Yazarlar Çağdaşlaşma, Batı, Evropa, Amarika ve yerlilik (2)

Çağdaşlaşma, Batı, “Evropa”, “Amarika” ve yerlilik (2)

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

Ekonomizm, ekonominin özellikle de “bölüşüm” ve “dağılım” temelindeki her türlü siyâsal müdahaleden arındırılmasını ifâde eden bir kesinliktir. Yeni Sağ bunun fetişizmini yapan bir hâkim ideoloji olarak tezâhür eder. Yeni (Liberâl) Sol ise ekonomizmi fetişleştirmese de bir “ön kabûl” konusu olarak benimser. Kültüralizme kayması da bu “ön kabûlün” doğurduğu bir boşluğu telâfi etmekle alâkalı gözükmektedir. Neticede, Yeni Sağ ile Yeni Sol arasındaki farklılıklar ne olursa olsun, geçişler son derecede kolay olabilmiştir.
“Yeni” patentli bu siyâsal-kültürel oluşumda ortak paydalardan birisi de “müesses nizâm karşıtlığı” (anti-establishment) dır. Yeni-Sol bunu Doğu Avrupa'nın çözülmesinde kullanılan “Sivil Toplumcu” tezlerin normları îtibârıyla; Yeni-Sağ ise “Ekonomiye” her türlü devlet müdahalesini engellemek adına yapmaktadır.
Partileşme düzeyinde bakıldığında ANAP Yeni Sağ'ın temsilcisidir. Yeni Sol partileşmeler, ÖDP örneğinde görüldüğü üzere ise dâima güdük kalmıştır.
1980'lerden sonra başlayan bu oluşumda, “Ortodoks” Eski-Sağ ile yine “Ortodoks” Eski-Sol arasındaki târihsel bölünme sona ermiş; ilki dikincisine eklemlenmiştir. 1990'lardaki Restorasyon döneminde SHP-DYP koalisyonu bunu ifâde eder. Sonrasında ise CHP tek başına bu oluşumu temsil etmeye başlamıştır. Ama bizim için mühim olan bu yeni oluşumlarda “Batılılaşma” idealinin Amerikan veyâ daha genel manâda Anglo-Sakson bir örüntü ile Ortodoks çevrelerin ısrarlı Avrupalılaşma örüntüsü arasında çatallaşmasıdır.
Anglo-Sakson etkilerin Türkiye'ye sirayet edişi çok ilginç olsa gerekir. Zihniyet odağında o zamana dek sâdece askerî temelde NATO'culuk olarak işleyen Amerikan etkisi, artık bir tarz-ı hayât olarak toplumsallaşmaktadır. Başta eğitim ve öğretim, tekmil kurumlar her türlü basitlemeyi, yüzeyselliği içeren, her türlü morâl endişelerden münezzeh bir ben merkezci “başarı”, “fırsat” , “hazcılık” temelinde yeniden yapılandırılmaya başlamıştır. Yeni orta sınıf idealleri, diğerkâmcı, perhizkâr, püritan, adamacı (alturist) kamusal idealler etrafında örgütlenen eski orta sınıfların ideallerinden farklıdır. Bu tipik olarak Avrupa-Amerika farkıdır. “Evrenselcilik” nasıl daha öncelerinde Avrupa merkezli bir Batılaşmayı ifâde ediyorduysa; artık “Küreselleşme” anlatılarındaki güzellemeler örtük bir Amerikanizasyonu; yâni yeni tarz Batılılaşmayı temsil etmektedir.
1990'lar ANAP önderliğinde Yeni Sağ'ın sonu, 2000'li seneler ise 1990'ları kapsayan Restoratif Eski Merkez partilerin çöküşünü ifâde eder. Artık sahnede yeni bir siyâsal oluşum vardır: AK Parti. Buraya dikkât etmek gerekiyor. AK Parti, menbaında yer alan MNP, MSP, FP, RP çizgisinden hayli farklı bir oluşumdur. Millî Görüş'ün legalist geleneğini devralır. Ama siyâsal kültürel çizgide merhum Erbakan'ın temsil ettiği genel manâda Avrupalı, özel manâda Almanya'nın mühendislik ideallerini merkezine koyan minimalist modernleşmeciliğinden farklıdır. “Millî Görüş gömleğinin çıkarılması” temelinde bu geçişi daha net görebiliyoruz.
İlk tepkiler Ortodoks Sol'u temsil eden çevrelerden geldi. Buradaki anti-AK Parti söylemi taçlayan “çağdaşlaşma” kaygıları oldu. AK Parti'nin “Türkiye'yi bir İran” hâline getireceği, “çağdaşlaşmanın kazanımlarını yok ederek” memleketi “Ortaçağ” karanlığına sürükleyeceği iddia edildi. İlginç olan husus, bu siyâsetlerin Avrupalı değerlerin tehdit altında olduğu hissini verse de, daha derinde NATO temelli “Ortodoks” askerî çevrelerce de fişeklendirilmiş olmasıdır. 28 Şubat ve 27 Nisan müdahalelerinde olup biteni anlamak için AK Parti'nin serencâmını kısaca gözden geçirmek gerekiyor.
Kabûl etmeliyiz ki başlangıç îtibârıyla AK Parti, eş anlı olarak Amerikanizasyon yüklü küreselleşmenin ve AB odaklı beklentilerin kesiştiği bir noktada siyâsetlerini belirledi. Bu konumlanma sâdece merkeze taşıdığı büyük kitlelerden değil, “Sivil Toplumcu” Yeni-Sol'dan da destek almasını sağladı. Ama ilk olarak Tezkere'nin reddiyle başlayan kırılmalar, ardından İsrâil ile iplerin gerilmesi, zaman içinde ırkçılığa evrilen AB siyâsetlerinin Türkiye'yi dışlayıcı beyan, tutum ve davranışları; nihâyet Arap Baharı sonrası yaşananlar aşama aşama AK Parti'nin marjinalize edilip dışlanmasına giden süreçleri tetikledi. 2010 bu îtibarla tam bir kopuşun milâdı oldu.
Diyoruz ya; bu konular çok su kaldırıyor…Devam edeceğiz….

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.