|
PKK terörü ve siyasetin konumu

Pençe Kilit Harekatı bölgesinde yaşanan çatışmalar sonucunda ortaya çıkan tablo, PKK’nın yeniden gündem olmasına neden oldu. 1984 yılından bu yana farklı formlarda karşımıza çıkan PKK terörü, etnik ayrılıkçı karakteri nedeniyle farklı tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Güvenlik bürokrasisini aşan ve bugün farklı düzeylerde karşımıza çıkan tartışmalar, problemin çözümünü de zorlaştıran bir etken.
Terör örgütünün özellikle Batılı ülkelerdeki diasporası ve bu ülkelerden aldıkları kurumsal destek, sorunun sınır aşırı boyut kazanmasında etkili olmaktadır
. Son dönemde uluslararası destekle iç savaş sonrasında Suriye’nin belirli bölgelerinde etkili olan PKK, eylemlerine devam etme motivasyonunu sürdürmektedir.

Örgütün uluslararası desteği sorunun sınırlarını genişletirken Türkiye içerisindeki siyasi destek de sorunun niteliğini değiştirmektedir. Hatırlayacak olursak PKK’ya destek veren siyasi partilerin kapatıldığı ve örgütün siyasi desteğinin sonlandırılmaya çalışıldığı dönemler olmuştur. Örgütün siyasi desteği ile ilgili süreç yönetimi son olarak HDP üzerinden gündeme gelmiş ve Yargıtay Başsavcılığı, 7 Haziran 2021’de HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava açmıştır. AYM, 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabulüne oy birliğiyle karar vermiş ve hem parti hem de birçok siyasetçi ile ilgili belirli yaptırımlar talep etmiştir.

Parti kapatma ve siyasi yasak konusu, sorunun çözümünü mümkün kılmasa da konunun siyasal düzlemde tartışılmasını beraberinde getirmektedir. Nitekim belirli yaptırımlara konu olma ihtimali olan partilerin başka bir parti üzerinden yedeklendiği ve yoluna bu şekilde devam ettiği görülmektedir.
Son günlerde aynı siyasi çizgiyi sürdüren DEM Partisi’nin terör eylemlerine yaklaşımı, sorunun çözümü anlamında kat edilen mesafeyi yok saymaktadır
. DEM Partisinden yapılan açıklamalara bakıldığında daha somut görülen bu tutum, Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıdaki enerji yoğunlaşmasını etkilemekte ve sorun olarak adlandırılan olgunun çözümünü imkansızlaştırmaktadır.
Türkiye’nin özellikle demokratikleşme paketleri ile ortaya koyduğu çaba, sorunun çözümü anlamında kullanılan demokratik kanalların nasıl istismar edildiğini de göstermektedir.
7 Haziran seçimleri sonrasında demokratik temsil imkanı yerine Hendek terörünü teşvik edenlerin siyaset alanını nasıl zehirlediği ortada.
Bugün de benzer bir eğilim üzerinden demokratik temsil yerine PKK terör örgütü ve liderinin özgürleştirilmesi sürecine harcanan çaba, doğrudan terörün desteklenmesi anlamına gelmektedir. AK Parti hükümetlerinin farklı formlar denemek suretiyle kat ettiği mesafeyi de anlamsızlaştırmaya dönük bir tutum sergileyen siyasetçiler, muhatabın kendileri olmadığını da net biçimde göstermektedir.
Uluslararası Tecrübe
Akın Özçer’in ETA tecrübesine ilişkin analizleri, Türkiye’nin PKK sorunu ile ilgili de karşılaştırma zemini sunmaktadır. Güvenlik bürokrasisi başta olmak üzere demokratik kanalların da önemli ölçüde devreye sokulduğu bu tecrübenin en can alıcı noktası, temsil edildikleri iddiasıyla ön plana çıkartılan Baskların ETA’yı silah bırakmaya zorlamasıdır. Bu tecrübe, PKK sorunun çözümü anlamında bir örneklik teşkil etse de Türkiye’nin temel olarak mücadele ettiği aktörün zaman içerisinde değişmesi (ABD) sorunun çözümünü güçleştirmektedir. Nitekim
ABD’nin DAEŞ tehdidi gerekçesiyle YPG’yi silahlandırması ve “Suriye Demokratik Güçleri”
üzerinden özgürlükçü bir
aktör olarak konumlandırması, Türkiye’nin milli güvenliği açısından önemli bir sorundur.
Radikalizme karşı direniş ekseninde konumlandırılan YPG’ye Batı ülkelerinden birçok militanın katıldığı düşünüldüğünde, YPG’nin nasıl ve ne gerekçe ile özgürlükçü bir aktör olarak konumlandırıldığı da görülmüş olacaktır.
Terörün Dijital Boyutu

Son dönemde dijital ortamlara eklemlenen ve buradaki teknolojiyi de sonuna kadar kullanan PKK, sosyal medya platformlarında aktif bir görüntü sergilemektedir. Örneğin çatışma sonrasında, PKK’ya yakın hesaplar tarafından şehit olan askerlerimize ait olduğu iddia edilen görüntülerin yanı sıra şehit sayısı ile ilgili gerçekçi olmayan manipülasyonlar yapılmıştır. Kitlelerde psikolojik yılgınlık yaratmayı amaçlayan bu tür haber ve içeriklerin servis edilmesi, terör örgütünün propaganda açısından bu alanları nasıl kullandığını da bizlere göstermektedir. Normal şartlarda sosyal medya platformlarında, DAEŞ ve Avrupa’daki radikal örgütlere karşı sergilenen katı filtreleme kurallarının söz konusu PKK olduğunda nasıl işlevsiz hale geldiğini de görmemiz gerekmektedir.

Bu nedenle PKK ile mücadelemizde karşımızdaki en önemli muhatap doğrudan terör örgütü ya da örgütün faaliyetlerini meşrulaştırmaya dönük bir politika izleyen siyasetçiler değil. Bilakis örgüte lojistik ve silahlanma anlamında destek olan ve onu farklı isimler üzerinden meşrulaştırmaya çalışan ABD’dir. Bu nedenle TBMM’de örgüte karşı ortaya çıkan mutabakat metnine imza atmayan DEM ve farklı gerekçelerle bu tutumunu meşrulaştırmaya çalışan CHP’nin çok fazla konuşulması, daha akut gündemlerin ıskalanmasına neden olmaktadır. Hiç kuşkusuz Cumhuriyetin kurucusu olma iddiasında olan bir siyasi partinin her ne gerekçe ile olursa olsun bu tür bir karşı bildiriye imza atmaması kabul edilemez. Öyle ki CHP içerisinden bazı milletvekilleri bu bildiriye imza atmamanın gerekçesi olamayacağı ve bu tür durumlarda milli mutabakatın sağlanması gerekliliğine yönelik vurguları olmuştur. Fakat buradaki esas tehlike, CHP’nin bu tür bir karşı girişimle gündemde tutulması ve gerekenden fazla ilgiyle tartışılarak asıl mevzunun arka plana itilmesidir.

#politika
#siyaset
#Turgay Yerlikaya
6 ay önce
PKK terörü ve siyasetin konumu
Kişi başı gelir ve gelir paylaşımı
Bu yönetmelik düzeltilmezse terör iltisaklılarının işe girmesi kolaylaşır (2)
Aşırı sağın yükselişi Avrupa Birliği’nin sonunu mu getiriyor?
Kültürel inkâr’dan kültürel intihar’a…
CHP ve bitmeyen değişim tartışması