Yazarlar Bu nasıl bir modernlik şu nasıl bir nostalji?

Bu nasıl bir modernlik şu nasıl bir nostalji?

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Dünyanın veya insanın sürekli bir ilerleme veya evrim süreci içinde olduğu düşüncesi modern insanın en büyük ideolojilerinden birisi. İlerleme, bugünün dünden iyi, geleceğin de bugünden iyi olacağını telkin eder sürekli. Bu yüzden geçmişe doğru gittikçe göreceğimiz şeyin bir kötülük veya ilkellik olması bu düşüncenin ampirik değil, mantıksal sonucudur.

Aynı şekilde gelecek tasarımlarımız da elimizdeki gerçek veriler ışığında neler yaşayabileceğimize dair gerçekçi çıkarımlardan ziyade yine mantıksal çıkarımlara dayanıyor. Evrim düşüncesi o yüzden ampirik olmaktan ziyade mantıksal düzeyde ispatlanır, çünkü mantıksal olarak ilk başta kabul edilen öncülümüz dünyanın geriye doğru gidildikçe hep daha ilkel, daha kötü veya daha basit olduğudur.

Bu öncülü hiç sorgulamadan kabul edip iyice benimsediğimizde bütün geçmiş ve gelecek tasavvurlarımız da kaçınılmaz olarak buna göre şekillenir. O yüzden geçmişte, çok geçmişte yaşamış bazı insanların geliştirmiş olduğu teknolojileri hasbelkader öğrendiğimizde çok şaşırıyoruz, çünkü eskilere bu kadar zekâ, bu kadar karmaşık davranışlar, bilgi veya derinlik yakıştırmamaya şartlanmış oluyoruz. Aslında bütün bir arkeoloji söylemi bir yandan da tarih öncesinde yaşayan insanların zanlarımızı sarsan yanlarına hayret etmemizi sağlamak üzere işler.

Geçmiş insanlarda gördüğümüz bir parlaklığa yönelik hayret ve beğeni, yine de son kertede onlara yönelik bir beğeniden ziyade kendimize yönelik bir beğeniden kaynaklanmaktadır. O kadar çok beğeniyoruz ki kendimizi, atalarımızda bizimkine benzer gördüğümüz bir parlak fikir veya eylemlere büyüklere özgü bir takdir ve itiraf gönderiveriyoruz.

DÜNYA HAYATI BİR GURURDAN (ALDANIŞTAN) İBARETTİR

Modern insanın bu kendine hayranlığı, kendini merkeze alışı, kendi zamanını, mekânını, benliğini her şeyin merkezine koyması aslında müteselsil olarak hem geçmişin birikimine karşı bir kibre hem de ırkçılığı, etnosentrizmi ve milliyetçiliği de besleyen bir vehme, bir gurura dayanıyor.

Gurur Türkçe kullanımında bir beşerî hastalık olarak insanın büyüklenmesinin bir ifadesi ama Arapça kökeni yanılma, yanılsama ve aldanışı ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de de dünya hayatının “aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey olmadığı” anlatılırken “aldatıcılığı” ifade eden kelime “gurur”dur.

Kendini çok önemsemek, dünyanın veya kendisine emanet edilmiş, bahşedilmiş her şeyin kendisine ait olduğunu zannetmek insanın en büyük gururu, aldanışı. Bu ihsanın şükrünü eda etmenin yolu hiçbir şeyin kendisine ait olmadığının derin şuurudur önce. Bunun yerine bu gururu azdırmanın yoluna gitmek zarar içindeki insanın tipik durumudur. Irkçılık bu gururun, bu aldanışın en derin biçimidir.

İLERLEMECİ GURURA KARŞI NOSTALJİ GURURU

Bu gururun yol açtığı zarar ziyanın bir başka veçhesi de aslında paradoksal gibi görünse de modern dünyanın baş döndürücü değişim hızının alıp götürdüklerine karşı gelişen nostalji duygusudur. Modern edebiyatın önemli bir kısmı da geçmişi yüceltirken bugün yaşanan her şeyin kötüye gittiğinden dem vurur. Modern hayatta gelişen nostalji duygusunun bir handikapı bunun alabildiğine modern bir tüketim konusu haline hızla dönüşmesidir.

Geçmişe dair algılar, gelenek tasavvurları bugünün bakış açısı ve motivasyonlarıyla yeniden icat edilip kutsallaştırılır. Bunlar modern hayata karşı konuşlandırılırken, modernliği besleyen bir araca dönüştükleri fark edilmez bile.

Modern şartlarda, buraya ait olmayan bir hayatın veya geleneğin iddiası da başka bir gurura dönüşür. Hem aldanış anlamında bir gurur hem de başka yaşam tarzlarına karşı üstenci bir dil ve duruşla tezahür eden bir gurur. Oysa İbn Haldun gerçekçiliği bize geçmişte, sırf geçmiş olması dolayısıyla kutsanacak, daha iyi görülecek hiçbir yan olmadığını yeterince anlatmıştır. Geçmiş bugüne tıpa tıp benzemektedir, suyun suya benzediği kadar.

Dolayısıyla nostalji belki bireysel hayatlarda bir insanın gençliğine, daha sağlıklı zamanlarına duyulan bir özlem olarak anlaşılabilir ama tarihsel olarak her şeyin daha kötüye gittiği yönünde bir tarihsel kötümserliğe gerekçe oluşturamaz.

SOSYOLOJİYE NE İŞ DÜŞÜYOR?

Bugün ağzını açtığında Türkiye’de sağlıkta, ekonomide, eğitimde ve hukukta her şeyin kötüye gittiğini rahatlıkla söyleyebilenleri gördükçe aynı şeyleri yaşamış olup da insanların nasıl olup da taban tabana zıt fikir ve ruh hallerine ulaşabildiklerine hayret etmemek mümkün değil. Ancak hayret verici bütün gelişmelerin de bir açıklaması oluyor.

Türkiye’de son yirmi yıl içinde sağlık, ekonomi, ulaşım, eğitim, şehirleşme, sanayi ve üretim alanında baş döndürücü bir gelişme kaydedildi. Bu gelişmeler rakamsal olarak ifade edildiğinde manzara gün gibi net.

Yirmi yıl önce Türkiye’de sağlık hizmetleri dünyanın en düşük düzeylerinde seyrediyordu. Bugün Türkiye bir sağlık turizmi hedefi haline gelmiş durumda. Bu bile yeterli bir gösterge. 76’dan 207’ye ulaşan üniversite sayısı, 8 milyonu geçen üniversite öğrenci sayısı (ki, bunun ayrı sakıncaları ve olumsuz yan etkileri üzerinde ayrıca durmak gerekiyor), savunma sanayii alanında yüzde yetmişleri geçmiş kendine yeterlilik oranı, kurumsallaşmış sosyal hizmetler, son derece kaliteli turizm altyapısı vs.

Bütün bu gelişmelerin toplumun her kesiminde aynı duyguları harekete geçirmiyor olması tam da sosyolojiye, tabii ki ideolojik zincirlerinden büyük ölçüde kurtulmuş sosyolojiye, önemli iş doğuran bir konudur.

Bütün bu gelişmelerin herkesi aynı derecede memnun etmemesi son derece doğal, ancak bütün bu gelişmeleri görüp memnun olduktan sonra ruh hali değiştiği için bakışı ve görüşleri değişenlerin durumu nedir?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.