Yazarlar 15 Temmuz programlarını nasıl anlamalıyız?

15 Temmuz programlarını nasıl anlamalıyız?

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

15 Temmuz’un yıldönümü vesilesiyle tertip edilen programlara katılım herhâlde tahmin edilenin oldukça üstündeydi. Eğer devamlılık arz eden bir süreç olarak kabul edilirse 15 Temmuz’un öncesi ve sonrasını yaklaşık on yıllık bir dönem olarak görebiliriz. Muhtemelen 2023’te nihaî aşamaya geçilecek. Bu da sürecin tamamlanmadığını, yeni gelişmelere hazır olunması gerektiğini gösterir.

Siyasî mücadeleler açısından oldukça uzun bir dönemin geride kaldığını söyleyebiliriz. Üstelik bu dönemde hem yeni ve alışılmadık bir siyasî mücadele yaşandı hem de toplumsal katılım en yüksek seviyedeydi. Dönem içerisinde uluslararası güç merkezleri de taraf olarak bu sürece dahil oldu. Dışarıdan bakan bir gözlemci bu kadar geniş katılımın risklerini rahatlıkla görebilir. Nitekim 2013’te Gezi Parkı Kalkışması’ndan itibaren toplumsal çatışma boyutunun hiç de yabana atılacak bir risk olmadığı ortaya çıktı. Uluslararası güç merkezlerinin 2015-16’taki hendek olaylarında görüldüğü gibi terörist faaliyetlere oldukça tehlikeli bir boyut kazandırabilecekleri de ortaya çıktı. 15 Temmuz’da ise bütün riskler bir araya gelmişti. Terör gruplarının devleti ele geçirme bakımından nerelere kadar uzanabileceklerini gördük. Eğer süreç kontrol altına alınmasaydı fiilî bir durum olarak toplumsal çatışmaya sürüklenebilirdik. Bu kadar büyük olaylar geniş katılım olmaksızın yaşanamazdı. Bağımlı yapıların yaygın bir örgütlenme içinde olduğu iyice anlaşıldı. Fakat bunun karşısında 15 Temmuz’un yıldönümü vesilesiyle tertip edilen programlara katılımın üst sevide olması da ciddî bir anlama sahiptir. Bu da oldukça önemsenmesi gereken bir devamlılığa işaret etmektedir.

Geride kalan zamanın siyasî mücadeleler açısından uzun bir döneme karşılık geldiğini belirttik. Hatta uluslararası güç merkezlerinin açıkça sürece dahil olduğunu da vurguladık. Hepsini birlikte düşündüğümüzde hem toplumsal olaylar bakımından huzurun temin edilebilmesi hem de 15 Temmuz yıldönümü programlarına katılımın üst seviyede olması takdir edilecek bir başarıdır. Bu kadar geniş bir katılımın üzerinde durmamız gerekir. Bu, yeni bir siyasî bilince mi işaret ediyor yoksa hadiselerin canlılığı mı katılımı teşvik ediyor? İddia edilenlerin tam aksine bu kadar geniş katılımlı toplumsal ve siyasî olaylar arzu edilmeyecek hadiselere yol açabilirdi. Aradan yıllar geçtikten sonra benzer büyük olaylarla bir karşılaştırma yapılacaktır. 15 Temmuz gibi derin etkileri olan ve işgal girişimi olarak adlandırdığımız büyük bir olaydan sonra Türkiye soğukkanlılığını muhafaza etti. Bunun, toplumsal hadiseler üzerinde yatıştırıcı bir etkiye sahip olduğunu söyleyebilirim. Bu tutumun yakın ve uzak dönemlerdeki etkileri üzerinde de durulmalıdır. Örneğin bu soğukkanlı tutum bağımlılık ilişkilerinin zayıflaması açısından özellikle mi tercih edildi ve istenilen sonuçlara ulaşıldı mı yoksa bağımlı yapıların çok daha cesur davranmalarına mı yol açtı?

Soruları tesadüfen sormadığımı özellikle belirtmek isterim. Muhalefet cenahı olarak kategorize edebileceğimiz çevrelerin fikrî açıdan oldukça kısır bir dönemden geçtiğini söyleyebilirim. Örneğin 15 Temmuz’un yıldönümü vesilesiyle tertip edilen programlardan sonra muhalefet cenahının Cumhur İttifakı’na yönelik olarak “Yenikapı ruhunu öldürdünüz” şeklindeki suçlama entelektüel bir yaklaşım olarak görülemez. Bu cümlenin muhalefet cenahının gerçek düşüncesini yansıtmadığı, anlık bir söz oyunundan ibaret olduğu çok açıktır. Bu sözü tahlil ederek ne anlama geldiğini ortaya çıkaracak değilim fakat fikrî sefaleti gösterdiğini ifade etmeden de geçemeyeceğim. Çünkü bu sefalet de geride kalan on yıllık dönemin ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir. Belirli gruplar açık bir şekilde gerçeklik duygusunu kaybetti. Peki, sözü edilen grupların gerçeklik duygusunu kaybetmesinin siyasî bir karşılığı var mıdır? Örneğin fikrî sefalete rağmen yeniden örgütlenme olarak değerlendirebileceğimiz canlanma ciddiye alınmalı mıdır?

Bağımlı yapıları, emperyal merkezlerle çevre ve yarı çevre ülkeler arasındaki eşit olmayan ilişkiden doğan vekil gruplar olarak tanımlayabiliriz. FETÖ ve 15 Temmuz, bu yapıları anlamak bakımından oldukça önemlidir. Geride kalan zamanda yaşadığımız birçok büyük hadiseden sağ salim çıktığına göre Türkiye’nin emperyal merkezler karşısında oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat küresel ölçekli büyük değişimler ve Türkiye’ye uygulanan baskı sürecin tamamlanmadığını gösteriyor. Bu da olayları iyi anlamamız gerektiğine işaret ediyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.