|
Sevgilisiz can ne işe yarar

Bugün burada Ertuğrul Özkök, Özdemir İnce, İsmet Berkan, Banu Alkan, İsmail Türüt''ü konuşmayacağız. Baştan söylüyoruz ki, “o ne dedi, bu ne yaptı, şu ne yazdı” meraklıları boşuna vakit kaybetmesinler; tasını tarağını toplayıp başka bir köşeye bağdaş kursunlar.

Hasılı kelam, dedikodunun her çeşidine kepenkleri indirdik. Ne Axel Springer ile Doğan grubunun al takke ver külah ilişkisi umurumuzdadır, ne de AKP''lilerin orta yerde bıraktıkları Atilla Yayla. Yahu başörtüsü meselesinde, “Yaptırdığımız anketlere göre türbanın Türkiye''de halkın sadece 1,5''i için sorun olduğu görülmektedir…” denildiğinde kimse ortada bırakılmıyor da, şimdi mi bırakılıyor?

Gördünüz mü, dedikodu, en küçük bir boşluk bulduğunda kırk çatallı dilini uzatıp nasıl da dalıyor bize! Belki de bu bir işarettir. Biz ki şaka da olsa, başka köşelere adam postalamaya kalktık; gönül kırdık, haddimizi aştık. Salâh Birsel ustamıza özendik de, “Behey gafiller siz burada ne durursunuz? Varın evlerinize gidin” demeye getirdik. Demek ki gönlümüzü gönüller kelamına hakkıyla açamadık, ondandır; kepenkleri tam kapatamadık!

Halbuki sevgiliyi, sevgiyi konuşacağız bugün. Gönül taşıyan herkesin bu sofrada yeri vardır. Yanlış anlaşılmasın; sofrayı biz kuruyor değiliz, haşa. Feridüddin Attar efendimiz bile, “Ey alemlerin Rabbi, acizim kanlara gömüldüm, karada gemiler yüzdürdüm!” buyurmuş; biz kim, sofra kurmak kim!

Her şeyden önce yazımızın başlığındaki soruya, “Mantıku''t- tayr” kitabından cevabımızı alalım: “Can sevgiliye verilmek içindir.”

Sevgilisiz bir hayat ''tüketilmeye'' mahkûmdur. Ve hayat ''tüketilmek'' için bahşedilmişse ne anlamı var? Önünde yok oluştan başka bir şeyin olmadığına inanan için gerçekten de nedir bu hayat?

Gelin ey erenler lafın burasında, bu ''işin'' adamakıllı çilesini çekmiş Tolstoy''a kulak verelim:

“Ölüm bugün ya da yarın sevdiklerime ya da bana uğrayacak ve bizlerden geriye leş kokusundan ve kurtlardan başka bir şey kalmayacak. Er ya da geç yaptığım işler, her neyseler, unutulacak ve ben var olmuyor olacağım. İnsan bu gerçeği nasıl olur da göremez. Nasıl yaşamaya devam eder?..”

Sevgiden, sevgiliden yola çıkıp, lafı getirip ölüme dayandırdık diye hemen yüzümüzü ekşitmeyelim. Farkındayım ölüm tüm ağırlığıyla çöktü buraya. Şimdi ben ne dersem boş. İyisi mi gönül penceremizi Seyyid Nizamoğlu Seyfullah efendimize açalım da, yüreğimiz biraz ferahlasın: “Biz âşıkız, biz ölmeyiz / Çürüyüp toprak olmayız /

Karanlıklarda kalmayız / Bize leyl ü nehâr olmaz. “

“Yaşanmaya değer hayat” yaşayanlara, âşıklara ölüm yok. Onlar ki hayatlarını ziyan etmemiş, canlarını canlar canına vererek âşık olmuş, yani ''can'' olmuşlardır; hiçbir zaman mahzun olmayacaklardır. Bunu fehmetmek te, Tuğrul İnançer üstadımızın buyurduğu gibi, “satırdan” okunan ilimle olmaz. “Sadrdan okunan ilim gerek.”

Nasıl bir ilimdir bu derseniz, başlı başına bir gönül ziyafeti olan Tuğrul İnançer''in “Vakte Karşı Konuşmak” kitabına sizi davet etmekten başka çarem yok.

Şu kadarcığını söyleyelim ki, üstadımız mezkur kitabında bu bilgiyi, Mevlana''ya atıfla, ''bilmek''te değil, ''olmak''ta göstermiştir. Bilmenin olmaya faydası olmadığı bahsinde Üstadımız, “Tahsil cehaleti alır, eşeklik baki kalır.” sözünü nakletmiş.

Burada eşekler alınmasın, onlara lafımız yok. Hatta dünyanın yükünü çeken Robert Bresson''un, “Au hasard Balthazar” filmindeki eşeğe şapka bile çıkarırız. Mevzubahis olan tahsille kazanılan eşekliktir.

Sözün özü, ancak ''olmayanlar'' ölümden korkar. Çünkü korku da nefsin faaliyetidir, gönlün değil. Yüce Sevgili''nin güzelliğini seyreden aşıklar için ölüm düğünden başka nedir ki!? Ne güzel söylemiş Feridüddin Attar:

“Güzelliğin bir zerresi görünse akıl bile akılsızlıktan rezil olur giderdi.”

18 yıl önce
Sevgilisiz can ne işe yarar
İmamson’un “Roma Hukuku!”
Kibirleri boyunlarını aşan muhterisler kim?
Küfre küfür, kâfire kâfir diyememek
Batı çalar, CHP oynar…
Rusya yaptırımları, ABD’nin Türkiye uyarısı ve çifte standardı