Yazarlar Yabancı düşmanlığı mı ırkçılık mı?

Yabancı düşmanlığı mı ırkçılık mı?

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

Nazizm ırkçı mıydı? Bu sualin cevabı o kadar kesindir ki, sormak bile abesle iştigâl olarak değerlendirilebilir. Ama rastladığım bir haber, bu suali kafamda canlandırdı. Geçenlerde, Alman film yönetmeni Amma Asante’nin “Where the Hand Touch” isimli filmi üzerine yazılmış bâzı yazılar dikkâtimi çekti. Asante, seneler evvel, tamâmen bir tesâdüf sonucunda gördüğü, II.Genel Savaş öncesi çekilmiş eski bir fotoğrafa odaklanır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : Yabancı düşmanlığı mı ırkçılık mı?
Haber Merkezi 20 Mayıs 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Yabancı düşmanlığı mı ırkçılık mı? yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Bir lisenin öğrencilerinin toplu olarak çektirdiği bir fotoğraftır bu. Tuhaf olan, sarışın Alman öğrencilerin arasında yer alan siyâhî (melez) bir kızın varlığıdır. Asante, bunun üzerine bir araştırma yapar ve melez Almanların hikâyesi aydınlığa kavuşur. II.Genel Savaş öncesinde sayıları binleri bulan bir topluluktur bu. Kimileri denizci, hizmetçi ve öğrenci olarak Afrika’nın çeşitli yerlerinden gelmiştir. Ama daha büyük bir kısmı, Fransa-Almanya savaşları sırasında, Fransa’nın kullandığı ve Almanlar savaşı kaybettikten sonra Rheinland bölgesine yerleştirdiği 20.000 kadar Afrika askerinin Alman kadınlarla evlenmesinin veyâ ilişki kurmasının neticesinde dünyâya gelenlerdir. Onlar Afrika’yı bilmeyen, doğma büyüme Afro-Almanlardır. Naziler onları “Rheinland p…leri” olarak târif ediyordu. Elbette başlarına gelmeyen kalmadı. Haklarında büyük bir lânetleme kampanyası başlatıldı. İşten atıldılar. Erkekleri kısırlaştırıldılar. Bir Alman ile evlenmeme taahhüdüyle bâzıları hayatta kalmayı başardı. Bâzıları ise toplama kampına gönderildi. Tuhaf olan, Hitler’in Kavgam kitabında, bunların Yahudîler tarafından Almanya’ya, Alman ırkını bozmak için kasıtlı olarak yerleştirildiğini iddia etmesiydi. Yâni suçlanan esasta yine Yahudilerdi.

Nazizmin yükselttiği anti-semitizm, Avrupa’nın varoluşsal târihinin köklerinde yatan ve esasta ırksal değil, dinsel olan yabancı düşmanlığının modern versiyonuydu. Naziler anti-semitizmi icât etmediler, sâdece o devrin “bilimsel verileri”(pozitif antropoloji) üzerinden yorumladılar. Irkçılık, anti-semitizm üzerinden zaten varolan yabancı düşmanlığının türevi olarak tecessüm etti. Şöyle de ifâde edebiliriz: Irkçılık, dönemsel olarak dinsel bir düşmanlığın dünyevî türevi olarak tecessüm etti. Afro-Almanlar elbette yok edilmesi gereken “pisliklerdi”, ama esas “pislik”, onları Almanya’nın başına musallat eden Yahudilerdi.

Bugün Avrupa’da yükselen aşırı sağ ile târif edilen dalganın ırkçı olduğu söyleniyor. Ben bunun pek de doğru olduğu kanaâtinde değilim. Irkçı tematiklerin, meselâ dazlaklarda olduğu gibi tortusal etkilerinin devâm ettiğinin farkındayım. Elbette esmer veyâ siyâhî olmak, Avrupa sağının gözünde dışlanmak için sembolik bir etki doğuruyor. Bunun sebebinin, esmer veyâ siyah olmanın Avrupa’nın dînsel ve kültürel saflığının dışında olmayı îmâ etmesidir. Avrupalılık özde beyaz ırkın kurduğuna inanılan bir medeniyetin üstünlüğünü îmâ ediyor. Pakistanlılar, Hintliler, Afrikalılar, Almanya’da “karakafalı” olarak tanımlanan Türkler, Fransa’da esmer Mağripliler bu çehreleriyle, medeniyet saflığının kategorik olarak dışında kalmayı, hâliyle dışlanmayı hak eden unsurlar olarak düşünülüyor. Ama ırkçılık ideolojik olarak belirleyici değil. Daha çok, kültür ve din değişkenleri belirleyici. Bunu da yabancı düşmanlığı olarak târif etmek daha doğru geliyor bana. Meselâ anaakımlardan birisini oluşturan PEDİGA hareketi ırkçı bir hareket değil. Bâzı entelektüel çevreler, ırkçılık kavramında ısrar etmek için “kültür ırkçılığı “ gibi bir kavram kullanıyorlar. Bence bu bir zorlama ve pek de tutarlı görünmüyor.

Irkçılık, daha saf ve derin bir örüntü olarak, izlerinin Avrupa’dan çok ABD’de sürülmesi gereken bir oluşum. İronik olan, anti-Nazi kampın en etkili gücünü oluşturan ABD ‘nin ırkçılığı temsil etmesidir. Yâni, ironik olan, târihin tanıklık ettiği en azgın ırkçılık örüntüsü olarak anılan Nazileri mağlûp etmiş olan ABD’nin, ırkçılığın en derin yaşandığı coğrafya olması. ABD’de de dinsel ayırım bir dereceye kadar etkili olabiliyor. Ama Hristiyan olması, Aryanların gözünde bir siyahı kurtarmıyor.

Yükselen Avrupa aşırı sağının hayli karmaşık ideolojik kompozisyonunda, anti-semitizm görece varlığını sürdürüyor. Pan Avrupa düşüncesi, şu aralar tornadan geçiriliyor. Anti-semitizm güden unsurlar, Evangelist tezgâhlarda, tıpkı Baba-Kız Le Pen’lerde görüldüğü üzere tasfiye ediliyor. Odağa anti-İslâmik(anti-Türk) nefretler ve dışlamalar yerleştiriliyor. Bunun ırkçılıkla bir alâkası yok. Bu düpedüz dinsel tabanlı yabancı düşmanlığı.. Son numarası da Danimarkalı sağcı lider Rasmus Paludan’ın Kur’an’ı yakması ve onun Finlandiya’daki yandaşı Marco De Vit’in Kur’an’ı yere atması…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.