Yazarlar İçi boş güzel sözlerden birisi

İçi boş güzel sözlerden birisi..

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

Dil dünyâmız bir hayli tuhaf işliyor. İnsanlığın , güzel sözlerin doğurduğu zihinsel kapılma ve tutulmalardan muzdarip olduğunu düşünüyorum. Aklıma hemen demokrasinin “beylik” târifi geliyor. “Halkın, halk tarafından, halk için yönetimi” olarak yapılır bu târif. Çok hoş; bir miktar da şiirsel..

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : İçi boş güzel sözlerden birisi..
Haber Merkezi 16 Eylül 2019, Pazartesi Yeni Şafak
İçi boş güzel sözlerden birisi.. yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Ama gelin de inanın..Geçenlerde bir başka söz hatırıma geldi.. Meşhûr hikâyecimiz Sait Fâik söylemiş: “Dünyâyı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey”.. Pek lâtif bir söz. Beni ilk kısmı düşündürdü. Ama olacak iş mi? Sert târihsel iktidar bloklarını düşündüğümüz zaman ,güzellik gibi naif, kırılgan bir değerin bunları yeneceğini, bambaşka bir dünyâ kuracağına inanabilir miyiz? Bir kuş tüyünün, kalın bir demir parçasını kesmesini beklemek gibi nâfile bir iş değil mi bu? Ayarsız, dengesiz bir akılyürütmeyle söylenmiş bir söz. Meselâ , “Keşke kirli târihler sona erse ve bunların yerini güzellikler alsa” demiş olsaydı, iyiniyetli bir arzuyu ,beklentiyi dile getirmiş olur; bize de “Âmin” demek düşerdi. Ama “Dünyâyı güzellik kurtaracak” demek bambaşka bir şey.

Bu söz çeşitli şekillerde anlaşılabilir. Eğer determinist bir yorum yapacak olursak bir saçmalığın içine düşeriz. Güzelliğin gelişini, artık o her neyse , Godot’yu bekler gibi avanak avanak bekleriz. Eğer bu determinist yoruma biraz da Messianik bir boyut katarsak, kurtarıcıyı ,yâni bu işin öznesini aramaya başlayacağızdır. Eh, bu da sanatçılardan başkası olmayacaktır. Eğer sanatçı figürü yeknesak bir figür olsaydı, düşünceyi biraz daha derinleştirmeye gayret edebilirdik. Ama hangi sanatçı, hangi sanat yapacak bu işi? Bir siyâsal figür olarak sanatçı ise, bunun sağlamasının, istediğimiz neticeyi vermeyeceği baştan bellidir. Kendisini dünyânın kurtuluşuna adamış sanatçıların, estetik bir merkezden çok, moral bir merkezde konumlanmış olduğunu söyleyebiliriz. Yâni onlar, “güzele” değil, “iyiye” odaklanmış vaziyettedir. Bu durumda “güzellik” ile “iyilik” arasında tuhaf bir dengesizliğin zuhûr edebileceğini beklemeliyiz. Güzellik ve iyilik arasında dengeyi kuran, en geniş mânâda kullanıyorum; feodal ve artizanâl yapılardı. “Kendinde “ bir iyilik ile “kendinde” bir güzellik buluşabilir ; “kendisi için “ iyilik ile “kendisi için” güzel ise ayrışır. Fark budur. Modern dünyâda , dengesizlik büyümüş ve yerleşmiştir. Bu biraz da sanatın, zenaatın, sanatkârın da zenaatkârın yerini almasıyla pekişmiştir. Modern târihlerde güzellik,bir iddia olarak bireyselliği ve seçkinliği, iyilik ise daha ağırlıklı olarak toplumsallığı imliyor. Bireysel iyilik fikrini uzun bir müddet zihnimizde ayakta tutamıyoruz; kolayca, ve haklı olarak bireysel fayda ve çıkarı düşünmeye itiliyoruz.. Liberallerin öngördüğü üzere, bireysel iyilerin birikiminden toplumsal iyiyi beklemek ise artık bir saflık olarak görülüyor. Biraz sağlama yapalım. Meselâ iyilik arayan modern ütopyalarda güzelden bahsedilmez. Ne Thomas More ne de Thomas Campanella’nın derdi değildir güzellik. Bu dengesizlik potansiyel olarak da mevcûttur. Teorik olarak iyiliklerin aynı zamanda güzelliklere tâlip olmanın karinesi olduğunu düşünmüyorum. Tersi de vârittir. Güzeli aramak , aynı zamanda iyiyi aramayı koşullamaz. Clive Bell, Eski Yunan’da yaşanmış bir olayı anlatır. Bir heykeltraş , olağanüstü güzellikte bir bedene sâhip olan bir gence işkence yapmaktan dolayı hâkim karşısına çıkarılır. Hâkim sebebini sorar. Heykeltraş, bu olağanüstü güzellikteki bedenin, alacağı muhteşem biçimlerin ne olduğunu görmek için gence işkence yaptığını söyler. Hâkim de bunu mâkûl bulur ve heykeltraşı bağışlar. Şaşırmayalım.. Atina’nın derdi iyilik değildi ki..Köle kanlarının üzerine kurulmuş çılgın bir güzellik tutkusuydu.

İyilik, güzelliği öncelediği zaman ilki diğerini şu veyâ bu derecede araçsallaştıracaktır. Onlar her ne sanat yapacaksa, toplumsalın vasatlarına bir şeyler söylemek, o vasatları harekete geçirecek bir şeyler yapmak zorunda hisseder kendisini. O zaman da sanatın temel kaygısı olan estetikten kopar. Güzelliğin kalitesi de ister istemez düşer. Değilse, mücâdelesini ayırır. Picasso öyledir meselâ. O bir komünist idi. Ama ,kendisiyle birlikte anılan kübist sanatın işçi sınıfına verdiği herhangi bir şey olmadı; olamazdı da. Picasso resmiyle, az sayıdaki seçkinlere hitap etti. Resmi, kapitalist sanat ticâretinin metâsıdır bugün. Pekiyi, sanatın elindeki güzellikler, eğer iyiliklerden koparsa ne olur? O zaman , zâten dünyâyı kurtarma iddiası sönmüş demektir. Elimizde güzellik adına kalanlar da zâten , dünyâyı kurtarmak iddiasında olmayan güzelliklerdir. Onlarla dünyâyı kurtarmak bir tarafa, anlamak bile mümkün değildir.

Güzellik , Sait Fâik’in dediği gibi dünyâyı kurtaramaz. Ama, eğer bu dünyânın iyiyi ve iyileri ezen yapılarının tahakkümü altına girmeden ayakta kalabilen , keyfe kurban olmayan ve hâlâ zevk veren güzellikler varsa, onlar bize, bu dünyâya rağmen başka bir dünyayı kurar. Sâdece içimizde kurulan, zevkler dâiresindeki bu dünyâ, bilelim ki gerçek değildir. Sanat bugün bir afyondur. Hiçbir toksik tesiri olmayan..

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.