Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar IŞİD"i doğuran kültür ve onu kullanan akıl
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

IŞİD"i doğuran kültür ve onu kullanan akıl

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı
Öncelikle kabul etmeliyiz ki, IŞİD adıyla ortaya çıkan hadise basit bir kaç nefret cümlesiyle karşılık verilebilecek veya, "Gerçek, ılımlı, hakiki" sıfatlı İslamlara müracaat edilerek çözümlenebilecek bir hadise değil. Olay sanıldığından çok daha karmaşıktır.

Kuşkusuz ideolojik çerçevesi İslam dünyasında tarihte her zaman çıkabilecek bir aşırılıktan besleniyor. Hz. Peygamber zamanında bile İslam"ın bizzat Allah Resulü tarafından sergilenen mükemmel örnekliğinden tatmin olamayıp daha fazlasını yapmanın daha doğru olduğunu zannedenler olurdu. Bir Ramazan günü gerçekleşen Bedir gününün savaş şartlarında Peygamber orucunu açıp ashaba da açmayı tavsiye ettiğinde, takva adına buna direnenlerin olduğu rivayet edilir.

Yine ashab arasında bütün günlerini oruçla geçirmenin, kadınlara yaklaşmamanın daha takvalı bir davranış olduğunu sananlar olmuştu da Allah Rasulü"nün meşhur uyarısına, insan fıtratına, bedenin arzularına da saygı duymayı vazeden uyarısına muhatap olmuşlardı.

İslam dünyasında Harici temayül her zaman potansiyel bir sorun olmuştur. Görünürde son derece basit doğrulardan hareket ederek Müslümanlar arasındaki tartışma zeminini de felç eden mutlakçı sonuçlara ulaşan bir yaklaşım sergiler. Hz. Ali"ye karşı "hüküm Allah"ındır" diyerek, tartışılamayacak bir ilkeyi yükselttiklerinde, Emirül Mümininin neredeyse yürüyen Kur"an haline gelmiş varlığına vandalca saldırıda bulunmuş oluyorlardı. Hz. Ali bu çıkışı "onlar doğru söylediler, ama doğruyu yerinden ettiler" diyerek tabir etti.

"Doğruyu söyleyip batılı kast etmek" veya doğruyu tartışılamayacak, düşünülemeyecek, konuşulamayacak hale getirmek... Harici tutumun İslam tarihinde her zaman düşünceye ve siyasete karşı böylesi bir vandalizmi temsil ettiğini görüyoruz.

İlk anda bir siyasal tutumun daha fazlasını, daha sıkısını, daha radikalini talep eder görünür. Oysa insan fıtratına karşı duran radikalizm, dini hayattan koparır, zeminini kurutur, manasını tahrip, iradesini felç eder.

Daha da kötüsü, bu radikalizmin kitlesel bir rağbet görmesidir. Günümüzün kitle iletişim aygıtlarıyla her türlü mesajın aşırı derecede çoğaltılabildiği ve etkisinin de yine aşırı derecede artırılabildiği bir ortamda sözün veya mesajın hiç bir anlamı kalmaz. IŞİD eliyle aşırı derecede gözün içine sokulan "İslam" "İslam Devleti", "Allahu Ekber", "Resulullah", "selef", "cihad" gibi kavramları, bunlara eşlik eden ölüm ve şiddet pornografilerinin etkileriyle bir kez daha tasavvur edin isterseniz. IŞİD"in tahrip etmeye yöneldiği, İslami siyasetin bütün kavram setinden ve siyasal meşruiyetinden başkası değil.

Her biri bir popüler kültür nesnesine dönüşen bütün bu semboller, küresel ölçekteki pazarda mutlaka ciddi bir müşteri kitlesi bulur. Pazarda talep yaratıldığında başarılı bir sunuma bile gerek kalmaz, müşteri aradığını bulur.

Kuşkusuz IŞİD gibi yapıların bu alanda faaliyet gösteren firmalar olarak parlamasına yol açan bu pazarın yönetimi bir tarafıyla Ortadoğu"da izlenmekte olan Batılı politikalarla yakından ilgilidir.

İşin o yanına gelince, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından George W. Bush"un, olaya oldukça naif karşılanan bir tepkiyle şu soruyu soruşunu unutamıyoruz: "Bizden neden nefret ediyorlar?"

Bu sorunun altında ABD"nin Ortadoğu"nun kalkınması için ne kadar büyük fedakarlıklar yapmakta olduğuna dair detaylı bir muhasebe vardı. Bu detaylar arasında ne ABD"nin soğuk savaş yıllarının başından beri Orta Doğu halklarına musallat olmuş uzun ömürlü diktatörlere verdiği koşulsuz desteklere ne de İsrail"in bölgenin bağrına bir hançer gibi saplanmış varlığına, Filistinlilere karşı işlemekte olduğu insanlık suçlarının her şeye rağmen ABD"nin sonsuz şefkatiyle hoş görülmesine dair en ufak bir değini vardı.

Bugün IŞİD"in veya El-Kaide"nin veya faaliyetlerinin bir yerlerde planlanmış olma ihtimalini yok saysak bile, Ortadoğu"da sürekli beslenen bir şiddet ortamının ürettiği bir nefretin sonucu olduğunu kimse görmezden gelemez. Aslında Bush"un sorusunun cevabından ziyade bu soruyu gerçekten inanarak sormuş olması daha fazla hayreti mucipti. O kadar ki, Bush"un gerçekten bu sorunun cevabını merak ettiğine inanmak mümkün değildi. Çünkü Ortadoğu"da ABD"nin hem mevcut rejimlerle hem de İsrail ile mevcut ilişkisinin ona karşı nefretten başka bir şey üretmiyor olduğunu görmemek mümkün değil.

İnsanların kendi hayatlarını iyileştirmeye dönük çabalarının ve arayışlarının bir ifadesi olarak siyasal zemin felç edildiğinde kynizm, radikalizm ve şiddet içerikli tepkilerin ortamı belirleyici tutumlar haline gelmesi gayet doğaldır. Bu tutumların belirlediği ortamda siyaset şu veya bu gerekçelerle askıya alınır ve olağanüstü haller süreklilik kazanır.

IŞİD benzeri yapıların İslam kültüründen yanlış-beslenme sonucu olarak görülebilecek bir yanları elbetteki var ancak bugün bu şekilde ortaya çıkışında İslam kültürünün patoloji performansını çokça aşan başka bir boyut var.

IŞİD ne kadar bu kültürün ürünü ve ne kadar onu araçsallaştıran aklın bir sonucudur? Bu soruya ihtimamla eğilmek gerek.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.