Yazarlar Çevrimler

Çevrimler…

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

Kur’anda en sevdiğim ifâdelerden birisidir: “Herşey aslına döner”.. Hoş, efsâneler, hikâyeler de böyle söyler.. Dere tepe düz gidilir, lâkin sonra anlaşılır ki , bir arpa boyu yol gidilmemiştir. Bu aralar sık sık bunu düşünüyorum. Süreçleri kavrayış biçimimiz , kadim gelenekte çevrimsel veyâ dâirevi iken modernlikte Kepler, Newton, Leibniz, Descartes gibi âlimler üzerinden düzçizgisel bir mahiyet kazandı. Hoş, Nietzsche “Ebedî Dönüş” kavramıyla bunun böyle olmadığını dile getirmekten geri durmadı. Buna mukâbil, yorumlar da değişik oldu. Meselâ Deleuze bunun farklılıklar üzerinden bir değerlendirmesini yaptı. Bâzıları bu bakışın kadercilikle de sıkı bir bağını kurdular. Meselâ “Amor fati “ üzerine çok sayıda tartışma yapıldı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : Çevrimler…
Haber Merkezi 13 Mayıs 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Çevrimler… yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Niyetim, “min gayr-ı haddin”, bu felsefî tartışmalara dâhil olmak değildir. Bu hususta, sâdece târihsel zamanlar için “çevrimselci “ bakışa yakın durduğumu ifâde edebilirim. Yâni kadim bakış bana daha tutarlı ve mâkûl geliyor. Bunun basit bir tekerrür olmadığını da kaydetmeliyim. Târih nihâyetinde bir birikimdir. Sürecini, o birikimin içinden gelen “yeni”, bana göre sâdece o zamâna kadar “el atılmadık” bâzı unsurların , praksis üzerinden o birikime eklemlenmesini içeren fâsılalarla gerçekleştirir. Nazarımda, “eski” ve “yeni”nin kavgası kurgusaldır ve fazlaca bir kıymeti yoktur. Onun içindir ki, başından beri ne muhafazakâr ne de devrimci fikirler bana câzip gelmiş değildir.

“Eski” kavramını birikimin kendisi olarak değerlendiririm. Yeni olan ise birikim süreçlerinde ortaya çıkan “farklı“ unsurların ona eklemlenmesini ifâde eder. Bu eklemlenme daha çok da eşleşme şeklinde tezâhür eder. Sancılı da olabilir, sancısız da. Birikim onu bir şekilde kendi kodlarına tercüme ederek masseder ve süreçler bu sûretle işler. Düşündüğüm diğer bir husus da, târihin çöp tenekesi olmadığıdır. Onda muazzam bir geri dönüşüm yattığını düşünüyorum. Eşleşmelerde bazı unsurlar görece sönümlenebilir belki; ama bunların külliyen yok olduklarını düşünmüyorum. Başka bir çevrimde, bir bakarsınız sönümlendiğini zannettiğiniz o unsurlar su üzerine çıkar ve yeniden faal bir hâle gelir.

