Yazarlar Kaz Dağları

Kaz Dağları

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

Bir müddettir Kaz Dağları’nda altın mâdeni çıkarılmasına karşı yaygın protesto eylemlerine şâhit olmaktayız. Mesele yine çevre meselesi... Yine bildik bir film sahnede... Kâr hırsıyla tabiî çevrenin ona buna peşkeş çekildiğine inanan ve buna karşı çıkan “çevreci hassasiyetler”… Tabiat düşmanı firmanın işbirlikçisi olduğuna inanılan siyâsal iktidârın taşlanması…

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : Kaz Dağları
Haber Merkezi 05 Ağustos 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Kaz Dağları yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Evvelâ bir husûsu kayda geçirelim. Devir, dosyalar devridir. Dâvâlar devri ise çoktan kapanmıştır..Bu ikisi arasında bir fark var. Bir davâ, birleştirilmiş (eklektik) değil, “bireştirilmiş” (sentetik) dosyalardan müteşekkildir. Bireştirme birleştirmeden farklıdır. Bu iş yapılırken, bâzı dosyalar şu veyâ bu derecede ihmâle uğrar veyâ davâda eksik temsil edilir. Modernleşme süreçlerinde davâlar vardı. İdeolojiler ise bu davâların yapılandırılmasını sağlayan aletlerdi. Bunlara “büyük anlatılar” da deniliyor. Geç modernleşme , davâlarda “eksik bırakılmış”, “çarpıtılmış” veyâ “lâyıkı veçhile” anlatılamamış olduğuna inanılan dosyaları, davâdan ayırdı. Büyük anlatıların yerini küçük anlatıların almasının manâsı da budur. Dosyalar bağımsızlaştı. Süreç, bâzı açılardan fenâ da olmadı. Bu sûretle, insanlık durumları hakkında her zaman olduğundan daha teferruatlı bilgilere sâhip olduk. Bir misâl verelim: Emek bir davâ konusuydu. Ama, kadın ve erkek emeği, hattâ üçüncü cinsin emeği bu davâda husûsî bir vurgulamanın konusu değildi. Hattâ , emek, ziyâdesiyle “eril” bir karşılığa sâhipti. Hâlbuki kadınlar da emek piyasasına dâhildi. Kadın emeğinin husûsen vurgu dışı kalması, emek davâsının taşıdığı devrimci iddiayı sakatlıyor, paternalist değerler, davâya sızmış oluyordu. Pekiyi ne yapılmalıydı? Geç modern siyâsal akıl bunun çâresi olarak “kadın dosyasını” emek davâsından çekti. Bağımsız bir dosya oluşturuldu. Feminizm, bütün çeşitlemeleriyle berâber bu dosyanın savunuculuğuna soyundu. Cinsiyet dosyaları, etnik dosyalar, dinsel dosyalar birbiri ardına tomurcuklandı.

Tabiat tahribatı meselesi de bu dosyalardan birisidir. Bu meselenin dikkât çeken farklılığı, modern dünyânın davâlarında kendisine fazla bir yer bulmamış olmasıydı. Modernlik, temelde insanın, akıl ,bilim ve teknoloji üzerinden tabiata “hükmetmesini” esas aldığı için, bunun tabiî çevrede doğuracağı meseleler uzun bir zaman boyunca küçümsenmiş; herhangi bir davâya eklemlenmemişti... Bunu dile getiren çevreler elbette vardı; ama bu nebula içinde “cirmi kadar yer yakıyor” marjinalize olmaktan kutulamıyorlardı. Tabiat kurgusu, modern akla ilham veriyor; ama bu ilhâmın mahsûlleri, tabiat üzerinde ağır tahribatlara yol açıyordu. 1870’ler sonrasında, sağlam mâlî temeller üzerine kurulmuş olarak yaşanan sanayi devrimi, çılgın bir ekonomik büyüme yaratmıştı. 1870-1914 arasına mührünü vuran ve Belle Epoch, Gilded Era vb terimlerle taçlanan devrin sırrı da budur. Netice tabiî ki hüsrân oldu. Ama sürecin mâliyetini iki büyük savaş olarak idrâk eden insanlık bu ihtirâsından vazgeçmedi. II.Genel Savaş sonrasının yükselen insanlık ideali, sâdece Batı için değil, Sosyalist Kamp ve Dekolonizasyonun mahsûlü olan tâze ulus devletler için yine “büyüme” ve “kalkınmaydı”. Akıl,bilim ve teknoloji üçlüsü ise tahtlarında oturmaya devâm ediyordu. 1960-1970 arasında dünyâ rakamları da hayli cesâret vericiydi. Bu arada kalkınma ve büyümenin tabiat üzerindeki ağır tahribâtı da anlaşılmaya ve bunun kalkınma ve büyümeyi de engelleyici tarafları idrâk edilmeye başlamıştı. 1960 Roma sözleşmesi “tabiata saygı gösteren” bir kalkınmacılık ilkesini gündeme taşıdı. “Sürdürülebilir kalkınma” kavramı yavaş yavaş yerleşmeye başladı...

