|
Bireysel özgürlüğün makamsal ve tampere sistemde yansımaları – 2
Batı müziğinde bazı sesler arasında yarım, bazı sesler arasında tam perdeler bulunur. Aralarında tam perde bulunan iki ses arasında 9 mikro ses vardır. Bizim müziğimizde bu mikro seslerin her birine “koma” adı verilir. Meselâ Do sesinden 5 koma ileri gidildiğinde Do Diyez'e, Re sesinden 4 koma geri gelindiğinde de Re Bemol'e varılır. Bugün piyanoda Do ile Re sesleri arasında Do Diyez veya Re Bemol olarak çalınan ses, Bach'tan itibaren bir oktavdaki yarım seslerin dörtbuçuk koma olarak standart hale getirilmesiyle bugünkü şeklini almıştır. Bu, eşit bölünmedir ve tampere sistemdir. Bu standardizasyon sayesinde tuşlu sazlarda da bir standart oluştu. Bu eşitleme ve eşit akortlama, Keman virtüozü Yehudi Menuhin'e göre “çelişen unsurların birarada yaşamasına izin veren, uzlaşmasını sağlayan demokrasi gibidir”. Ancak Bach, bu eşit akortlamayı gerçekleştirebilmek ve diğer bütün müzik anahtarları ile çalabilmeyi mümkün kılabilmek için, bir oktavın bölünmesiyle ortaya çıkan bir komalık sesleri atmıştır, yani temizlemiştir. Evet, bir düzen, bir standart sağlanmıştır ama, bunu sağlamak için de çelişen unsurlar, yani mikro sesler sistem dışına atılmıştır. Menuhin'in ifade ettiği gibi bir demokrasi sağlıyorsunuz ama, bu demokrasiyi ses düzeni ve hayat içinde tabii olarak var olan; kullanılan sesler kadar yaşama, varolma, icrâ edilme, seslendirilme hakkı olan mikro sesleri ses âleminin dışına atarak sağlıyorsunuz. Batı müziğinin çoksesli adı verilen yapısı, mikro seslerin atılmasıyla elde edilen standardın ifadesidir. Bu, ABD'nin düzen sağlamak için siyahları ve Kızılderilileri yok sayması, Avrupa aristokrat ve burjuvasının toprakla geçinen köylüleri dışlaması, Almanya'nın ülkesinde çalışan Türkleri ve diğer yabancıları yok sayması gibi bir şeydir. Dolayısıyla çoğulculuk yoktur… ve dolayısıyla toplumsal çoğulculuğun olmamasına benzer bir şekilde, mikro seslerin atılmasıyla elde edilen müzikte de gerçek anlamda çokseslilik yoktur. Halbuki İslâmiyet ve Kur'an, bir düzen ve toplumsal standard sağlamak için hiçbir ırkı, cinsi, dîni toplum dışına itmez, onlarla birarada yaşamayı tavsiye eder. Bu anlamıyla İslâm toplumları ve medeniyeti gerçek anlamda çoğulcudur… müziği de bu çoğulculuğu yansıtır. Batı, Frankfurt Okulu'nun önemli düşünürlerinden Herbert Marcus'un da ifade ettiği gibi, tek tip insan inşâ etmeyi hedeflemiş ve bunu başarmıştır da. Bize çoksesli olarak tanımlanan aslında indirgenmiş seslerden oluşan batı müziği, batının inşâ ettiği bu insan modelinin bir yansımasıdır.

