Yazarlar Off-roadçularla spor otomobilciler arasındaki farklar

Off-roadçularla spor otomobilciler arasındaki farklar

Yusuf Dinç
Yusuf Dinç Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Off-roadçuları dev görünümlü maskülen araçlarla trafikte seyahat etmelerinden bilirsiniz. Otoyollar kendilerine zulümdür ama dikkat edilirse yapılı araçlarının verebileceği özgüvene rağmen kimseyi rahatsız etmezler. Çünkü dev araçlarının içinde koca bir kalp taşırlar. Fert oldukları kadar topluluk halinde hareket ederler. Zor şartları iyice zorlarlar ama hiçbir arkadaşlarını yarı yolda bırakmazlar. Hayata dayanışma zaviyesinden bakarlar. Yolda kalıp bir off-roadçuya denk gelen şanslıdır. Onları kar yağıp da İstanbul’daki bütün yollar kapandığında birçok insana yardım ederken de gördük.

Trafikte bir de spor otomobilciler vardır. Yarış iştahı içinde tüm bireysellikleriyle ufak ebatlı araçlar kullanmalarına rağmen diğer sürücüleri taciz eder dururlar. Kimseyi tanımaz basar geçerler. Yalnız ve sadece kendileri önemlidir. Onlar için diğer araçların trafikte olma hakları dahi yoktur. Yollar gibi diğer her şey onlar için vardır. Tüm bakış açılarını rekabet zaviyesinden örgütlemişlerdir. Maalesef akaryakıt istasyonları dışında kimseye bir fayda sunma gayeleri yoktur.

İşte, doğru iktisadi yaklaşımla kapitalist yaklaşım arasındaki fark tıpkı off-roadçularla spor otomobilciler arasındaki fark gibidir. Dayanışma ve rekabet farkı.

Üstelik dayanışma rekabeti dışlamaz, kardeş rekabetiyle disipline eder. Rekabet ise dayanışmayı dışlar. Zaten rekabet, dayanışmanın ortadan kaldırılması demektir. Rekabeti kabul etmek, mesela, fair-play halini ödül verilmesi gereken olağanüstü istisnai bir duruma dönüştürür. Fair-play nadiren görülürse sosyal ağlarda sonsuz kere paylaşılır. Sosyal ağalardaki bu eğilim, insanlığın dayanışmaya susadığını da gösterir.

Kapitalizmin sonuna gelinmiştir. Davos gibi etkinliklerde bu gerçek konuşulur hale gelmiştir. Evet, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu sancıların yegâne gerekçesi olan kapitalizmin sonuna gelinmiştir. Tüm dünya bir arayış içindedir. Türkiye de bu arayışta İslam iktisadıyla önü çeken ekonomilerden birisidir. İslam iktisat düşüncesi, binlerce yıllık İslam iktisat tarihinin merkez değeri olan dayanışma paradigmasıyla bu arayışta öne de çıkmaktadır.

Kapitalist çevreler, son yıllarda rekabet ile dayanışma arasında bir denge kurulması ihtiyacını güçlü biçimde dile getirirken bu bağlamda eserler kaleme alınmaya başlamıştır. Artık dünya bir kırılımın eşiğindedir.

Türkiye’nin kendi değerleriyle iktisadi düşünceye yön vermesi ilk 10 ekonomi hedefinin tutarlılığıyla da ilişkilidir. Neden böyle bir tespitte bulunduğumu daha önceki yazılarımda paylaştığım bazı verilerin güncellerini vererek açıklayayım; öncelikle Türkiye gayrisafi yurtiçi hasıla sıralamasında IMF’in son çeyrekten önceki Ekim 2021 verisine göre 21. sıradadır (son çeyrekteki %9’luk büyüme hesaplamalara katıldığında sıralamadaki yeri ilk 20 içine girebilir.) Diğer taraftan Dünya Bankası Ekim 2021 verisiyle satın alma gücü paritesine göre 11. sıradaki ekonomidir. Kişi başı gelir bakımındansa 50. sıralardadır. Gelir adaletini ölçen Gini katsayısı bakımındansa gelişen ekonomilerden daha iyi gelişmiş ekonomilerden daha geri bir yerdedir. Hedefin tutarlılığı bakımından Türkiye bu her üç sıralamada da ilk 10 arasında olmalıdır.

Kişi başı geliri, gelir adaletiyle beraber iyileştirmek için İslam iktisadı bir rol oynayabileceğinden, hedefle İslam iktisat düşüncesi arasında bir ilişki kurulabilir. O yüzden bu iktisadi düşünce okulu ile ilk 10 ekonomi vizyonunu bağlantılı görürüm.

Peki, bu hedef gerçekten ulaşılabilir mi? Uluslararası ölçekteki araştırma kurumlarının ve örgütlerin bir kısmının 2050 ve sonrası itibariyle gayrisafi yurtiçi hasıla sıralamasında Türkiye’yi gördükleri yer bir fikir verebilir.

PwC düzenli olarak tahminler yayınlıyor ve Türkiye ilk 10 içindeki veya eşiğindeki ekonomi olarak raporlanıyor. Bloomberg’in tahmini ilk 10, Carnegie Vakfı’nın iyimser senaryosundaysa Türkiye ilk 11’de raporlanıyor. OECD’nin de uzun dönemli tahminleri var ve 2060 tahminini göre Türkiye, ilk 5 ekonomi arasında gösteriliyor. OECD’nin ilk beşi bugünkü verilerle küresel ölçekte ilk 10’daki ekonomilerdir. Bu yazıyı biraz da dünyanın, Türkiye ekonomisinin geleceğini nasıl gördüğü Türkiye tarafından anlaşılsın diye kaleme aldım. (Açıkçası Türkiye ekonomisinin, son zamanlarda içine düşürüldüğü manipülasyonlara bakarak kendi paydaşları tarafından yeterince tanınmadığı anlaşılmaktadır.) Gerçekten de bu hedef ulaşılabilir.

Ve böyle bir başarıyla dünyaya kendi paradigmasından daha iyi bir ekonomi kurulabileceğini gösterme imkânı da bulunabilir. Çünkü rekabetçi zaviyeden yaklaşılırsa ilk 10 ekonomiden birisi olup kendi içinde dengesiz bir sosyal yapı ortaya çıkarması riski de vardır.

Daha ötesinde Türkiye’nin ilk 10 ekonomiden birisi olması bence zaten paradigmasını dayanışmaya kurmasıyla mümkün olabilir. Hatta ancak böyle hedefini doğru gerekçelendirme ihtiyacını karşılamış olur.

Kaynaklarnhttps://www.bloomberg.com/graphics/2020-global-economic-forecast-2050/nhttps://www.pwc.com/gx/en/research-insights/economy/the-world-in-2050.html#:~:text=As%20a%20nresult%2C%20six%20of,fall%20below%2010%25%20by%202050nhttps://data.oecd.org/gdp/gdp-long-term-forecast.htmnhttps://carnegieendowment.org/files/World_Order_in_2050.pdfn

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.