1980’ler ise sürdürülebilir kalkınmacılık olarak yumuşatılmış bir değerin radikalize edilmesiydi. Yeşiller Hareketi, Green Peace eylemciliği giderek yaygınlaştı. Bu eylemcilik çeşitlendi ve yer yer anarşist miras ile buluştu. Zamânın ruhuna uygun olarak bir “tabiat veyâ çevre dosyası” oluşturuldu.

Bugün îtirâzî dosyalar havada uçuşuyor. Çevreci dosya da bunlardan birisi.. Dosyalar husûsunda düşündüğüm şeyleri burada da tekrar etmekte bir beis görmüyorum. Hiçbir dosya külliyen haksız değildir. Evet, abartıları içerir, içermesine. Ama haksız değildir. Bütün mesele, bu dosyalardan manâlı bir davâ türetilememesidir. Paradoks şurada: Davâ geliştirince dosyalar hafifliyor; dosyacılık başlayınca da davâ gelişmiyor. Bireştirme işini başaramamış olmak, bu işten külliyen vazgeçmenin karinesi olabilir mi? Değil; ama bu yapıldı. Belki de post-ideolojik devirde yapılması gereken, yeni davâ teknikleri üzerinde çalışmaktı. Ama öyle olmadı; işin kolayına kaçıldı. Bu kolaycılığın, sistemi rahatlatan tarafları olduğunu düşünüyorum. Sistem karşıtlığının sistemik olduğunu aklı olan görüyor. Ama sistem karşıtlığının sistemik hâle gelmesi hiç bugün olduğu kadar kolay olmamıştı. Bu kolaylığı sağlayan da bizzat dosyacılığın kendisi oldu.

O hâlde kendimize şunları soralım: Bilim, akıl ve teknolojiyi hâlâ çağdaşlaşmanın vazgeçilmezleri, hattâ kutsal, tartışılmaz amaçları olduğunu düşünüyor muyuz? Kaz Dağlarını oyan dinamiklerin, gâyet barışık yaşadığımız tüketim ve refah dünyâmızın nimetlerini var eden dinamiklerle örtüştüğünü düşündüğümüz oluyor mu? Kaz Dağlarını kurtarmak için bunlardan vazgeçmeyi düşünür müyüz? Kalkınma , ilerleme gibi ideallerin metinlerde olduğu gibi arı kalabileceğine, hayırhah bir mecası olabileceğine inanıyor muyuz? Değilse; turistik, rustik, folklorik amaçlar dışında yeniden toprağa, külliyen toprağa dönmeyi göze alabiliyor muyuz?… ”Hayır, biz ne akıl, bilim, teknoloji, ilerleme, çağdaşlaşma dâvâmızdan vazgeçeriz ; ne de Kaz Dağlarından” diyenlere söylenecek olan; “Hayırlı işler, bol güneşler”dir. Vazgeçeriz diyenlere de ilâve bir sorumuz olacaktır: “Dâvanız nerede?”

Kurban Bayramınız mübârek olsun…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.