Kapitalizm, insanın kendi târihi karşısında , onun öznesi olmak iddiasını topyekûn kaybettiği , nesnesi olmaya
ifâde eder. Şu aralar idrâk ettiğimiz ve kapitalizmi sanayi kapitalizmi olmaktan çıkarıp
evrilten gelişmeler bunun nesneleşme süreçlerinin en ileri aşamasını; mutlaklaşmasını ifâde ediyor. Varoufakis’in teknokapitalizm kavramını reddedip teknofeodalizm kavramını kullanmasına da artık biraz şüpheyle bakıyorum.
Vassallık sistemi kapitalizmin, merkezden çepere doğru kurduğu küresel ağlara zâten
içkindi. Bu zincirde, tıpkı 13. Kat filminde olduğu gibi bir katmanda efendi zannettiklerimiz aslında bir üst katta birilerinin kölesiydi. En üst katta ise hakikî efendiyi boşuna aradık. Evet, en yukarıda
oturuyor ve biz onları
olarak görüyorduk. Lâkin onlar da aslında köledir. Ellerinde tuttukları ve mütemâdiye, sonsuza kadar çoğaltmak zorunda oldukları parasal ekonominin köleleri. Gâliba nihâî tahlilde târih çok eşitlikçi seyrediyor. Bu eşitliğin adı da kölelikte eşitlenmek olmalı.
Târih tekmil çeşitliliği içinde köleliğin târihi olarak tecessüm ediyor.
Paranın târihi şahsîleştirilmiş ilişkilerin kültürlerini içine alan dâirelerde
karşılık geliyordu.
Para bir şey içindi ve araçsal bir değer taşıyordu.
Bunun dışında aktif değildi.. “Eski dünyâlarda para istiridyeye benzer; kapanır.. Modern dünyâda ise para yılan gibidir; herşeye sızar" diyen Feylozof Deleuze bunu ne de güzel anlatmış oluyor.
Para modern dünyâda metâlaştı ve ekonomik bir değer hâline geldi. Bu, onu elinde tutanların irâdesini kendi nesnel çoğalma süreçlerine dâhil etti demektir.
Yâni parasal ekonomiler Rothschild’lar gibileri de bağımlısı, kölesi yaptı.
Para onlar için değildi, onlar para için yaşadılar.
Düşünelim; bir serveti şahsîleştirebilir, kuşatabilir sonuna kadar tüketebilirsiniz. Servetler şahsîdir. Ama iş sermâyeye gelmişse; sizin üzerinizde görünsün veyâ görünmesin; o sizi kuşatır ve ona asla sâhip olamazsınız. O ağa giren de bir daha kolay kolay asla çıkamaz.