Yazarlar Kıl olmadan olur mu?

Kıl olmadan olur mu?

Serdar Tuncer
Serdar Tuncer Gazete Yazarı

Ramazan günlerinde orucun hakkını veremediğimden bahisle kendimle ne zaman kavgaya tutuşsam bir beyit gelir yapışır yakasından gönlümün:

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Serdar Tuncer : Kıl olmadan olur mu?
Haber Merkezi 16 Mayıs 2019, Perşembe Yeni Şafak
Kıl olmadan olur mu? yazısının sesli anlatımı ve tüm Serdar Tuncer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


“Savm u salat u hac ile sanma zahid biter işin

İnsan-ı kâmil olmaya lazım olan irfan imiş”

İbadetlerimiz kör topal, kırık dökük, yara bere içinde. Bütün azalarımızla tutulmuyor oruçlarımız. Sacidle mescud bir değil namazlarımızda. Haccımızın sevabını hac bitmeden bırakıp geliyoruz Harameyn’de. Bütün bu ibadetlerin hakkını verebilsek dahi yetmeyeceğini ihtar ediyor Niyazi Mısrî Sultan; “irfandan behren yoksa kâmil bir insan olamazsın” diyor, dert büyük. İbadet mi kâmilen yapıldıkça yakîne taşıyor insanı, insan mı yakîni nispetince irfana gebe? Bilmem, belki her ikisi birden. İrfanımız olmadığı için ibadetlerimiz eksik ve noksan, ibadetlerimiz tam ve kusursuz olamadığı için de irfandan mahrumuz. Gerçi böyle dersek irfanı ibadet gerek şartına bağlamış oluruz ki bu da doğru olmaz. İbadeti hiç olmayan insan neylese irfana ulaşamaz fakat ibadeti tam oldu diye de herkese açmazlar arifler meclisinin kapısını. Girift mevzular, boyumuzdan büyük üstelik.

Niyazi Mısrî sultan insan-ı kâmile giden yolun irfandan geçtiğini haber verirken Salih Baba, insanın kim olduğundan yola çıkarak irfanın nasıl ele geçeceğinin kapısını aralıyor bize:

“Salih bu sözlerin yalan olamaz

Her beşer suretli insan olamaz

Her bir kimse ehl-i irfan olamaz

Kırk yerden yarılıp kıl olmayınca”

Rivayet o ki önceki kavimler zamanında ısrar ederek büyük günah işleyenlere günahının cinsine muvafık bir hayvan sureti giydirilirmiş. Sureta hayvan ama özünde insan olan varlıklar dolaşırmış ahali arasında. Cenab-ı Hakk’ın Peygamber Efendimiz’e muhabbeti hatırına günahta ısrar eden ümmet-i Muhammed’e evvelkilerden farklı bir muamele reva görülmüş. Suretleri insan olarak kalmış ama günahlarının cinsine muvafık suretler nefslerine giydirilmiş. Sureta insan ama özünde hayvan olan varlıklar dolaşır olmuş ahali arasında. Salih Baba işte bu hususa dikkat çekiyor sanırım “Her beşer suretli insan olamaz” derken. İnsan-ı kâmili ararken insanı bulamaz olduk aynalarda iyi mi!

Anlaşılan evvela nefsimizi hayvan suretinden kurtarıp insan eyleyeceğiz, sonra kırk yerden yarılıp kıl olacağız ki ehl-i irfana karışabilelim. Nasıl ki ibadetleri tam olan herkes arifler meclisine davet edilmiyorsa kırk yerden yarılıp kıl olan herkese de irfan lütfedilmez sanırım. Ancak ariflerden olma arzusundaki talip bilecek ki, ibadetlerinin hakkını vererek yakîne namzet olmadan ve her ne demekse kırk yerden yarılıp kıl olmadan irfan ele geçesi değil! Peki ne demek kırk yerden yarılıp kıl olmak?

