Yazarlar Terör

Terör

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı
Teröristler yine yapacaklarını yaptılar. Beşiktaş ile Bursaspor arasında oynanan maçın hemen ardından bombalar patladı.. Ortalık kan gölüne döndü. Büyük çoğunluğu gencecik polisler olan 38 yurttaşımız hayatını kaybetti. Onlarca kişi de yaralandı. Böyle bir zamanda yazı yazmak çok zor.. Kelimelerin hükmünü kaybettiği anlar bu anlar..

Henüz kesin bir açıklama yok; ama bâzı belirtilerden bu işi yapanın PKK olduğu anlaşılıyor. Görünen şu: Terör, bahanesi ne olursa olsun, tek başına hareket etmiyor. Endüstriyel bir dünyâda yaşıyoruz. Bu şu demek: hayatımızda endüstrisi olmayan hemen hemen hiç bir şey kalmadı. Terör bundan muaf değil. Terör güçlü bir endüstri ve bu endüstriye birileri büyük bir yatırım yapıyor. Her terör örgütünün arkasında kapalı, karanlık ve çok katmanlı ilişkilerin mevcut olduğunu biliyoruz. . Modern terörü, bir miktar insanın sözüm ona “kurtuluş” için biraraya geldiği, amatör bir iş olarak görmek çok sığ bir bakışı ifâde ediyor.

Herhangi bir terör örgütünün büyümesi ve halk desteği almasını da bir basitlemenin konusu hâline getirmemek gerekiyor. Evet devlet-toplum ilişkilerinin bozuk olduğu yerlerde bu ilişki geçerlidir. Yâni “devlet eziyor, terör örgütü doğuyor ve halk tabanını büyütüyor” denilebilir. Bu sâdece devlet aklının tutulmasıyla açıklanabilir. Devletlerin ahmaklaşması ve terörü tırmandırmaları sık rastlanabilir bir olgudur. Ahmaklaşmalar da bâzen gizli bir aklın varlığına işâret ediyor olabilir. Terörün bir endüstri olduğunu dikkatten kaçırmazsak bu tarz bir devlet ahmaklığının da bu endüstriyi besleyen; yâni ona yatırım yapan bir iş olduğunu anlayabiliriz. Bu tarz süreçler, devletin terörden mağdur olan ve güvenlik endişesine kapılan çok daha büyük çoğunluklar üzerindeki iktidârını kuvvetlendiren etkiler doğurabilir.

Türkiye'de 1980'lerde başlayan; 1990'larda tırmanan PKK terörü böyle bir devlet ahmaklığının fonksiyonudur. 12 Eylül askerî yönetiminin bir toplumsal kundaklamayı başlattığını biliyoruz. Doğu ve Güneydoğu'da insanlara revâ görülen insanlık dışı uygulamalar sözüm ona Kürtçü -ayrılıkçı bir hareketi bastırmayı hedefliyordu. Diyarbakır cezaevinde yaşananlar; köylülere yapılan işkenceler, köy yakmalar ve boşaltmalar yangını büyüttü. Neticede olan oldu; ve bu örgüt kendisine taban buldu. Zaman içinde bu ortama yatırımlar akmaya başladı. Bölgedeki tüm kirli işler, başta silâh-uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi mafioso işler olmak üzere endüstriyel Kürt Terörünün sermâyesini oluşturdu. Hareketi büyüttü. Kısa zaman zarfında Ortadoğu bölgesinde cirit atan hegemonik ve emperyal güçler bu işe el attı. Hareketi kendi çıkarları için kullanmaya başladı. Örgütün uluslararası network'ü oluşturuldu. Irak'ın işgâli bu süreçte büyük bir rol oynadı. Örgütün Suriye ve Lübnan'daki merkezinin Kandil'e kaydırılması; liderinin apar topar paketlenip Türkiye'ye verilmesi bahsettiğimiz sürecin konsolidasyonu olarak değerlendirilebilir.

2000'lerden başlayarak “ezer geçeriz” diyen devlet siyasetleri dönüştü. Burada AK Parti'nin târihsel rolünü herhâlde hiç kimse inkâr edemez. Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde başarılı sonuçlar alan parti, özellikle birleştirici din kardeşliği bağını ileriye sürerek kopukluğu tâmir etmeye başladı. Kürt kökenli yurttaşları yeniden Türkiye'ye; Türkiye'yi de onlara kazandıracak ileri adımlar atıldı. Çözüm süreci bunun en riskli adımını oluşturuyordu. Bu risk, yine açıkyüreklilikle teslim edilmelidir ki; Sayın Erdoğan'ın cesâretli adımı ile üstlenildi. Ben yaygın bakışın aksine bu adımın çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Çünkü örgütün gerçek yüzü burada ortaya çıktı. Süreci kendileri bozdu ve uluslararası sâhiplerinin yönlendirmesiyle bambaşka bir eksene taşıdılar. Bunu yaparken de Türkiye'deki kitlelerini ellerinin tersi ile ittiler. Bir militan yatağı olmaktan başka hiçbir anlamı olmayan Kobani adına kadim şehir Diyarbakır'ı yakmaktan geri durmadılar. Siyâsal partileri de bizzât bu oyunun içinde başrolü oynadı. Tabanlarını ve eğer vardıysa bile inandırıcılıklarını büyük ölçüde kaybettiler.

PKK artık hiçbir anlamlı toplumsal tabanı ve meşrûiyeti olmayan sâdece endüstriyel tehlikeli bir oyuncaktır. Bu oyuncak kendi tükenmişliği içinde her türlü oyunun bir parçasıdır. Onu kullananlar işe yaramazlığını anladıkları anda buruşturup bir kenara atacaklardır.

Ölen gencecik insanlarımıza rahmet; âileleri ve sevenlerine de sabırlar niyâz ediyorum…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.