Yazarlar Çok okuyan mı bilir çok gezen mi?

Çok okuyan mı bilir çok gezen mi?

Serdar Tuncer
Serdar Tuncer Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bayılırız muhatabını iki şey arasında tercih yapmak zorunda bırakan sorulara. Çoğu zaman sunduğumuz alternatifler birbirine mani değildir halbuki. Okumanın gezmeye, gezmenin okumaya engel olmadığı gibi. Okuyarak gezen çok bilir diyelim de meramımız anlaşılıversin.

Son altı ayda farklı coğrafyalarda ona yakın ülkeyi gezince insan pek çok konunun üzerinde düşünme fırsatı buluyor. Gittiğiniz ülkelerin sosyolojisi, tarihi, ekonomisi, insanı, mimarisi, yetiştirdiği alimleri, arifleri, sanatçıları, gastronomisi ve daha pek çok şeyi hakkında nispeten malumat sahibi oluyor ve okuduklarınızla gördüklerinizi harmanlayarak, gittiğiniz diyarları farklı perspektiflerden birbiriyle mukayese ederek bir takım çıkarımlarda bulunuyorsunuz. Gördüğüm yerleri farklı cihetlerden ele alan yazıları zaman aman bu köşede sizlerle paylaştım. Bugün meseleye bambaşka bir yerden bakacağım müsaadenizle.

Otuz yaşın altındaki insanımıza eski Türkiye’nin nemenem bir şey olduğunu anlatmak için bazı televizyon kanalları, yazarlar, siyasetçiler çırpınıp duruyor. Çok başarılı olduklarını söylemek de mümkün değil. Yeni nesil kendilerince haklı olarak hayata başka bir yerden bakıyor çünkü. Yol yoktu diyorlar, devlet yol yapacak tabii ki diye cevap geliyor. Hastaneler içler acısıydı diyorlar, bizim vergimizle yaptığınız hastaneyi bize niçin hizmet diye anlatıyorsunuz diyorlar. Havaalanı yoktu diyorlar, bu çağda bu kadar havaalanı da olmasın mı diye mukabele ediyorlar. Terör vardı diyorlar, bir ülke elbette ki güvenlik sorunlarını çözecek diye yapıştırıyorlar cevabı. Siyasetçiler, yazarlar, programcılar ne deseler, gençler görünüşte mantıklı ama hakikatte doğru olmayan bir argümanla karşı çıkıyorlar.

Orta Asya ülkelerini, Balkanları, Orta doğuyu görünce içimden keşke diye geçti imkan olsa da gençlerimizi alıp buralarda bir hafta misafir edebilsek. 120 kilometreyi 4 saatte tangır tungur kat etmenin nasıl olduğunu biz bile unutmuşuz, görmeyen gençler nereden bilsin. 1 kilometrede 4 ayrı askeri noktada kendisini devlet zanneden ve bir işaretiyle hayatınızı karartabilecek adamlarla muhatap olmanın ne manaya geldiğini biz hiç yaşamadık ki gençlere anlatabilelim. Sağlam adamın kapısından girdiği an hastalanacağı sözüm ona hastaneleri, duvarlarında roket izleri olan evlerin hizalandığı başkent caddelerini, yanı başımda her an bir bomba patlayabilir endişesiyle yaşanan hayatları, içtiğiniz vakit kusacağınız suları, fukaralığı, sistemsizliği, yönetilemeyişi, yaşı kaç olursa olsun görmeyene anlatabilmek mümkün değil!

Devlet var ama yol yok, vergi var ama hastane yok, yönetim var ama demokrasi yok, güvenlik güçleri var ama güvenlik yok, para var ama refah yok, imkan var ama huzur yok. İddia ediyorum söz ettiğim yerlerde bir hafta kalan her bir genç Türkiye’ye döndüğü vakit evvelce kızdığı on mesele varsa dokuzunu görmezden gelecek, birisinin de zaten aslında mesele olmadığını fark ederek ülkesinin toprağını aşkla öpecek ve bir haftada 10 yıl büyüyecektir. Gidip görenler ne demek istediğimi anlarlar, görmeyenler okumadan hiç anlayamazlar, ne kadar okurlarsa okusunlar gören kadar bilemezler. Bakmayın yazının başındaki cümlemle çelişiyor gibi gözüktüğüne çelişki yok. Bazı şeyleri ancak gören bilir zira; bazılarını da okumayan görse de anlayamaz.

30 milyon insanı topyekun yurt dışındaki farklı coğrafyalara bir hafta süre ile götürme imkanımız yok. Ama sevgili muhalefet partisi lider ve milletvekillerini göndermeye devletimizin gücü yeter elbette. Göndermek derken yanlış anlaşılmasın, bir haftalığına. Ha, Kılıçdaroğlu Irak’taki gerçek demokrasiyi görüp temelli kalmak isterse kalabilir elbette, Irak halkının da bu duruma rıza göstermesi şartıyla. (Kalamaz ) Sayın Akşener’e Kazakistan’ı öneririm, Ümit Özdağ’a Türk’ün mülteci gibi kaldığı Rumeli, Temel Bey’e İran, Babacan’a Kırgızistan, altılı masa tamam oldu herhalde, unuttuğumuz kimse kaldı mı yoksa? Unuttuğumuz varsa onu da Suriye’ye gönderelim, herkesin ana dilinde istediği gibi konuşabildiği ülke ne de olsa!

Böyle dediğimiz vakit bazı çok şey bildiğini zanneden malumat üzerine fikir bina etme budalası müptezellerin ‘ama hocaam neden İsviçre, İsveç, Norveç değil de bu ülkeler? Bizi bizden kötü olanlarla mukayese ede ede bu hale getirdiniz. Avrupa’ya, Amerika’ya bakın da bizim ne halde olduğumuzu görün biraz da’ dediklerini duyar gibiyim. Oraların hâl-i pürmelâlini de bilmiyor değilim. Altmışlarda o ülkelere çalışmak için giden kardeşlerimiz köyden şehire gitmiş gibi oluyorlardı, şimdilerde Türkiye’ye tatile gelince kasabadan şehre gelmiş gibi oluyorlar ama bu ayır bir bahis.

A benim gözümün nuru! Sen bana Suriye ve Irak’la komşu bir İsveç göster, tarihinin 6 asrı Avrupalılarla çarpışmakla geçmiş bir İsviçre göster, Arnold Toynbee’nin ‘Ölmedi, dev uyutuldu, dev uyanırsa bir daha kimse durduramaz’ diye tarif ettiği medeniyet mirasına sahip bir Norveç göster, ben de Türkiye’yi o geri kalmış ülkelerle mukayese etmekten vazgeçip seninkilere kıyasla eksik taraflarını göreyim ve birlikte çok daha ileri götürelim ülkemizi!

Kapiş kanka?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.