Yazarlar Rasim Özdenören ve okurları

Rasim Özdenören ve okurları

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

“Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler” kitabını okuduğumda ne düşündüğümü yazmamın anlamlı olmadığını söylemeliyim. Çünkü bu kitap, içeriğinde neler olduğundan ziyade bir dönemi temsil etmek bakımından önemliydi. Fakat o dönemin içinde yetişmiş biri olarak bunu tam olarak fark etmemiz zordu. Michael E. Meeker, 1980’lerin entelektüel dünyasıyla ilgili bir yazısında “Müslüman aydın”lar üzerinde durmuş ve yeni bir inançlı okur tipinden bahsetmişti. Özellikle inançlı okur tipinin ortaya çıkması ve ayırıcı özellikleriyle ilgili bir değerlendirme yapılabilir fakat bunu yaparken muhakkak 1950’lerden sonra yaşadığımız iç göçün ve üniversitelerin sayısının artmasının önemi üzerinde durulmalıdır. 1960’ların Türkiye’sinde İslamcı düşünce açısından büyük bir değişim sürecinin başladığını söyleyebiliriz. Bu sürecin yeni bir okur tipini ortaya çıkarması için çeyrek asra yakın zamanın geçmesi gerekecekti. Yeni okur tipi elbette “Müslüman aydınlar”ın farklı türlerdeki yazılarından beslenecekti. Müslüman aydın yerine İslamcı aydın da diyebiliriz. Zaten Rasim Özdenören gibi yeni kuşak aydınların alamet-i farikası da yeni kavramları kullanmaktan çekinmemeleri idi. Bu atılganlık “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler” kitabının adına dahi yansımıştı. Kitabın adı kendi başına iddialıydı. Rasim Özdenören yeni bir okur tipine seslendiğini biliyordu. Roman ve öykü türleri dışında en verimli çağını 1980’lerde yaşamış olması bu açıdan bir tesadüf değildir.

1980’ler İslamcı düşünce için özel olarak üzerinde durulması gerekli bir dönemdir. Türkiye ile eş zamanlı olarak Akdeniz’i kuşatan İslam ülkelerinde de kayda değer bir hareketlilik yaşanıyordu. Bu hareketliliğin emperyal merkezler tarafından da dikkate alındığını dönemi yaşarken fark edebiliyorduk. Türkiye açısından ideolojik farklılıkların bir bakıma şehirlileştiği bir dönemdi. Seksenlerde “beton duvarlar arasında bir çiçek açtı” mısraıyla özdeşleşen şehir algısından uzaklaşıldığını söyleyebilirim. Artık, yeni kuşaklar yaşadığı şehirlere tutunmaya çalışan Anadolu çocukları olarak görülemezdi. Daha da ileri bir adım olmak üzere yakın coğrafyamızda meydana gelen hadiseler İslamcılık düşüncesini derinden etkilemekteydi. Bırakın köy ve kasaba güzellemesi yapmayı, yakın coğrafyamızın hareketlenmesiyle birlikte daha uzaklara doğru bakmak adeta bir zorunluluk halini almıştı. Bu da doğal olarak gül yetiştirme döneminin gerilerde kaldığını göstermiştir. Bu değişimin hem siyasî hem fikrî hem de toplumsal sonuçları olacaktı. En azından grup aidiyetleri ciddî olarak değerden düşebiliyordu.

Rasim Özdenören’in “Gül Yetiştiren Adam” ve “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler” adlı kitaplarını yukarıda bahsettiğimiz değişimi anlamak için de okuyabiliriz. Birincisi uzlet içerisinde bir hareketliliği ima ederken ikincisi güçlü bir toplumsallık iddiasındadır. Hâlbuki iki kitabın yayımlanma tarihleri birbirine yakındır. Bu da dönemsel farklılıklara odaklanmak gereğini gösterir. Roman ve deneme arasında bir karşılaştırma yaptığımın farkındayım. Belki “Gül Yetiştiren Adam”ı bir dönemi anlatması bakımından geçmiş ile ilişkilendirirsek iki kitap arasında bir devamlılık olduğunu düşünebiliriz. Fakat yine de iki kitap arasındaki tavır farklılığının altını çizmek istiyorum. Aynı yazarın iki ayrı döneminde birbirinden farklı tutumlarla kaleme aldığı iki kitap dersek hiç de abartmış olmayız. Bir yazarın kitaplarıyla iki, hatta üç ayrı dönemi kayda geçirmiş olması ve hatta bir dönemin öncüleri arasında yer alması onun için iftihar edilecek bir başarı olsa gerek. Bu açıdan Özdenören’in birkaç kuşağın yetişmesinde emeğinin olduğunun söylenmesi hiç de boşuna değildir.

Peki, Rasim Özdenören yeterince anlaşıldı mı, takdir gördü mü? Bu soruya evet veya hayır diye cevap vermekten öte, Özdenören’in bir fikir adamı olarak hayal ettiği dünyanın kapılarının açıldığı döneme şahitlik etmesi bakımından “şanslı” biri olduğunu dahi söyleyebilirim. Hatta kamuoyunda algılandığı biçimi ile söylersek temsil ettiği siyasî ideolojinin başarısına da tanık oldu. Anlaşılma ve takdir görmeyi bu başarının içinden ele almak gerekir. Roman ve öykülerinin dışında tabiri caizse ideolojik yazılarıyla öne çıkmış bir yazar üzerinde durduğumuzu özellikle belirtmek isterim. Bu, bir yazarın bilerek ve isteyerek kendini sınırlandırması anlamına gelir. Bunu sadece “karşıt görüşler” açısından söylemiyorum. Muhtemel okurlar için dahi sınırlar çizdi.

Her fani gibi o da ölümü tattı. Allah rahmet eylesin.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.