Yazarlar Milletin yeni vasi"lere ihtiyacı yok

Milletin yeni vasi"lere ihtiyacı yok

Yasin Doğan
Yasin Doğan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Demokratik rejimlerle vesayet rejimleri arasındaki fark kimin iradesinin ülke yönetiminde söz sahibi olduğudur. Darbelerle kesintiye uğrayan Türk demokrasisi asıl mücadeleyi normal demokratik yaşama geçtiği dönemlerde vermiştir. Askeri müdahalelerden sonra vesayetçi anlayışı hakim kılan düzenler oluşturulmaya çalışılmıştır. Asker gerek darbelerde gerek darbe sonrası dönemlerde sadece kullanılan bir enstrüman olmuştur. Bürokrasi, sermaye ve medya gibi farklı güç odakları millet üzerinde "vasi" rolünü elden bırakmamaya çalışmıştır.

Milleti aklı yetmeyen çocuk gibi gören vesayetçi anlayış, her devirde farklı görünümlerle ve farklı aktörlerle geleneğini sürdürmeye çalışmıştır.

Darbeci anlayışla mücadele eden AK Parti Türkiye"yi demokratikleştirdikçe vesayetçi odakların farklı türdeki saldırılarına maruz kalmıştır. Siyaseti dizayn etme hastalığı, vesayetçi ve darbeci kültürün temel karakteristiğidir.

Hatırlanırsa bir dönem milli güvenlik siyaset belgelerinde tarımdan hayvancılığa, gen mühendisliğinden ticarete kadar her konu yer alırdı. Her konu milli güvenlikle ilişkili görülür, milli güvenliği ilgilendiren her konuya da askerin karışması gerektiği düşünülürdü.

Oysa demokrasiden kasıt ülkeyi yöneten meşru iktidarın temel politikaları belirlemesidir. Terör sorununun nasıl çözüleceğine kim karar verecektir? Güvenlik bürokrasisi mi, seçilmiş hükümet mi? Türkiye"nin Suriye politikasına, İsrail politikasına, genel dışpolitikasına kim karar verecektir? Son günlerde hükümetin politikalarını dizayn etmeye çalışan bir anlayış görüyoruz. Bu ister askeri bürokrasiden gelsin, ister diğer güvenlik bürokrasisinden, isterse yargı bürokrasisinden... Bunları hepsi aynıdır. Hiçbir kurum yasama ve yürütmeye politika dikte edemez!

Biz darbeci anlayışa da, vesayetin her türlüsüne de karşı olmak durumundayız. Kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin... Demokratik duruş bunu gerektirir.

Darbe davaları devlet içindeki çeteleşmeyi ortaya çıkarmıştır. Ancak devlet içinde her türlü paralel yapılaşma ve ekipleşme aynı mahiyettedir. Devlet gücünü kullanarak devlete ve hükümete siyasi operasyon yapan her kimse aynı kategoride yer alır.

Politika belirlemeye, hükümete siyasi ayar vermeye, siyaset alanını tanzim etmeye soyunan her yapı demokrasinin ve hukukun altını oyar.

Devlet kurumları içindeki hastalıklı yapıların ortaya çıkarılması, bu kurumların saygınlığı ve güvenilirliği açısından da önemlidir. Son dönemde yargı faaliyetlerinin sorgulanmaya başlaması da üzerinde durulması gereken bir konudur.

Vesayet rejimi konusundaki hassasiyeti bilinen Fuat Keyman geçen Ağustos"taki bir yazısında şunları söylüyordu: "2007"de başlayan yargılama sürecinde bugün geldiğimiz noktada, doğru ile yanlışın, hukuk ile hukuksuzluğun, adalet ile adaletsizliğin iç içe geçtiği bir kafa karışıklığı, bir kördüğüm içindeyiz. Ünlü hukukçu Ronald Dworkin, "demokrasinin pekişmesi için, toplumun hukuku sorunlarını çözen temel alan olarak görmesi ve bu bağlamda, hukuka güveninin yüksek olması gerekir" der. Bugün, Türkiye"de, hukuka güvenin değil aksine güvensizliğin olduğu ve yargı alanın toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bir işlev gördüğü bir noktadayız. Vesayet rejiminden demokratik hukuk rejimine geçemiyoruz."

Evet, vesayet rejiminden hukuk rejimine geçiş için çok yönlü bir mücadele ortaya koymak gerekiyor. Vesayet rejiminin önünde duran tek siyasi hareket AK Parti olmuştur ve bugün devrilmeye çalışan iktidar ancak bu anlayışa karşı mücadele verebilir. AK Parti girdiği her seçimde darbeci ve vesayetçi dalgayı kırmış, önemli rahatlamalar sağlamıştır.

Bu mücadelede genel yargı reformu kadar topyekün bir anayasa değişikliğini başarabilmek de büyük önem taşımaktadır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.