|
İsrail’le yeni dönemin adı: İyileşme süreci


En başta yolun dikenli olduğunu söyleyelim. Bunun tek sebebi daha önce yaşananların oluşturduğu bagaj değil. Aşırı sağa teslim edilmiş Tel Aviv yönetiminin önümüzdeki süreçte Filistin konusunda atması muhtemel adımlar ilişkilerin geleceğini bulanıklaştırıyor.

Elbette görüş mesafesini kısaltan başka unsurlar da var. Türk-Arap yakınlaşmasını sabote etmek isteyen
bazı bölge
ülkelerinin Türk kamuoyunu bir hayli meşgul eden “göçmenler” konusunda örtülü
girişimlerde
bulunup yangını körüklediği malum. Benzer girişimler, Türk-İsrail yakınlaşması sırasında da farklı alanlarda -
bu kez hiç beklenmedik adreslerden-
gelebilir.

***

Ancak
bölgesel gerçekler iki
ülkeyi
birbiriyle konuşmaya zorluyor
. Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’ın en büyük destekçisi Türkiye’ydi. Ancak
Tel Aviv’in de Bakü ile güçlü ilişkileri bulunuyor.
Suriye’nin geleceğinin ne olacağı, farklı perspektifte de olsa, iki ülkeyi yakından ilgilendiriyor. Ukrayna’da patlak veren savaşta iki ülke neredeyse aynı pozisyonda duruyor. Türkiye, daha önce Akdeniz’de kendisine karşı kurulan ittifakı zayıflatmak için Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri tazelemişti. İsrail de hem Türkiye hem de İran’la aynı anda rekabet edemeyeceğini biliyor.
Konuşulanlardan anladığımız şu: Türkiye İsrail ile bu yeni süreci önemsiyor. Öte yandan İsrail’in
de bir
çıkışa
ihtiyacı var
. Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarını Avrupa’ya taşıyacak
EastMed projesi
rafa kaldırıldı. Trump’ın kurduğu İsrail merkezli
Küre ittifakı
çöktü. İsrail ve Körfez ülkeleri ABD ile, kimileri kendi aralarında, sorunlar yaşıyor. S.Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri BRICS üyesi oldu. Yine Körfez ülkeleri Çin arabuluculuğunda İran’la masaya oturdu. Yani köprünün altından çok sular aktı.
Batı’nın Rus kaynaklarına bağımlılığını azaltma çabası hesaba katılırsa, Ukrayna’da patlak veren savaş, İsrail gazının Avrupa’ya taşınması konusunda yeni bir ihtiyaç doğuruyor. Erdoğan-Netanyahu görüşmesi öncesinde Ankara’nın Tel Aviv’e “
Ziyaret gerçekleşecekse çantada doğalgaz da olmalı
” mesajı verdiğini yazmıştık. (
Sırada İsrail Gazı Var, 4 Ağustos
)

***

Yol dikenli. Ancak bölgesel gerçekler de ortada. O halde iki başkentin de hassasiyetlerin farkına vararak yol alması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İsrail Başbakanı Netanyahu görüşmesinin temel çerçevesini işte bu perspektif oluşturuyor.

