|
Geride kalan bir yıl değil, uzun bir sömürgecilik dönemidir

Bölgesel siyasî gerilimlerin ve askerî çatışmaların en üst seviyeye çıktığı bir zamanda salgın Türkiye’ye de ulaştı. Bu, gelecekle ilgili belirsizlikleri üst seviyeye çıkarmaya yetti. Suriye ve Libya’da devam eden karmaşa coğrafyamızda yeni bir çözülmenin habercisiydi. Türkiye, Suriye’de terör koridorunun Akdeniz’e ulaşmasını engellemişti fakat İdlib’te büyük bir insanî kriz yaşanıyordu. Salgın başlamadan önce ordumuzun müdahalesi ile Suriyeli muhaliflerin son sığınağında muhtemel felaket önlendi. Bu dönemde Libya’da çözülme süreci yaşanmaktaydı. Suriye merkezli karmaşa, coğrafyamızın içeriden teslim alınmasının bir örneğiydi ve ortaya çıkan sorunlarla boğuşmak bile çok büyük bedeller gerektiriyordu. Fakat Türkiye’nin Libya’da Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile imzaladığı bir dizi anlaşma, yeni dönemin habercisiydi. Libya sorunu öncekilere benzemeyen boyutlar kazanabilirdi.

Türkiye, Libya sorununda da doğrudan taraftı. Bu, hem Libya’nın geleceği hem de Doğu Akdeniz’deki varlığımız açısından mühim bir kararlılık göstergesiydi. Zira Libya’yı teslim almak isteyen Fransa gibi geleneksel sömürgeci devletler bir taraftan Afrika’daki varlıklarını sağlama alırken diğer taraftan Türkiye’yi Anadolu’ya hapsetmek istiyordu. Bu, Libya’da darbeci Hafter’in Fransa tarafından yönlendirilmesini izah eden bir büyük plandı. Türkiye son ana kadar müzakere kanallarını açık tuttu fakat Fransa, Mısır, Suudî Arabistan, BAE tarafından desteklenen Hafter güçleri Trablus’a dayanmıştı. Türkiye’nin Libya ile vardığı anlaşmalar dahi önemini kaybedebilirdi. Türkiye bir yol ayrımındaydı, uzak bölgelerde askerî müdahalelerden çekinmediğini göstermek gerekiyordu.

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü salgın döneminde sıkça tekrar edildi, özellikle Libya olaylarında gerilimin en üst seviyeye çıktığı günlerde Türkiye’nin kararlılığını gösteriyordu. Yol ayrımı, geçmişteki siyaset etme biçimlerinden gözle görülür farklılaşmaya işaret ediyordu. Salgın gibi küresel bir sorun ile bütün dünyayla birlikte Türkiye de var olma mücadelesindeydi. İçeride salgına karşı amansız bir mücadele verilirken Afrika, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Suriye ve Anadolu’yu aynı anda etkileyebilecek büyük çözülmeyi de durdurmak gerekiyordu. Yol ayrımı büyük devlet olup olmadığımızı da gösterecekti. Türkiye, İdlib’te coğrafyasına sahip çıkma iddialarının temelsiz olmadığını göstermişti fakat birbirinden uzak bölgelerdeki sorunlara müdahale kabiliyetine sahip olup olmadığı sorusuna cevap verilemiyordu. Libya’daki çözülme Türkiye’yi bütün Doğu Akdeniz’de çaresiz bırakabilirdi. Fakat Türkiye’nin güçlü desteği ile Trablus’ta başlayan karşı taarruzda Hafter güçleri bozguna uğratıldı. Bu; Fransa ile birlikte Mısır, Suudî Arabistan ve BAE’nin de kaybetmesi anlamına geliyordu.

Salgın döneminde hiçbir şey eskisi olmayacak sözüyle sömürgecilik tarihine de telmih yapılıyordu. Emperyal merkezlere sırtını dayayarak coğrafyamızda güçlü bir pozisyon elde etmiş yapılar, büyük bir sarsıntı yaşamaya başladı. 15 Temmuz 2016’yı bir başlangıç noktası olarak görebiliriz. FETÖ de coğrafyamıza ihanet etmişti. Hafter ve BAE’nin FETÖ’den hiçbir farkı yoktu. Onlar da PKK-PYD gibi bağımlı yapılarla birlikte hareket ediyordu. Hafter’in kaybettiği anlaşıldıktan sonra Ermenistan’ın Güney Kafkasya’da yeni bir karmaşaya yol açmak için harekete geçmesi anlamlıdır. Onlar da emperyal merkezlerin hizmetinde çalışmışlardı. Bu, Ermenilerin kendi ifadeleri ile tespit edilmiş bir hakikattir. PKK-PYD terör gruplarının Ermenistan tarafında savaşa dâhil olmasını sömürgecilik tarihi bağlamında ele almak gerekir.

Salgın bütün dünyayı teslim almışken Türkiye’yi Güney Kafkasya’da öncekilerden daha büyük bir karmaşanın ve çözümsüzlüğün içine atmak istediler. Herhâlde Azerbaycan Türklerinin gıpta edilecek bir hazırlık döneminden geçtiğini göremediler. Artık hazırlıksız yakalanma sırası sömürgeci güçlere gelmişti. Türkiye’yi birbirinden oldukça farklı bölgelerde, birbirinden farklı güçlerle çözümsüzlüğe ve çaresizliğe zorladılar fakat hedeflerine ulaşamadılar. Hesapta yokken Azerbaycan, Güney Kafkasya’da bölgesel bir güç olarak yükselişe geçti. Bu da Azerbaycan Türklerinin yeni döneme hırslı bir şekilde hazırlandıklarını gösterir. Bunun Türk tarihinde yeni bir fikir olduğunu da unutmamak gerekir.

Türkiye’yi ve coğrafyayı içeriden teslim almaya alışmış bağımlı yapılar, salgın döneminde yerli ve millî olana düşmanlık göstermekten vazgeçmedi. Bu da geride kalanın bir yıl değil, uzun bir sömürgecilik dönemi olduğunu gösterir. Bağımlı yapıların fütursuzca saldırıya geçmesinin bundan başka bir anlamı olamaz.

#Sömürgecilik
3 yıl önce
Geride kalan bir yıl değil, uzun bir sömürgecilik dönemidir
Bir Başka Mesele: “Grogi olduk… Güzellikleri görmüyor, anı yaşamıyoruz”
Çocukları Unutmamak
Tebliğ mi temsil mi?
Rüzgâr tersine dönerse
Kamu yönetiminde sorunların çözümüne yönelik ayak sesleri duyulmaya başladı