|
İsrail devlet terörü ve uluslararası tepki!

İsrail devletinin akademi, medya ve lobi aracılığıyla ürettiği “İsrail’in terörizmle mücadele” söylemi, kendisine karşı her türlü eylem ve eleştiriyi ortadan kaldırmak için kullanılan bir aparat oldu. Zachary Lockman’ın “Contending Visions of The Middle East” kitabında ifade ettiği gibi, İsrail, 1990’lar boyunca özellikle medyada neredeyse bütün Filistinli örgütleri terörist ilan etmek suretiyle, Filistinlilere yapacakları saldırı ve müdahaleleri meşrulaştırmak istemiştir. Bu anlamda Benjamin Netanyahu’nun tarih içerisindeki rolü de kendi işgal politikalarına meşruiyet kazandırabilecek bir söylem alanı oluşturmak idi.

Nitekim Netanyahu’nun “medeniyetin güçleriyle barbarlığın güçlerinin mücadelesi” olarak tanımladığı terörizmle mücadele konusu geniş bir ağın desteğine mazhar oldu. Netanyahu’nun 80’lerin sonu ve 90’ların başında terörizmle ilgili yazdığı kitapların içeriği ve bu kitaplardaki yazar kombinasyonu, bu ağın ayrıntılarını görmek anlamında önemli.
Avrupa ve İsrail sağının yanı sıra ABD’deki neo-muhafazakar kanadın desteğiyle kurulan bu ağ, günümüze kadar süren İsrail politikalarının arka planını göstermesi anlamında önemli.
Geniş bir lobi ve kurumsal desteğe sahip olan İsrail’in bugünkü işgal politikalarını anlamada sınır ötesi desteğin rolü büyük. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Blinken İsrail’e gittiğinde “Ben buraya bir Yahudi olarak geldim” demekte ve İsrail’e olan katıksız desteğini sergilemektedir.

MEDYA YÖNLENDİRMESİ

Edward Said “Haberlerin Ağında İslam” başlığıyla Türkçe’ye çevrilen eserinde, ABD medyasının desteğiyle, İslamiyet terör ve Filistinlilerin ayrılmaz bir bütün olarak temsil edildiğini ifade etmektedir. Said’e göre uzun yıllar boyunca medya, karikatürler, talk show ve romanlarda inşa edilen Müslüman imajı, kana susamış terörist ya da şiddet yanlısı tiplerdir. İlgili kaynakların yoğun biçimde sunduğu İslam ve Müslüman algısının toplumsal karşılığı ile ilgili de çok önemli sorunlar söz konusu. Batı toplumlarında kurumsal bir boyut kazanan İslamofobi olgusunun geldiği nokta ortada.

Akademi, medya ve iş dünyasında yoğun baskılara maruz kalan Müslümanların Filistin ve İslam dünyası ile ilgili tutumları da dikkatle takip edilmekte ve bu tutum kendileri açısından politik bir silaha dönüştürülmektedir. Geçtiğimiz günlerde İsrail devletinin zulmünü protesto eden Harvard Üniversitesi öğrencileri ile ilgili alınan kararlar, Müslümanlara karşı gösterilen dışlayıcı politikaların hangi noktalara geldiğini açıkça göstermektedir. Protestoya katılarak İsrail terörünü dünyaya duyurmaya çalışan öğrencilerin isim listelerinin üniversite yönetiminden talep edilmesi ve ilgili öğrencilerin ömür boyu işe alınmaması İsrail lobisi tarafından talep edilmektedir. İsrail’e yönelik protestoların Avrupa’nın birçok kentinde ciddi bir mukavemetle karşı karşıya olduğu da görülmektedir. Örneğin Berlin Savcılığı ve polisi “Nehirden denize Filistin özgür olacak” ifadesini suç saymakta ve İsrail karşıtı protestoculara yönelik şiddet uygulamaktadır. Söz konusu protestolara yönelik gösterilen kurumsal karşıtlık ve medya ayağındaki Filistin karşıtı söylem, tek taraflı bir enformasyon akışını hedeflemektedir. Batı medyasının da önemli ölçüde görmezden geldiği bu protestoların İngiltere ayağında BBC’nin önünde yapılan protestolar, bu yönüyle Batı medyasının ortaya koyduğu iki yüzlü tavra karşı da önemli bir karşı duruştu.


SOSYAL MEDYA SANSÜRÜ
İsrail’in son dönemdeki işgal politikaları ve Filistin’e yönelik saldırgan tutumu ile ilişkili her türlü eleştirinin sosyal medya platformları tarafından ciddi bir sansüre tabi tutulduğu görülmektedir. Öyle ki Facebook, Youtube ve Twitter’ın İsrail eleştirilerine karşı gösterdiği tavra yakından bakıldığında, İsrail’in zulmünün dünya kamuoyunda duyurulmasını engelleyen bir politikanın varlığına tanık olunmaktadır. Örneğin İsrail’in Filistin’e soykırım uyguladığını söyleyen kişilerin Youtube hesaplarının askıya alındığı son günlerde sıklıkla karşılaşılan bir durum. Twitter’da da özellikle İsrail’e yönelik eleştirilerin hassas içerik olmak üzere birçok yöntemle gölgelendiği bir gerçek.
Dijital alandaki hak ihlalleri konusunda çalışmalar yapan uluslararası kuruluşların raporlarına
göre sosyal medya platformları Filistinli gazeteci ve aktivistlerin ürettikleri içerikleri kısıtlamakta ve hesaplarını askıya almaktadır.
Bir tür “dijital apartheid”a maruz bırakılan Filistinlilerin sosyal medyada sessizliğe mahkûm edilmesi, tek taraflı ve kontrol edilen bir medya mantığının geldiği noktayı bütün boyutlarıyla göstermektedir.

Diğer tarafta ise İsrail devleti ve Batı medyasının ürettiği dezenformasyonlara karşı ise herhangi bir müdahale de bulunmamakta Filistinleri zora sokacak bir bilgi kirliliğine neden olmaktadır. Örneğin İsrail medyasında çıkan ve sonrasında kısa bir sürede sosyal medyada yayılan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 40 İsrailli bebeğin başını kestiği haberlerine yönelik asılsız haberlere herhangi bir filtreleme uygulanmamıştır. Karşı propaganda ve bilgi kirliliği yaratarak enformasyon alanını zehirleyen bu tutuma karşı sosyal medya platformlarının duyarsız kalması önemli bir sorun. Buna ek olarak uzunca bir süredir medya mensuplarına yönelik şiddet uygulayan İsrail’in Freedom House başta olmak üzere etki düzeyi yüksek olan izleme örgütleri tarafından kınanmaması da, İsrail’in devlet terörü uygulama noktasında elini güçlendirmektedir. Gelinen noktada çocuk, sivil ve kadın demeden sistematik biçimde soykırıma devam eden İsrail’in bir terör devleti refleksi gösterdiği gerçeği çağımıza vurulan bir kara leke olarak anılacaktır.

#İsrail
#Filistin
#Turgay Yerlikaya
7 ay önce
İsrail devlet terörü ve uluslararası tepki!
Kara dinlilerle milletin savaşı
Bir Başka Mesele: Truva atını içimize yerleştirdiler
Ahlâk kitapları ve “İslâm Ahlâkının Esasları”
Şimdi gözler Avrupa Birliği’nde…
Çocuğun adı Hanzala