Yazarlar Çağımızın karşıtlıkları çok daha derin talepler üzerinden kurulacak

Çağımızın karşıtlıkları çok daha derin talepler üzerinden kurulacak

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Tanzimat sonrasında ortaya çıkan ve günümüze kadar ulaştığını zannettiğimiz fikir hareketleriyle ilgili olarak devamlılıklardan mı bahsetmeliyiz yoksa dönemleri kendi içinde mi değerlendirmeliyiz? Eğer dönemler kendi içinde değerlendirilirse ortaya çıkan devamlılık ve sürekliliklerle birlikte yaşanan büyük farklılıklar sağlıklı bir değişime mi işaret ediyor? Ya da artık yeni bir durum mu geçerlidir?

Bu sorular örneklerle açıklanmazsa fazla bir anlama sahip olmayacaktır. Örneğin Batılılaşma sürecimizle alakalı olarak anlamlı bir devamlılık mı hâkimdir yoksa gelenekli bir durum olarak gördüğümüz için büyük kopuşları ve süreksizlikleri gözden kaçırıyor muyuz? Soruları benzer yapıları göz önünde bulundurarak çoğaltabiliriz. Fakat genel olarak düşünce dünyamız, devamlılıkların varlığının sorgulanmaması yönünde şekillenmiştir. Hâlbuki son iki yüz yıllık dönemde yaşadığımız büyük siyasî ve coğrafî sarsıntıların gelenekli olduğunu düşündüğümüz yapılar üzerinde de kalıcı tesirleri vardır ve bunların muhakkak görülmesi gerekir.

Batılaşma örneğini edebî eserler üzerinden kısaca açıklayabiliriz. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı dünyasına dâhildik. Her ne kadar arada çok büyük siyasî ve coğrafî sarsıntılar yaşasak da Osmanlı döneminde Batılılaşma meselesi bireylerin tercihleri üzerinden tartışılmıştır. Felâtun ve Râkım, farklı kategorileri temsil ediyorlardı ve değerleri de buradan geliyordu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen büyük değişimler edebiyata da yansıdı ve Peyami Safa’nın eserlerinde yeni kategoriler mekânlarla temsil edildi. “Fatih Harbiye” ya da “Sodom ve Gomore”de mekânların temsil değerini tespit etmeden önce Ahmet Mithat’a göre farklı olanı belirlemeliyiz. Birinci Dünya Savaşı’nın edebiyatımız ve düşünce dünyamız üzerinde de kalıcı etkileri oldu. Büyük savaş, coğrafî olarak büyük sarsıntılara ve siyasî değişimlere yol açtı. Edebiyatımızın ve düşünce dünyamızın bundan etkilenmemesi mümkün değildi.

İşgal yıllarında İstanbul, Fransız ve İngiliz askerleriyle tanışmıştır. Bu durumun aydınlar üzerinde çok önemli tesirlerinin olması gerekir. “Fatih Harbiye’de mekânlar bir kategori oluşturacak şekilde veriliyor fakat bunların temsil değerini belirleyen asıl faktör nedir? Gelenekli bir durum olan Batılılaşma meselesinin bir yansıması mı işlenmiş yoksa yeni bir durum mu var? Fransız ve İngiliz askerlerinin üzerine bastığı toprakla ilgili yeni bir tutum üzerinde mi konuşuyoruz? Eğer öyle ise Batılılaşma meselesinde sarsılmaz bir devamlılıktan bahsetmenin doğru olmadığı çok açıktır. Bu dönemde edebiyatımızda Anadolu’nun realist bir şekilde tasvir edilmeye başlandığı söylenmiştir. Bu, tek başına açıklayıcı bir değerlendirme değildir. Anadolu ile İstanbul veya kaybedilen topraklar arasında bir karşıtlık kurulduğu çok açıktır fakat bunun yeterli olmadığını da görmemiz gerekir. Bu karşıtlıklar izah edilmediği için Faruk Nafiz’in “Sanat” şiirinde taraflar belirsizleşmektedir. Hâlbuki bu şiirde de kategoriler çok belirgindir. Bu kategoriler o zaman muhakkak çok anlamlıydı fakat bugün bu şiirde geçen “sen” ve “biz”in temsil değerinin o kadar da açık olduğunu söyleyemeyiz.

Işık hızıyla günümüze geldiğimiz düşünülebilir fakat 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşadıklarımızı farklı boyutlarıyla ele almak gerektiğini düşünüyorum. O gecede kategorilerin belirsizleştiğini ve tarafların birbiri içine girdiğini çok açık gördük. FETÖ’cüler ne Râkım Efendi’de temsil edilmiştir ne de Fatih’te yaşamıştır. Onlar realist bir şekilde tasvir edilen Anadolu’nun çocukları da değildir. Bunlar için üçüncü bir semt bulmak gerekiyor. Belki de onların köklerini Yakup Kadri’nin “Sodom ve Gomore”sinde aramalı. O zaman günümüz için geçerli olan kategorileri daha sağlıklı bir şekilde oluşturabiliriz.

Kategorilerin çok önemli olduğunu tespit etmemiz gerekir. Dikkatle bakılırsa günümüzde din üzerinden yeniden yapay kategoriler oluşturulmak istendiği görülür. Dışarıdan bakan biri Türk aydının dinden başka bir şey bilmediğine hükmedebilir. Ya da din bilgisinin çok yüksek olduğuna kanaat getirebilir. Bu hem taraftar hem de karşıt olanlar için geçerlidir. Hâlbuki çağımızın karşıtlıkları çok daha derin talepler üzerinden kuruluyor.

Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın sürüp giden tartışmalara taraf olduklarını düşünmüyorum. Açıkça ifade etmem gerekirse onların tavrı, bu yapay karşıtlıkları hükümsüz kılmaktadır. Sahnede tavrını çok açık bir şekilde ortaya koyanlar sadece onlardır. Onun için de siyasî karşılık buluyorlar.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.