Yazarlar Asyanın kalbine doğru

Asya’nın kalbine doğru

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı

Afganistan ile geçmişten gelen çok güçlü bağlarımızın olduğu bir hakikattir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Afganistan’a özel bir önem de verilmiştir. Hem Osmanlı hem de Afganistan, 19. yüzyılda Batı Avrupa ülkelerinin ve Rusya’nın ağır baskılarına maruz kalmıştı. İngiltere, Hindistan üzerinden Asya’nın kalbine doğru ilerlemek istemiş; Rusya ise Hindistan’a yönelmişti. İki büyük gücün mücadele sahası Afganistan’dı. Afganistan’a sahip olma mücadelesi tarihe “Büyük Oyun” adıyla geçmiştir. Osmanlı coğrafyasının tasfiyesi ise “Şark Meselesi” olarak adlandırılmıştı.

1980’lerde Afganistan için yeni bir dönem başladı ve yaklaşık kırk yıllık bir zaman diliminde iki büyük güç Afganistan’ı adeta yaşanmaz bir ülkeye çevirdi. Buna rağmen iki güç, Afganistan’dan zaferle ayrılamadı. Afganistan, Sovyetlerin sonunu getirdi. Afganistan bahanesi ile ABD öncülüğünde İslam dünyasına yönelik yeni bir istila dönemi başlamıştı. 11 Eylül’den sonraki yeni dönemde ABD, başta Afganistan olmak üzere Irak ve Suriye’yi geri dönülmez bir aşamaya getirdi. Seksenlerde şöhret kazanan “yeşil kuşak” projesi de Afganistan ile ilişkiliydi. Bu proje iki kutuplu dünyanın ideolojik çerçevesine dâhil edildiği için zihin karmaşasına elverişli bir ortam oluşturuldu. Bu dönemde bağımlı muhafazakâr yapılar ABD ekseninde yeniden şekillendirildi. Yeni büyük oyunların ve Şark’a ait meselelerin temelleri atılmıştı.

Yeşil kuşak projesinin kesin bir tarifi yapılmamıştı. Bunun kasıtlı bir davranış olduğunu tespit etmemiz gerekir. ABD’nin böyle bir projesinin olduğu konusunda şüpheye yer yoktu fakat coğrafyadaki temsilcileri konusunda oldukça genel ifadeler kullanılıyordu. Bilinçli bir belirsizlik ve muğlaklık oluşturulmuştu. FETÖ gibi bağımlı yapıların bu belirsizlik ve muğlaklıktan azamî ölçüde faydalandığını tespit etmemiz gerekiyor. ABD ve İngiltere gibi emperyalist devletlerin coğrafyamıza kolayca müdahale etmesini sağlayacak yapılar bu dönemde ihya edilmişti. Yeşil kuşak projesini Sovyet karşıtlığı ile sınırlandırdığımızda 1990’ların değişimlerini anlamak mümkün olmaz. ABD’de neoconlar, İslam coğrafyasının kendi içinde büyük bir bölünme ve çatışma yaşayacağını tahmin ediyordu. Bu tahminleri yeşil kuşak projesine duyulan güven ile irtibatlandırabiliriz.

Özellikle Türkiye açısından bakıldığında sahici gerilim ve çatışmanın “dindarlar” arasında yaşandığını görebiliriz. Türkiye’nin ve coğrafyanın sahici ayrışmasını seksenlerde görmek gerekiyordu. Fakat Türkiye çok kararlı bir şekilde laik anti-laik çatışmasına sürüklenerek bu ayrışmanın görülmesi engellendi. Bu dönemde Batı Avrupa ülkeleri ve ABD, coğrafyamızın tamamında etkiliydi. Yeşil kuşak projesinin başarısı ve bağımlı yapıların coğrafyamızı içeriden teslim alabilmesi yapay çatışmalara bağlıydı. Her şeye rağmen başarılı olamadıklarını söyleyebiliriz. Hem Türkiye’de hem de coğrafyanın genelinde toplum nezdinde itibar kazanamadılar. Bağımlı yapılar üzerindeki şüphe artmaktaydı çünkü coğrafyamızla bir aitlik ilişkisi kurmamışlardı. Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da başarısızlığa uğramalarını iyi analiz etmek gerekir.

FETÖ gibi bağımlı yapıların yeşil kuşak projesi içinde şekillendiğini belirttik. Bu yapılar coğrafyanın derinlikleri göz önünde bulundurularak güçlendirilmişti. Özellikle FETÖ’nün ABD’nin askerî varlığına bağlı olarak coğrafyamızda mevzi kazandığını da tespit etmek gerekir. Alamut Kalesi etrafında örgütlenen yapı, yüz elli yıla yakın bir zaman varlığını sürdürmüştü. Türkiye’nin 15 Temmuz gecesinde kazandığı zafer, günlük anlaşmazlıklara kurban edilemez. Türkiye o gece yarım yüz yıla yayılan büyük projeleri durdurdu. Büyük Oyun ve Şark Meselesi ile kıyas edildiğinde o gecenin önemi daha iyi anlaşılır. Coğrafyanın değişimi de o gecede başlamıştı.

Genel bir fikir vereceğini söyleyemem fakat Afganistanlı arkadaşlarımızın izlenimlerinden Türkiye’den beklentilerin yüksek olduğunu anlıyoruz. ABD ayrıldıktan sonra Kabil havaalanının Türkiye’nin kontrolünde kalmaya devam edeceği gündeme gelince olumlu bir havanın estiğini söyleyebiliriz. Fakat Türkiye, haklı olarak, belirli şartlar öne sürerek plana soğuk bakmadığını belirtti. Türkiye açısından hem büyük güçlerin desteği hem de Pakistan’ın sürece dâhil olması önemlidir. Özellikle Pakistan’ın Afganistan üzerindeki etkisi düşünülünce Türkiye’nin şartları daha iyi anlaşılır. Türkiye’nin Afganistan sokaklarında olumlu bir hava estirdiğini söyleyebiliriz. Aynı durum coğrafyanın geneli için de geçerlidir.

Yaşadığımız dönemi basit cümlelerle tanımlamak doğru değil. Asya’nın kalbine doğru yayılan bir etkiden bahsediyoruz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.