İslamiyet'in “insan” tanım ve profili, batının insan tanım ve profilinden daha farklıdır. İnsan, varlık âleminde yaratılmışların en şereflisidir ve en güzel sûrette yaratılmıştır, meleklerin ve cinlerin (Allah'ın emriyle) kendisine secde ettiği bir varlıktır. Allah'ın yeryüzündeki halifesidir, hem yaratıcısına, hem kendine, hem başka insanlara, hem tabiata karşı sorumlulukları vardır. İslâmiyet'te insanın hürriyeti, bu sorumlulukları çerçevesinde bir hürriyettir ve sınırsız değildir, insanı süflî emellerini gerçekleştirmek hususunda alabildiğince rahat davranmaktan alıkoyar. Bu, insanın yokolduğu, kaybolduğu anlamına gelmez, bilâkis başka varlıkların da yaşama ve varoluş haklarına saygı duyarak onlarla birlikte yaşamanın yollarını açar. Batının özgürlük anlayışı, “kendinden olan”la sınırlıdır. Kendinden olmayan ve kendisi gibi düşünmeyenin sesini kısma, sözünü değersizleştirme, anlamsızlaştırma, batının özgürlük anlayışının temel çelişkisidir.

İslâm medeniyetinin makamsal veya yatay müzik sistemi, her sesin kendisini duyurabildiği bir sistemdir ve her ses, başka seslerin kendini ifade etmesi kuralı çerçevesinde kendini ifade eder. Rast sesi, tek başına bir varlık olarak ve Rast sesi olarak… Dügâh sesi tek başına bir varlık olarak ve Dügâh sesi olarak… ve bir makamsal sistemdeki bütün koma sesler birer varlık olarak, bir toplumsal yapıya benzetebileceğimiz melodi içinde kendilerini, kendi varlıklarını ve seslerini ifade ederler. Makamsal sistemin yatay akışı içinde bir nağmeyi oluşturan sesler, kendi aralarında tabii ve fıtrî olarak âhenglidir. Bu sesler arasında batı armoni bilimine göre dikey (vertical) çokseslilik yapısı içinde uyumsuz hale getirilen aralıklar, makamsal sistemde uyumludur. Meselâ batı dikey sisteminin uyumsuz aralıklarını yanyana icrâ ederek, İslâm medeniyetin temel makamı olarak kabul edebileceğimiz Hicaz makamını ele edebilmek mümkündür. Batı müziğinin dikey sistemi içinde doğaçlama yapmak zordur, ama yatay sistemde doğaçlama yani serbest çalış daha kolaydır. Bu sadece enstrumanla değil, insan sesiyle de yapılabilir. İslâm medeniyetinin makamsal sisteminde her ses, kendi varlığını ifade edebilir. İslâm medeniyetinin mûsikîsi, tabiattaki seslerin korunduğu bir mûsikîdir. Oysa tampere sistemi elde edebilmek, bir standard oluşturabilmek ve batı müziğinin dikey yapısına uyum sağlayabilmek için mikro sesler sistem dışı bırakılmıştır. (Bunu, modern batı toplumlarında zencilerin, azınlıkların, yabancıların, farklı din ve etnik özelliklere sahip olanların sistem dışında bırakılmasına benzetiyorum).

Müzik, toplumları ve medeniyetleri analiz edip anlamamızı sağlamak konusunda çok önemli ipuçları vermektedir. İki haftadır ele alıp yazmaya çalıştığım konu, bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde ele alınmış değildir, orijinaldir. Fakat elbette konuyu gazete sütunlarında ele alıp incelemek kolay değildir. Bundan sonra en doğudan en batıya, değişik toplum ve kültürlerin müziklerini, bir de her sesi o toplumun bireyi gibi düşünerek dinlemeye çalışmak gerekmektedir. Belki o zaman seslerin bize farklı şeyler fısıldadıklarını duyabilmek mümkün olacaktır.

Müzik, gerçekten sadece müzisyenlere bırakılmayacak kadar önemli bir konudur.
#Müzik
#İslâm medeniyeti
#Batı müziği
8 yıl önce
Bireysel özgürlüğün makamsal ve tampere sistemde yansımaları – 2
Son perde
Kusurumuzdan kork yapay zeka!
Yangın ve körük
Söz milletin de ‘millet’ kim?
Aile nasıl kurtulur? Düşen nüfus nasıl artırılır?