Yazarlar Reyting kuruluşları hedefe varmak için her yolu deniyorlar

Reyting kuruluşları hedefe varmak için her yolu deniyorlar!

Şahap Kavcıoğlu
Şahap Kavcıoğlu Gazete Yazarı

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, 15 Temmuz sonrası Türk ekonomisine yönelik başlattıkları saldırıları yeni bir boyuta taşıyarak sürdürüyorlar. Özellikle de Türkiye’nin Avrupa’daki en güçlü yanı olan büyüme performansı hedef alınarak, bu performansa en büyük katkıyı sağlayan bankacılık sektörü ve reel sektöre yönelik olumsuz değerlendirmelere başladılar. Moody’s’in son değerlendirmelerinin, TCMB’nin faiz artırım kararıyla aynı güne gelmesi ise kafalarda başkaca soruları işaret ediyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Şahap Kavcıoğlu : Reyting kuruluşları hedefe varmak için her yolu deniyorlar!
Haber Merkezi 05 Haziran 2018, Salı Yeni Şafak
Reyting kuruluşları hedefe varmak için her yolu deniyorlar! yazısının sesli anlatımı ve tüm Şahap Kavcıoğlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Moody’s aldığı bu son kararda; 17 Türk bankasının kredi notunu bir kademe indirirken olası bir indirim için de kredi notunu yeniden negatif izlemeye aldığını açıkladı. Karara gerekçe olarak, Türkiye’de çalışma ortamının kötüleşmesinin, finansal şirketlerin fonlama maliyetlerine olumsuz yansıması gösterildi.

Ayrıca, 6 Türk Bankası tarafından ihraç edilen ipotek teminatlı menkul kıymetlerin de not düşürme için izlemeye alındığını açıkladı.

Yine Moody’s; 11 Türk şirketinin kredi notunu indirim için Türkiye’nin kredi notuyla uyumlu olarak izlemeye aldı. Moody’s’in izlemeye aldığı Türk şirketler; Anadolu Efes, Coca Cola, Doğuş Holding, Ereğli, Koç Holding, OYAK, Rönösans, Turkcell, THY, Tüpraş ve Şişecam olmak üzere Türk üretim sanayisinin önde gelen şirketlerinden oluşmaktadır.

Bunlara ilaveten Moody’s, mevcut durumda Ba2 ile yatırım yapılabilir seviyenin 2 kademe altında olan ülke notunu negatif izlemeye aldığını açıkladı. Karara gerekçe olarak ise; mevcut dış kırılganlıklar göz önünde tutulduğunda makroekonomik belirsizliğin, Türkiye’nin ödemeler dengesine yönelik risk seviyesini yükseltebileceğini gösterdi.

Daha önce de Fitch, 25 Türk bankasının kredi notunu negatif izlemeye aldığını açıklamıştı. Kredi notu revizyonunun, yabancı sahipliği olan bankaların İtalya ve İspanya’ya yönelik yatırımcı ülke riskinden kaynaklandığı yorumları yapılmıştı. Bu yorumları dikkate aldığımızda, aynı kuruluşun İspanya ve İtalya için de aynı yönde karar vermesi gerekmez miydi? Üstelik, italyan bankaları, Almanya’dan aldıkları kredileri ödeyemeyecek durumdayken.

Şimdi bu eleştirilerin ne kadar haklı olup olmadığını anlamak için bazı Avrupa ülkeleri ile Türkiye’yi aşağıdaki tabloda karşılaştıralım.

Tablodan görüleceği üzere; Türk bankacılık sektörünün Sermaye Yeterlilik Rasyosu’nun ortalamanın üzerinde olması, takip oranının düşüklüğü ve söz konusu Avrupa ülkelerinin hem dış borçlarının hem de banka borçlarının GSYİH’ya oranlarının yüksekliği, borçları çevirme noktasında sıkıntı yaşadıklarını gösteriyor. Halbuki, Türk bankalarının sendikasyon kredilerinin yenilenme oranının %111 seviyesine yükselmesi, Avrupa’daki bankacılık sektöründen pozitif yönde ayrıştığını göstermektedir.

BDDK Başkanı’nın da ifade ettiği gibi Türkiye’de faaliyet gösteren birçok yabancı banka, diğer ülkelerdeki iştiraklerinin operasyonlarına son verirken Türkiye’deki faaliyetlerini gerek sermaye artışı gerekse diğer yollarla desteklemeye devam etmektedir. Hatta; bankaların ana ortaklarından sağladıkları fon tutarının toplam yurt dışı fonlamanın yüzde 21’ine tekabül etmesi, Türk finansal sistemine olan güveni yansıtmaktadır.

Dolayısıyla, kredi derecelendirme kuruluşlarının olumsuz raporlarına rağmen, Türk bankacılık sektörüne yabancı ilgisi devam etmektedir. Özellikle, Uzak Doğu ve Orta Doğu bankalarının Türkiye’ye olan ilgisinin arttığı görülmektedir.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye olan yaklaşımlarını anlamak için bir başka gösterge ise, Türkiye’nin büyümesi ile ilgili beklentiler.

Dünyada birçok kuruluş, Türkiye ile ilgili ortalama büyüme tahminlerini ilk çeyrek için yüzde 7, yılın tamamı için ise yüzde 5 civarında açıkladı.

Ama Moody’s, Türkiye’nin büyüme tahminini bu yıl için yüzde 4’ten yüzde 2.5’e, gelecek yıl için ise yüzde 3.5’ten yüzde 2’ye indirdi.

Kredi Derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ile ilgili kararlarının artık, teknik analizden uzak tamamen politize olmuş siyasi kararlardan ibaret olduğunu çok net görüyoruz.

Halbuki, ilk çeyrek itibariyle büyümenin, geçen yılın son çeyreğinden gelen hızla sürdüğünü görüyoruz. Büyümenin en önemli göstergelerinden sanayi üretimi, ilk çeyrekte yüzde 9.8 artarak güçlü büyümenin bu dönemde de devam ettiğini ortaya koymuştu. PMI ise; yılın ilk üç ayında 55.7, 55.5 ve 51.8 seviyelerinde gerçekleşerek üretimde artış trendinin sürdüğüne işaret ediyor.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye yönelik açıklamalarının öncelikli hedefi, TL’nin değer kaybetmesini sağlamak. Hatırlayınız, 15 Temmuz hain darbe girişiminin haftasında Türkiye’nin yatırım yapılabilir notunu düşürmüşlerdi. Bunların yapmaya çalıştıkları, öncelikle ekonominin gidişatını hazırladıkları olumsuz raporlarla etkileyerek kur savaşı başlatmak, arkasından döviz kurunu dizginlemek için Merkez Bankasını faiz artırmaya zorlamak, istedikleri noktaya geldiğinde ise IMF’yi yardıma çağırmak. Tıpkı Arjantin’de olduğu gibi.

Reyting kuruluşlarının çabaları sonucu kurun hızlı yükselmesi, TCMB’nin faizi bu yıl toplamda 500 baz puan artırmasına neden oldu. Böylece, Türkiye’de nihai reel faizler 2009’dan bu yana görülmemiş seviyelere geldi. Ekonomi yönetiminin daha fazla bu oyuna gelmeden, yeni bir faiz artırımına gitmeden, yapısal reformlarla desteklenen mali politikaları uygulama konusunda elini çabuk tutarak kararlı davranması gerekiyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.