Kılı kırk yarmak deyimi bir hususta aşırı titizlenmeyi ifade için kullanılır. Fakat dikkat ederseniz Salih Baba kılı kırk yarmayınca demiyor, “kırk yerden yarılmış kıl olmayınca” diyor. Kılı kırk yarma ameliyesinin failine titiz denir, mefulüne ârif! Titiz bir işte kılı kırk yaran kişidir ârif, Rabbinin kendisini bildirmeyi murad ederek kalbine titizlendiği kişi. Lâ fâile illallah!

Onlar keyfiyetini bilmediğimiz nice halden hale bürünerek, nice kaptan kaba gire çıka, nice imtihanlardan, badirelerden geçe geçe menzil-i maksuda erişirler. Bu uzun ve meşakkatli seyr boyunca kâh evrâd-ı ezkâr ile kâh türlü hizmet ve gayret ile kâh nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye ile ama hep o cilve ile törpülene, budana, kırıla nazarları, kalpleri, kelamları kırk yerden yarılmış bir kıla döner. Âriflerin bu halinin pek çok güzel neticesi vardır elbette ama yazımıza mevzu olacak bahis bunlardan sadece biridir. Hatırlarsanız bir zaman bu köşeden bir soru sormuştum: “Hangisi daha zor, incitmemek mi, incinmemek mi, incitene dua etmek mi?” Cevabı buldum galiba. İncitmemek en kolayı, incitene dua etmek zor, en zoru ise incinmemek. Kesin bilgi değil, şimdilik böyle.

İncitmemek derken sadece insandan bahsedilmiyor malum. Bastığımız toprak, kokladığımız çiçek, su içtiğimiz kap, giydiğimiz ayakkabı, kapımızdan geçen kedicik, aldığımız nefes hepsi dâhil bu işe. Böyle bakınca en kolayı bile ne kadar zor geliyor öyle değil mi? Zor fakat gayret ile elde edilebilir yine de. Tek başına gayret yetmez ancak diğer iki meseleye kıyasla gayret burada daha mühim bir yer işgal ediyor, yani elimizden halli için bir şeyler gelebilir.

İncitene dua etmek, bu biraz daha zor. Seni kıracaklar, dökecekler ama sen bunu murad edenin Allah olduğunu, bunda da senin için murad ettiği bir hayır olduğunu bilecek vesile olan kişiye dua edeceksin. “Bana ağu sunan kişi/Şehd ü şeker olsun aşı/Kolay gele müşkil işi/Eli erer olsun ona” Kolay değil, gayretle, himmetle ele geçebilir yine de.

En zoru incinmemek. Çünkü burada seninle alakalı bir durum yok, gayretle düzeltebileceğin bir nakısa değil bu. İncinmemek için, tek başına yeter mi bilmem ama hiç olmazsa “lâ faile illallah” sırrından agâh olmak icap eder. Buraya vardın mı da zaten pek çok müşkil hallolmuş demektir, yani en azından öyle olmasını umut ediyorum. “İncitene dua etmek incinmemekten daha zor değil mi” diyebilirsiniz. Çünkü birinde yalnızca incinmiyorsun öbüründe ise dönüp bir de seni incitene dua ediyorsun. Hayır, zira incitene dua ediyorsan hâlâ inciniyorsun demektir; incinmediğin yerde kime niçin seni incittiği için dua edesin ki?

İncitmemek yoluna çıkan kişi kılı kırk yarmaya başlamış demektir; incitene dua etmeye başladı mı kendisi kırk yerden yarılası bir kıl olmanın eşiğine gelmiş -insan suretiyle- yakarmaktadır, ama incinmemeyi de öğrendi mi o artık cemal bahçesinin misafirlerinden irfan yurdunun sakinlerinden birisidir.

“Müslümanlık, ince insanlık; dervişlik ince Müslümanlıktır” der Ömer Tuğrul Bey hocam. Ramazan biraz da bizi derviş eylemek için gelir. Dervişlik üç basamaktır; birincisi incitmemek, ikincisi... Boş ver ikincisini! Kapının eşiğine varmadan ikinci basamağa bakanların ayağı sürçer daha birinci basamakta. Ramazan bizi derviş eylemek için gelir, gelmiş ve geçmektedir hatta. Dervişlik dediğiniz de bir tek basamaktan ibarettir: Kimseyi incitmeyeceksin.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.