|
"Kadîm mânânın rüzgârıyle"

Bir devir kapanmış, eski güzel günler ve eski güzel sözler geçmişte kalmış. Bugün zaman başka türlü akıp gidiyor, sanki hayatın "mânâsı" değişmiş, hayatın mânâsı değişince ona bağlı olarak hayatın ayrıntılarının da adetâ mânâsı değişmiş, sözün mânâsı değişmiş. İçinde yaşadığımız zaman, herşeyi öyle karmakarışık hâle getirmiş, insanın iç âleminin akordunu öylesine bozmuş ki sükûnet bulabileceğimiz, şöyle çekilip bozulan akordumuzu düzeltebileceğimiz neredeyse hiçbir kuytu, köşe-bucak kalmamış. Çok nâdir de olsa, adeta modern zamanları rahatsız edercesine, eski zamanlardan kalmışçasına bir-iki kişi çıkıp bu modern zamanların insanına nasihat eder, kulağına güzel sözler fısıldayıp onun rencide olan ruhunu okşar, iç âlemindeki kargaşayı düzeltmeye çalışır. Duyan duyar, gören görür, anlayan anlar.

"Kadîm Mânânın Rüzgârıyle", muhterem hocam Mustafa Tahralı beyefendinin, imam-hatib lisesi yıllarından başlayarak yazdığı ve yokolup gitmesine kıyamadığı için bir kenara koyup sakladığı gençlik şiirlerinden, yakın zamanlara kadar yazdığı gazellerine, ilâhîlerine, şiirlerine varıncaya kadar gönlünden kalemine ve kâğıda süzülüp akan ne varsa hepsini topladığı yeni kitabı. Kitap, Hülbe Yayınları"ndan çıktı. Kitapta yer alan şiirleri özellikle el-ayak çekildikten sonra, gecenin sükûnetinde okuduğunuzda gönlünüzün ferahladığını ve o âdetâ eski zamanlardan çıkagelmiş şâirin kulağınıza fısıldadığı hikmetli sözlerin ve nasihatlerin aklınıza ve kalbinize daha fazla işlediğini hissedebileceğinizi düşünüyorum. Mustafa Tahralı beyefendi, âdetâ bedenen burada, bugünün hızlıca akıp giden hayatı içinde ama aklen ve kalben eski zamanlarda yaşadığını düşündüğüm muhterem bir hocamdır. Kendi ifadesini –haddim olmayarak- tamamlamaya gayret ederek onunla ilgili –nâçizâne- şunları söylemeliyim; geçmiş asırlardaki irfan kültürümüzle ilgilenip onları anlamaya başlamış ve kendisini onların içinde bulmuş, daha sonra da istîdâdı ölçüsünde o öz, şekil ve muhtevâda, ama yer yer veya gerektiğinde daha farklı bir "form" ile birşeyler söylemiş ve yazmıştır. Onun şiirlerini güzel bir Alâeddin Yavaşça veya Cinuçen Tanrıkorur bestesinde dinleyebilir ve meselâ Sirkeci Merzifonlu Câmii"nde, bu câmi için veya merhum Bekir Sıdkı Sezgin hocamın vefatı için düştüğü tarihlere rastlayabilirsiniz.

Mustafa Tahralı, eski dilimizi iyi bilir ve o dili hakkını vererek kullanarak şiirler yazar. O şiirlerden kıymeti bilinerek ve hakkı verilerek bestelenenler de olmuştur, Mustafa Tahralı gibi bu zamanda yaşayan âdetâ bir eski zaman insanının şiirlerine beste yapmış olmak ve böylece o güçlü şiirin kanatlarında yükselebilmek amacıyla bestelenenler de. Bestekârın, şiirin hakkını verebilmesi için en az şâir kadar bu işe emek etmesi gerekir. İnsan "Keşke Hâfız Post kadar, Itrî kadar, Dede kadar güçlü bir bestekâr bu güzelim şiirleri besteleseydi" diye düşünmeden edemiyor.

Muhterem hocam Tahralı, kelâmın hakkını veren müstenâ bir şahsiyet, bir eski zaman şâiridir. 1995 yılında yazmış olduğu şu kıt"a hocanın, şiirin hakkını verdiğinin bir isbâtı değil midir?

"Sorsam a gönül derdime dermân erişir mi ?

Firkat-zedesin vuslata fermân erişir mi ?

Bin âh ile yanmış görünen sînene bir gün

Hünkâr dediğin, yâr dediğin cân erişir mi ?"

10 yıl önce
default-profile-img
"Kadîm mânânın rüzgârıyle"
İktidar ve Filistin: Yiğidi öldür, hakkını yeme
2023 yılında ekonomik büyüme
Kamu personelinin sesi olmaya ve sorunlarını gündeme taşımaya devam ediyoruz
Bin yıllık büyük oyun: Fars emperyalizmi ve Şiî yayılmacılığı (I)
Türkiye’nin diplomasi karnesi: Antalya Diplomasi Forumu