Târihsel birikimlerin elbette derin bir eşitsizlik temelinde geliştiğini görüyoruz. Birikimin bâsit çevrimlerden îbâret olmaması da buna bağlı. Eşitlik ile birikim ilişkisi zayıf bir ilişki olarak görünüyor. Eğer, insanlık birikimsiz zamanlar yaşadıysa, belki de sâdece bunun çevriminin tekrarlı bir çevrim olduğunu söyleyebiliriz. Bu zamanların “târihsel” kıymeti olmadığı da genel kabûl gören bir yaklaşımdır. “Târih” ile “târih öncesi” arasında yapılan akademik ayırım da bunun mahsûlüdür. Birikimin olması, aynı zamanda birikimin eşitsiz olması manâsına gelir. Birikim süreçleri, biriktirenler ile birikimin oluşmasında yer alan ,ama onun dağılımda dışlananları biraraya getirir. İnsan düşüncesinin esaslı mesâilerinden birisi bunu olağanlaştırmaya ve bir dengeye kavuşturmaya adanmıştır. Kâdim dünyânın düşüncesini belirleyen tam da budur. Adâlet kavramının da işlevi burada ortaya çıkar. Adâlet eşitliğe göndermede bulunmaz. Bir şeyin âdil olması, aynı zamanda eşitlik içermesini gerektirmez. Hattâ tam tersine eşitliğin âdil olmadığı kabûlü yerleşiktir. Modern bakışların içinde en az bir kuvvetli damar eşitlik iddiasını adâlet ile eşlendirir. Bu şimdilik hâlâ üzerinde çalışılan, hâlledilmeye çalışılan bir paradokstur. Ama daha mühimi, birikimin karakteri ile eşitlik düşüncesini bağdaştırmaktır. Ağır bir ev ödevidir bu. Bir taraftan birikimin devâm etmesi, hattâ bolluğa dönüştürülmesi arzu edilir; diğer taraftan da bunun eşitlikçi bir dağılımı istenir. Hâlbuki birikimi özendiren duygu, eşitlik özlemi değildir. Tam tersine eşitsizliğin bizzat kendisidir. Kazanma hırsı bireysel, bireysel olduğu kadar da dışlayıcıdır. Siyâsal ve hukuksal eşitlik, eşitsizlik meselesini çözmüyor. İşin ucunda yeniden bölüşüm meselesi yatıyor. 1990’larda yaşanan çözülme tek taraflı, yâni sâdece ‘Sovyet Bloku’nu çözen bir süreç değildi. Bu aynı zamanda, siyâsal ve hukuksal yeniden bölüşümün de sonunu getirdi. Sovyetler, reel eşitliği sağlamak adına, eşitsizliği doğurduğuna inandıkları özel mülkiyeti ortadan kaldırdı. Böyle olunca yeniden bölüşüme ayrıca gerek kalmayacağına inandılar. Diğer taraftan birikimi arttırmak için abandılar. Sosyalist kalkınma masalı da buydu. Netice derin bir “yabancılaşma” ve üretim, yâni birikim kaybı oldu. Batı ise yeniden bölüşüm için ağır mâliyet artışını göze aldı. Bu da birikim sürecini için için sakatladı. 1970’lerden sonra ağır ağır bir durgunluk sürecine girdiler. Sovyetlerin çöküşü ile Özgür (?) Batı’nın çözülmesi eş anlı yaşandı. Tabiî ki ilki tantanalı olduğu için dikkât çekti. Diğeri ise daha çok, zafer nâralarını perde yaparak bir sıvışma olarak yaşandı ve pek farkına varılmadı.

Bunları neden mi yazıyorum? Bugünlerde herkes Atlantik-Pasifik, Avrasya-Atlantik, ABD-Çin , Silâh-Para, adına ne dersek diyelim, yaşanan gerilimin kazananının kim olacağı merak ediliyor. Bir taraftan bata çıka da olsa tüketim devâm ediyor. Bolluk, refah düşlerimizden vazgeçmek bir tarafa , onun en azgın evrelerini idrâk ediyoruz. Birikimin karakteri ile alâkalı en küçük bir tartışma bile yok artık. Kaybedişler tepki doğuruyor,doğurmasına. Ama kimse oyunu sorgulamıyor. Türkiye’de ise kimileri Avrasya seçeneğinin, kimileri ABD ve AB ile yola devâm edilmesinin kimileri de Çin ile yakınlaşmanın çözüm olacağına bel bağlamış durumda. Bu seçeneklerin dönemsel etkileri ve faydaları olabilir. Bilemem. Ama paradoks, belki de uzlaşmaz çelişki devâm ediyor. ABD kazanırsa tablonun ne kadar felâketli olacağını biliyoruz. Ama birisi çıkıp, meselâ Çin kazanırsa bizi hangi dünyânın beklediğini tartışmıyor mu?…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.