçlarının yeniden yapılandırılması ve ödeme imkanı verebilecek vadede olması esasına dayanıyordu.

Dünyada da durum aynı. Öncelikle dünyanın artık bir borçlular dünyası olduğunu bilmemiz gerekiyor. ABD’den Çin’e ve Türkiye’ye kadar borçlu olmayan ülke, şirket, insan yoktur. Dünyadaki borçların toplamı, yaratılan hasılanın birkaç kat üstünde. Onun için Avrupa’da da benzer bir uygulama “Londra Yaklaşımı” adıyla yapılmıştı.

Tabi bu düzenlemelerde oluşan eksiklerin giderilmesi gerekir. Mesela, bu dönem yapılan Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması sadece, bankalara olan ana para borç toplamı 100 milyon TL’den büyük olan borçluları kapsamaktadır. Bu durum kesinlikle değiştirilerek, üretime ve istihdama en fazla katkı yapan KOBİ’ler de bu sözleşmeye dahil edilmelidir.

Yine bu tür sözleşmeler yapılırken her zaman gözden kaçırılan konu, finansal kesim dışındaki alacaklıların da bu sözleşmeye uymalarını kanunla sağlamaktır. Bu durum firmaların rahat hareket edebilmeleri için gereklidir. Özellikle 6183 sayılı Amme Alacakları, bu sözleşmenin kapsamına dahil edilmelidir.

İçinden geçtiğimiz sürece yeni çözümler bulmaya çalışırken, bu durumu geçmiş dönemlerdeki krizlerle de kıyaslamamak gerekir. Hem reel sektöre hem de finans sektörüne baktığımızda, son veriler çok olumlu olarak gerçekleşmiştir.

Reel sektöre baktığımızda, İhracat eylül ayında yüzde 22,6 artarak 14,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamla tarihin en yüksek eylül ayı ihracatına ulaşılırken, artış hızında son 13 ayın rekoruna imza atıldı.

Önemli bir diğer gelişme ise Eylül ayında 1277 firma ihracat camiasına katıldı. Ayrıca, korumacı politikalara rağmen çelik ihracatçıları, pazar çeşitliliği sayesinde ihracatlarını artırmayı başardı. Bölgesel bazda, Uzak Doğu’ya yapılan ihracat yüzde 100’ün üzerinde arttı.

Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi endeksi, 2018 Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,6 oranında yükseldi. Gelen veriler sanayimizin finansal saldırılara karşı dayanıklılığını sürdürdüğünü bir kez daha göstermektedir.

Bankacılık sektörü ise 4,5 milyar lira net kar ile en yüksek ağustos ayı rakamına ulaştı. Bu yılın sekiz ayında bankaların karı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 14,3 arttı. Verilere göre; bankaların Ocak-Ağustos döneminde elde ettiği toplam faiz geliri, 2017’nin aynı dönemine göre yüzde 41,6 arttı.

Dolayısıyla, hem finans kesiminde hem de reel kesimde böyle pozitif gelişmeler yaşanırken, piyasalarda oluşan negatif havanın değişmesi gerekiyor. İşi iyi olan sanayici bile karamsar. İlk başta, üstümüzden bu negatifliği atmamız gerekiyor.

Mevcut ekonomik havanın olumlu yönde ilerlemesi de tabi ki bu sıkıntıları azaltacaktır. Son dönemde bağımsız TCMB’den gelen doğru adımlar ve gerçekçi hedeflere sahip bir ekonomi programı ile beraber dışarıdan kaynak girişinin sağlanması, önce kurların arkasından enflasyon ve faizlerin gerilemesini beraberinde de kredi mekanizmasının çalışmasını sağlayarak reel sektörü rahatlatacaktır.

Sonuç olarak; geleceğimizi mahkeme koridorlarında arayacağımıza, birbirimizi anlayarak, dinleyerek, konuşarak çözüm yolları bulmamız daha sağlıklı olacaktır. Aklıma gelmişken;

Nasrettin Hoca evinin bahçesinde kaybettiği anahtarı sokaktaki lambanın altında arıyormuş, neden böyle yaptığını soranlara da “burası aydınlık da ondan burada arıyorum” diyormuş.

Acaba, firmalar da anahtarı yanlış yerde mi arıyor?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.