Yazarlar Lafla peynir gemisi yürür mü?

Lafla peynir gemisi yürür mü?

Yaşar Taşkın Koç
Yaşar Taşkın Koç Gazete Yazarı

Winston Churchill 1914'te İngiliz filosuyla çarpışıp sonra Boğazlardan içeri giren ve nihayetinde Türk bayrağı çekilip satın alındığı açıklanan Goeben zırhlısı için “Ortadoğu halklarına daha önce hiçbir geminin taşımadığı ölçüde katliam, sefalet ve yıkım getirmiştir” der.
Churchill Osmanlı'nın Yavuz adını verdiği geminin Türklerin savaşa girmesine neden olduğu ve böylece savaşın Ortadoğu coğrafyasına taşındığını, yaşanan bütün acıların sorumlusu olduğunu böyle ifade ediyor.
Kendisi tarihin gördüğü en pragmatist politikacılardan ve en büyük yalancılardan olduğu için böyle bir cümle kurması şaşırtıcı değil. Ta 1912'de Osmanlı'nın İngiliz firmalarına sipariş ettiği Reşadiye ve Sultan Osman dretnotlarına el komayı düşünen bu zat bizzat Osmanlı'nın Almanya safında savaşa girmesini tetikleyen birinci kişidir.
Kurduğu afili cümlelerle tarihi tersinden anlatmaya meraklı, kendi açık hata ve suçlarını örtmekte mahir Churchill'in yalanı da belki bir asırdır hakikat muamelesi görüyor.
Kazım Karabekir'in anılarında “Eğer İngiltere iki dretnottan birini verse belki de savaşta tarafsız kalırdık” dediği bu dretnot işinin Türkler üzerinde nasıl bir etki yaptığını ne Londra ne Churchill kendi elçilik uyarılarına rağmen hiç takmamıştı o zaman.
Yaptığı konuşmalarında ortaya çıkan Türk düşmanlığı Lordlar Kamarası'nda bile şaşkınlıkla karşılanan 40 yaşındaki dönemin İngiliz Bahriye Bakanı halkın bağışlarıyla yaptırılan Reşadiye'ye ve Fransız Bankası'ndan yüzde 20 gibi korkunç yüksek faizle alınan parayla ödemesi tamamlanan Sultan Osman dretnotlarına el koyarken çok fütursuzdu.
İki geminin Osmanlıya maliyeti 6 milyon lirayı bulmuştu ve bu miktar devletin bütün savaş hazırlıkları ve seferberlik masraflarına eşit çok çok yüksek bir meblağdı.
Evli çiftlerin bile alyanslarını bağışladığı, resimleri gazetelerde, ipek mendillerde işli bu gemilerin hayalini kuran toplumda bu el koymanın, parası ödendiği halde gemilerin teslim edilmemesinin ne anlama geldiğini umursamamışlardı.
Sonra savaşın kazanan tarafı olunca tarihi de istediği kadar çarpıtabileceğini bilen bu politikacı işte girişte alıntıladığımız cümlesiyle Reşadiye ve Sultan Osman gemilerine tam bir hukuksuzlukla el koyuşunu değil, bunun karşılığı olarak sunulan gemiyi suçlayarak kendi hatalarını örtbas etmeye çalışıyor.
Sonra Çanakkale'de elini kolunu sallayarak geçeceğini düşünen Churchill ve onun gemileri hayatlarının dersini aldılar 18 Mart'ta. Arkasından daha büyük bir hatayla on binlerce İngiliz, İrlandalı, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Hintli, Fransızın orada ölmesine neden oldular. Bütün bu gelişmeler en büyük müttefiklerinden Rusya'da rejimin çökmesine de neden oldu.
Küçümsedikleri, hor gördükleri, resmi yazışmalarda hakaretle andıkları Türkler 4 savaş yılı boyunca burnundan getirdi İngilizlerin. 1922'de hem İstanbul'dan hem İrlanda'dan çekilmek zorunda kaldı.
Çok da sürmedi dünya sistemi patronluğu, 40 yıl sonra ABD'ye devretti bunu da.
1. Dünya Savaşı'nın ve bu savaşa Osmanlı'nın Almanya yanında katılmasının sorumluları arasında İngiltere de bizzat Churchill de var. Bu hatalarının hesaplaşmasını kendileri ne kadar yaptı, yapıyor onların sorunu.
1939'da yine bir cihan savaşı yaklaşırken diğer bütün ülkelerin siparişlerini iptal ederken Türkiye Cumhuriyeti'nin taleplerini öncelikle yerine getirmeleri 1914'ten ders aldıklarının ispatı bir anlamda.
Ama tarihi tersinden anlatacak, hep kendilerini haklı gösterecek yalanları kitaplarda olsun boca etmeye devam etmelerini seyredecek değiliz.
İşte bu bilgilerin çoğunu öğrendiğim Serhat Güvenç'in İş Bankası yayınlarından çıkan Osmanlıların Dretnot Düşleri isimli kitabı çoğu İngiliz belgesiyle bu durumu gözler önüne seriyor.
Tarihimizin önemli bir kırılma anı ve toplum belleğinde yer almış unutulmaz bir yarayı hatırlatmamın bugünle çok ilgisi var; yalan ne kadar gerçekçi olsa ve ne kadar çok taraftar bulabilse de yine de yalan.
Yalanla hayat değiştirilemiyor ancak acılar artırılıyor.
Kalleşçe yöntemlerle bu ülkenin insanlarını ayırd etmeden öldüren bir örgüt ve onunla ilgili onca yalan yoğun medya desteğiyle bugün görmezden gelen ve inanan bir bölük insan bulmuş olsa da tarihin PKK'yı da bu yalanları da nasıl yazacağı çok açık.
Kendine solcu, demokrat, liberal deyip sonra meselâ zor koşullar altında çalışan Kürdü benzer koşullar altında yaşayan Türkle düşman yapmaya çalışan, onların hayat şartlarına dair zerre olumlu katkıda bulunmayan bir anlayışı desteklemenin akılla vicdanla ideolojiyle bağdaşır yanı var mı?
Muhtemelen yukarıdaki olayların geçtiği bütün yazışmalarda Paris, Moskova, Berlin, Londra'nın Osmanlı yerine sürekli “Türk” kelimesini kullanmış olması bu topraklardaki gazeteci, akademisyen çoğunluğunun tüylerini diken diken ediyordur. Çünkü onlar yabancıların ortak adımız olarak kullandığı şemsiye kelimeyi, ortak bir ruh ve kültürü tanımladığını bildikleri halde etnik kalıp içinde kullanmanın yolunu açmaya çalışıyor.
Nihayet gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar; savaşın kazananı olarak caka satan, üste Sir unvanı alan Winston Churchill bile gerçeği ancak bu kadar süreyle eğip bükebiliyor.
Yalanla kurmaya çalıştığınız şeyin sonu belli de olan arada yaşanacak acılar olacak sadece.
Size değil, yalanlarınıza değil, sonunda kazanacak olana da değil şu güzelim bayram arefesinde sadece yaşanacaklara üzülüyorum.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.