Bu kapsamda
iki
ülke
arasında bir “hassasiyet dengesi” kurulacağı ortada.
Görünen o ki İsrail, Türkiye’yi rahatsız edecek söylem ve eylemlerden kaçınacak. Ankara da Tel Aviv’in kaygılarını dikkate alacak. Türkiye’nin Filistin’in haklı davasını desteklemeye devam edeceğini, bu tutumunda her hangi bir değişiklik olmayacağını not edelim. Ankara’dan
Mescid-i
Aksa’ya
gerçekleşecek olası üst düzey bir ziyaret bu hassasiyet dengesinin bir ürünü olabilir.
Bu denge sağlandığı takdirde
Tel Aviv
’in
Ankara’ya
önerisinin hayata geçmesini engelleyecek hiçbir sebep yok. İsrail Türkiye’ye “
Normalleşme sürecini başlatmıştık. Artık iyileşme safhasına geçelim
” önerisi getirdi. İyileşme sürecinin ilk meyveleri de Erdoğan-Netanyahu görüşmelerinde alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Ekim ya da Kasım ayında Netanyahu’nun Türkiye’ye gelebileceğini söyledi. Erdoğan da bu ziyareti karşılıksız bırakmayacak. İkili görüşmenin somut çıktısı İsrail
gazının Türkiye
üzerinden
Avrupa’ya taşınması konusundaki fikir birliği
oldu. İki ülkenin sondaj çalışmaları konusunda işbirliği kararı alması, teknoloji, yapay zeka ve siber güvenlik konularında birlikte çalışma vurgusu da cabası.
HAVALİMANI DEĞİL PKK KAMPI
Geçtiğimiz günlerde Kuzey Irak’taki Süleymaniye’de zirai amaçlar için inşa edilmiş
Arbat Havalimanı
’nda bir patlama meydana geldi.
KYB Başkanı Bafel Talabani’ye
bağlı
3 peşmerge
il
e 3 PKK’lı terörist
öldü. Talabani Türkiye’yi işaret ederek bunun bir SİHA saldırısı olduğunu savundu ve soluğu Bağdat’ta aldı. İngiltere
ve Fransa büyükelçilerini ziyaret ederek Türkiye’yi onlara
şikayet
etti
. “SİHA saldırılarını durdurun” dedi. (PKK’lı teröristler de ABD’ye aynı çağrıyı yapıyor.) Talabani’ye destek ABD’den geldi. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Alina Romanowski “Saldırıyı kınıyoruz.” mesajı paylaştı.
Bunun üzerine Ankara’dan
akıl dolu, adrese teslim
bir açıklama geldi. Dışişleri Bakanlığı patlama esnasında havalimanında Talabani’ye bağlı peşmergelerle PKK’lı teröristlerin eğitim yaptığını duyurdu. “Bu gelişme,
KYB’ye (Talabani) bağlı bazı güvenlik unsurlarının terör
örgütü üyeleriyle
işbirliğini
açıkça ortaya koymuştur” denildi. Kubad Talabani de, “Öldürülenler peşmergeydi, başka güç yoktu” diyerek kendilerini savundu.

Kuyruklu bir yalan bu. Kuzey Irak medyasına yansıyan bilgilere göre patlama sonrasında havalimanından 6 ceset çıkarıldı. Ancak Talabani tarafı ölü sayısını 3 olarak duyurdu. Olay sonrası ölenlerin kimlikleri saklandı. Sağlık ekiplerinin olay yerine girmesine izin verilmedi. Ölü ve yaralılar olay yerinden kaçırıldı.

Talabani’nin saklamaya
çalıştığı şey
havalimanının bir PKK kampına dönüştürüldüğü gerçeğiydi.
Havalimanında
PKK’lı teröristlere
SİHA
ve İHA eğitimi veriliyordu.
(SİHA’dan kasıt üzerine el bombası monte edilen, piyasada satılan küçük dronelar.) “Peşmergeler askeri amaçlı drone kullanımını nereden öğrendi” derseniz, onları da ABD eğitmişti.

Geçtiğimiz aylarda Kuzey Irak’ta düşen bir helikopter, PKK-Talabani hava koridorunu deşifre etmişti. Bu patlama bir başka havalimanının terör örgütüne tahsis edildiğini ortaya koyuyor. Bakalım bundan sonraki hangi olay Talabani’nin terörle kurduğu ilişkinin yeni bir boyutunu açığa çıkaracak.

#Politika
#Siyaset
#PKK
#Yahya Bostan
9 ay önce
İsrail’le yeni dönemin adı: İyileşme süreci
Kişi başı gelir ve gelir paylaşımı
Bu yönetmelik düzeltilmezse terör iltisaklılarının işe girmesi kolaylaşır (2)
Aşırı sağın yükselişi Avrupa Birliği’nin sonunu mu getiriyor?
Kültürel inkâr’dan kültürel intihar’a…
CHP ve bitmeyen değişim tartışması